k a r a l a m a  d e f t e r i   // 

eski lokomotifler ve yaşlı blues köpekleri


'Vakıa, genç adam masadan kalkmak mecburiyetini hissedip, bir lahza tereddüt iklimine ayak basmış gibi adeta arzuyla iç geçirip titreyerek sessiz ve durgun kaldıktan sonradır ki kapıya yöneldi. Genç kadın başını eski bir mecmuanın renkli artistlerine doğru kaydırmış, sessiz ancak rahatsızlık uyandıran halin geçerek yerini  eşyayla uyumlu bir sukuta bırakmasını bekliyordu.' 
(mahallemizde yav hav hav diye havlayan bir köpek var)



(neden hiç kimse dinlemiyordu bu köpeği?)


neden hiç kimse anlamıyor onu?

                 
                 
  // Hala Hayatta Olan Bazı Yaşlı Adamlar

(“kanun, olguya yaklaşmaya çalışır” isimli teklilerinden)




kurabiye canavarı, hayvanadam ve tazmanya şeytanı trio bir Jazz Band kursalar adı ne olurdu?

bad feedback..?

temporary folder..?

                      olağan şüpheliler..?  



pause .










notes

KARANLIKLAR LORDU & feat: CEHENNEMİN EFENDİLERİ

put your tex here
 aliceonthebicycle




‘...buraya gelen Avrasya sirkinde kadın polisi ısıran zencinin aslan terbiyecisi olduğunu öğrenince çok güldüm. Hart diye ısırmış kolunu kadının.’








Çocukken tanımadığımız başka çocukların yakınlarına oturup şişt şişt der,  eğer bakarlarsa “sen her şişt diyene bakar mısın?” derdik. “Bakmam ama senin gibi çok gerizekalıysa bakarım” diye kızların uydurduğu apaçık olan ve pek tutmamış bir cevabı vardı.


Papa ve Ben





O bölüm de komikti ama bulamadım. Papa şehrimize geliyordu ve yanında da patrik vardı, bütün yolları kapatmışlardı ve biz de işe gitmeye çalışıyorduk.









mimaride boşluğun nasıl kullanıldığını bütün köpeklere sorduk, hepsi Hav dediler




Mekan önerisi (rmn)Ural dağlarında, bir tuz madeninin üzerine kurulmuş Berezniki kenti maden tünellerinin çökmesiyle 1980'lerden beri suya gömülüyor. Eskiden 140 bin kişinin yaşadığı kent, Rusya'nın Atlantis'i olarak anılıyor.



  • Hiçbirşeye değmez.


Doğrusu; hiçbirşey hiçbirşeye değmez;
Çünkü bunlar başka başka şeylerdir.



başlık: köpekler depresyona girmez, sadece bazen canları sıkılır


...atkımı kaybettim, belki de evdedir ama, almamışımdır yani. Yağmur hızlanınca bir kahve dükkanına girip, üst katlardan birine oturup caddeye baktım. Işıklı iş yerleri, mağazalar ve pek çok üst katlar, yazıhaneler, seyahat firmaları.

Siyah bir sokak köpeğine karşıdan gelirken öylesine takılmak için "Hav hav hav" dedim. Köpek o kadar şaşırarak baktı ki. Yani bu benim repliğim, neden rol çalıyorsun gibi. Neredeyse ayıpladı beni ve havlamadan, koklamadan geçip gitti. 'Seninle mi uğraşacağım, ne enteresan tipler var ya hav hav havmış   



bölüm isimleri gibi : dördüncü kattaki adam. ya da. bugün. geceyarısından sonra. beton duvarlar esneyemez, sadece parçalanırlar. iki kere ikinin dört etmediği bir gerçeklik var ve pek o kadar eğlenceli değil. bazı şeyler sadece şaka olarak kalmalıydı. dünyanın düz olduğu zamanları özleyen ilkel bir yan var, eski yalın hayatları anımsayan, oysa düşününce çok sıkıcıydı.

Ona göre yeryüzünü ve gökyüzünü oluşturan şeylerin renkleri eski Sümer ve Kuzey Panteonlarında tanrıların oylarıyla seçilmişlerdi. (Ondan önce herşey sadece mavinin değişik tonlarıymış ve dünyada da sadece yaşlı ve eski bluescularla sokak köpekleri yaşıyormuş)

Köpeklerde -gerçekten dikkatli bakınca- Tamam da ben neden köpeğim ki şimdi? bakışları var, merakla etrafı süzüyorlar. Belki bir cevap. Bir ipucu. Kedilerde ise 'Kediyim ben kedi kedi kedi, daha başka ne olayım? ukalalığı (sen kim, köpek! oysa değil mi?) Belki öz saygının tavan yapması. Belki ego. Kediler böyle. Beğenmeyen küçük oğluna almasın. Parktaki alacalı tekir  savanda güneşlenen iri bir kaplan gibi yuvarlanarak geriniyor.

sebep/anlam : modern insan sebebini belirlediği anda bir olayı tam olarak açıkladığını hisseder ve 

çoğunlukla bu sebep bir anlam içermez.

Neden? sorusu aslında hangisini yanıt olarak talep eder? sebep/anlam

ha o tarz ?

evet.

günümüzde her olayın bir sebebi olduğunu söyleriz ama her olayın bir amacı / anlamı vardır demeyiz.

yerçekiminin garipliği üzerine

"...bilimin, büyüye karşı bir panzehir olması gerekiyorsa, uzay boşluğunda fiziksel bir aracı olmaksızın gezinen 'görünmez etkileri' kabul eden bir açıklama bilim adına nasıl önerilebilirdi? Bu tehlikeli bir biçimde, ayın yerküreye büyü yaptığını önermeye yakın bir şeydi. Newton'un yerçekimiyle ilgili kendi şüphelerini nasıl özetlediğine bir bakalım :

...bir cismin, bir diğeri üstünde, başka hiçbirşeyin aracılığı olmaksızın, boşluk içinde uzaktan etki yapabilmesini sağlayan bir yerçekiminin , maddenin doğasında, yapısında ve özünde mevcut olması bence öyle büyük bir saçmalıktır ki, felsefi konularda düşünme yetisine sahip bir kimsenin buna kapılabileceğini sanmıyorum 

(Newton'dan Richard Bentley'e Richard S. Westfall, Never at Rest, A Biography of Isaac Newton, Cambridge University, Press 1980, sf 505)

bu arada yüzlerce yıl sonra bugün hala meselenin anlaşılır bir çözümü yoktur. (Kuantum ya da büyük sistemler de değil ama orta ölçekli sistemlerde geçerli olan çekim yasasının nedeni?  algı kategorilerini 1 doğa+(l) 2 doğa+dışı 3 doğa+üstü aldığımızda yerçekimini nereye yerleştireceğimiz hala belirsizliğini koruyor)

anladığımızı sandığımız şeyleri aslında anlamıyoruz

Kendi bildirimine göre Rene Descartes (1630'lar da) 'Hakikat ruhu' tarafından ziyaret edilmiş ve ruh ona, matematiğin, doğadaki sırların anahtarı olduğunu belirtmişti. Bu tecelli Descartes'a doğayı şiirsel niteliklerinden sıyırıp onu nicel, mekanik açıdan yeniden tanımlaması için ilham vermişti. Buradaki ironi kuşkusuz, Descartes'in naturalist doğa görüşünün kökeninde, en azından kısmen, doğaüstü bir deneyimin bulunmasıdır. sf 73 *Batı Uygarlığında Okült, Dan Burton, David Grandy)

...evet, ha bak bu nasıl olur? Böyle böyle olur. Sonra bazen pek iyi olmaz, şöyle böyle olur.

(kötümserliğin yeri araştırılırken) Kötümserlik çok sık gereksinim duyduğumuz gerçekçiliği destekleyebilir. Yaşamın pek çok alanında iyimser olmak için bir neden yoktur. (...)

...Aşırı coşkulu planları birilerinin bozması gerekiyordu. Bu kötümserler Amerika'da şirket merdivenlerinin en üst basamaklarına tırmanmışlarsa (ki araştırmalar açık bir biçimde bunu işaret ediyordu) ; doğru bir şey yapıyor olsalar gerekti. 
sf 124 Öğrenilmiş İyimserlik, E.P. Seligman


Tarayıcılar belirli bir içeriği belirli kurallara göre belirli bir şey olarak yorumlar. Bazen bir kediye bakınca, burada hangi içerik 'işte bu kedi' olarak yorumlanmış merak ediyorum. Ayrıca bir gün kaldırım taşı olarak yorumlanan içerik   eğer ertesi gün su olarak yorumlanırsa nesnelerin sürekliliği duygumuz zarar görür bu da gerçekliğin belli bir kararlılıkta salındığı dünyamızı hafifçe dalgalandırabilir.

yani bir tarayıcı bir diğerine bir gün meydan okur da ben bundan sonra kaldırım taşları olarak yorumlanan içeriği krem şanti olarak yorumlayacağım derse battığımızın resmidir. Hem son günlerde gerçekten kim olduğumuzu hiç merak ediyor muyuz? Hayır, kendimizden eminmiş gibi davranıyoruz. Kesin. 

Doğrusu şu ki kendimiz hakkında aslında pek az şey biliyoruz.

Tanrı kediyi yaratırken daha önce bildiği herşeyi kullandı. Kedi sondu. Sonra ıslak hamburgerlere basılarak karşıya geçilen bir köprü kurdu. (kediye doğru) Fakat biri dayanamayıp onlardan birini yedi ve böylece zincir bozuldu, ve artık hiçkimse karşıya geçemez. 

Eski, ev tipi, pedallı ve mekanik dikiş makinelerinden süren kadınlar. Yollar boyu ayaklarıyla aşağı yukarı oynadıkça tıkırtılar çıkartarak ilerliyorlar. Hem önlerine hem de yola bakıyorlar. Trafik ışıklarında yanyana dizilen dikiş makineleri yeşil yanınca devam ediyorlar. Ne diktikleri de belli değildi.

Uyuyan köpek mağazası. Büyük kocaman sokak köpekleri uzun raflarda serbestçe atılmış halde uyuyorlar. Bazen biri uyanıyor, ortadaki filtre makinesinden kendine kağıt bardağa sade bir kahve dolduruyor, patilerini küçük odun sobasına doğru tutuyor. Ahşap masaya oturup gazeteleri karıştırıp raflara geri yatıyor ve uyumaya devam ediyorlar. Bu mağazada hiçbirşey satılmıyor. Sadece kahveni alıp onlarla birlikte oturabilir ve belki kağıt oynayabilirsin.

Ea yeryüzünü kaplayan büyük suları ve geceleri parıldayan yıldızlı göğü yarattı. Çünkü varoluşun sorumluluğunu birinin alması gerekiyordu. Sonra ışıltılı yeşil kırları inekleri  ve geri kalanları yarattı. Maria bir sabah uyandığında bunları gördü ve çok hoşuna gitti.  

Sonunda ben de okudum, sürekli öncelikle hali hazırda o arzu ettiğin frekansa olmuş gerçekleşmiş gibi girmekten ve o frekansta kalmaktan söz ediyor. Ve nasılı da önemli değil. 

“işin nasılını bilmeniz gerekmez. Evrenin kendisini nasıl yeniden düzenleyeceğini bilmeye ihtiyacınız yok”  
 Dr Joe Vitale

Secret kitabında kedileri anımsatan pek çok şey buldum. Bunlardan en önemlisi başkalarına huzur ve mutluluk veremeyeceğimiz, onlar için bunu asla yaratamayacağımız hakkında. Onlar sadece sizin sakinliğinizi, sizin huzurunuzu ve sizin hali hazırdaki mutluluğunuzu paylaşabilirler.

Fırtına. Dalgalar. Başka şeyler. 

Pekala, haydi sıcak çikolata ve marşmelov partisi yapalım!!

Bir zamanlar çok ama çok eskiden dünya henüz evrenin merkezinde sakin ve uslu öylece dururken, gök atlası üstümüze perde perde yayılır, güneş her sabah kalkıp aynı yollardan dolanıp aynı uzak denizlere alçalırken, insanların kafasında herşey yerli yerinde, bilinmeyen çok az şeye dair sadece bir kaç soru ve her bir sorunun basit ve anlaşılır bir yanıtı varken

Gerçi başka bir teori bunların aşağı yukarı aynı şu anda olduğu gibi tekrar ve tekrar gerçekleştiğini söylüyordu.  “Şu an burada bulunanlar en başından beri buradaydılar, benimle birlikte”

Olmakta olan şeylerin kendi zamanı

  

Mutluluk kiti, cam bir bölmenin arkasında da olabilir herhangi bir depresyon   karamsarlık anında camı kırınız. İki tane vişneli browni sıcak dumanı tüten bir süt ve kahve, camın arkasında da sıcak olarak dumanı tütecek. belki hafif bir kitap.

“… İnsanlar  mutluluk hakkında binlerce yıldır kafa patlatıyordu ve mutluluk hakkındaki büyük gerçekler tarihteki en dahi beyinler tarafından çoktan belirlenmişti. Önemli olan her şey söylenmişti. (hatta bu cümle bile. “Önemli olan her şey önceden söylenmiştir” sözü Alfred North Whitehead’a aitti.) Mutluluğun yasaları kimyanın yasaları kadar değişken değildi.”   

// Gretchen Rubin // Mutluluk Projesi

Ymir'in kanı! Seni daha önce burada  görmedim kız!
Hayır bu tanışmak için iyi bir cümle değildi.


Eskiden dünya karanlıktı. İnsanların canı sıkılıyordu, ay ışığı zayıftı. Sonra bir gün güneş göründü, öylece geçip gidiyordu. bulutların ardından, ve kaybolup giderdi, güzel Lola parmağıyla işaret edip, onu istedim demeseydi. Böylece şef maori onun peşinden koştu ve geyik avladığı baltasını göğe fırlattı. Güneşe saplanan baltayı halatlarla kendine çekip onu büyük ağaçlardan birine doladı. Böylece güneş yakalanmış oldu. Böylece güneş bir daha hiçbir zaman yeterince uzaklaşamadı, aynı çember içinde bir yerden çıkıp bir yerden kayboldu. İnsanların uzun zamanları oldu. Ve ne kadar süreceğini bilmedikleri gecelerin tedirgin edici belirsizliği kayboldu. Onun için pek çok şarkı söylenmiş olsa da şu şarkı aralarından öne çıkar.

Kahraman ve güçlü loli gökyüzünün boğasını devirdi

Onu boynuzlarından tutup yere çaldı sonra ayı yaklaştırdı

Geceyi sevmeyen kabilesine güneşi getirip bağladı

Tuhaf ve soğuk Lo, Sen savaşçılarımızı cesaretlendiren bir ilhamla dolusun

Büyük ve kahraman lola, yeryüzü durdukça onun hikayesi anlatılacak 

Cesur ve güzel Lola sen denizlerin üstünde dolaşan yakalanamayan bir ışıksın. 

Pastel renkli yamalı yastıklar vardı, birbirlerine masal anlatıyorlardı. Gerçekten uyku getiriciydi. 

… Sinemada birinin cep telefonu çalarsa, bu onun düşüncesiz bir odun olmasındandır, ama benim cep telefonum çalarsa bu, bebek bakıcısından gelecek aramayı yanıtlayabilmem gerektiğindendir. 

Sf. 197 Mutluluk Projesi / Gretchen Rubin

Aslında Ankara nötr bir kent. Kırklarını yeni aşmış olgun bir adamı andırıyor. İstanbul onun yanında ruh hastası, dengesiz bir yaşlı kadına benziyor. Hani özlemedim desem başım ağrımaz. 

… Bir mektup olarak başlandıysa da nihayetinde neredeyse bir yazı oldu. Hem belki herşey uzun bir mektuptur. (ama bu kapalı gök yağmuru ve bu kadar çok köpek kime gönderilmiş olabilir? ) Şimdiyi göstermeyen bir saat gibi. Burada olanlar kahve, yağmur ve köpekler. Noel arifesindeyiz. Biri şöyle demişti, Noeli kutlamaya başlamak için hiçbir zaman yeterince erken değildir.

(sosyal içerikli yayın / kamu spotu)

.

mini öykü : n a k i t  s ı k ı n t ı s ı 

"… Ben ponpon kızları ve büyük boy uzun tüylü ev kedilerini seviyorum. Yılbaşı için sadece büyük ışıklı bir atlıkarınca (müzik başlayıp sesler yükseldiğinde kendiliğinden dönmeye başlayanlardan) ve bir kasa şampanya istiyorum. Perignon veya chandon extra brut olabilir”

Makul olmaya, hiç değilse öyle görünmeye çalışıyordum 

“Özür dileriz” dedi adam “ancak sanırım kargoda biraz gecikme yaşayacaksınız”

“NE YAPIYORSUN, SANIYOR MUSUN? , hey tanrım sana sanman için mi para ödeniyor?"  

“Aslında ben de tam da bu konuyla ilgili olarak sizi rahatsız ediyorum”

Kendisi çok uzun zamandır ödeme alamamıştı ve aksi gibi bende de hiç para yoktu. 

Böylece ikimizde de para olmadığını fark etmemiz çok uzun sürmedi. (...)

… ama mesajları hakkında ne düşünürsek düşünelim, postmodern felsefeciler doğru ve içgörülü bir şekilde bilimsel kuramların her zaman öznel bir bileşeninin olduğunu ve bunun hem nesnel gerçekliğin bir kodlaştırılması hem de o zamanın bir eseri olduğunu anladılar. Otto von Bismarc’ın ünlü sözü, “Kanunlar sosisler gibidir, yapılışlarını görmemek en iyisidir” Bilimsel kuramlar için daha da kusursuz biçimde geçerlidir, en azından benim deneyimim o yöndedir. 

Robert B. Laughlin / Farklı Bir Evren /  belirsizlikle yaşamak bölümü / sayfa 32

R.I.P 2017
Я строю мысленно мосты,
Их измерения просты,
Я строю их из пустоты,
Чтобы идти туда, где Ты.
Мостами землю перекрыв,
Я так Тебя и не нашел,
Открыл глаза, а там… обрыв,
Мой путь закончен, я – пришел.

Huzur içinde yat.
Kafamda bir köprü kuruyorum.
Boyutları basit.
Onları boşlukta kuruyorum.
Senin olduğun yere gitmek için.
Yeryüzünü Köprüsü ' nin köprü.
Seni hiç bulamadım.
Gözlerini açtı ve bir uçurum var.
Benim yolum bitti, ben geldim.

Bu çeviriye puan ver. 

Natalie arkhangelskaya. 








-yav...hav hav…  havavav…..

(arabaların onun havlamasına aldırmadan yoldan geçmeye devam etmesine
mi sinir olmuştu acaba?)

Bazı şeyler (belki) sadece köpekken güzeldir!!

Çünkü bazen hep hav ve hav hav havavav!!


Last Edit was yesterday at 3:45 PM



Muvaffakiyetin bir diğer düşmanı da kötü arkadaştır (...) 

Kötü arkadaşın yaman bir felsefesi vardır. Sana her fırsatta gerek sözleriyle ve gerek hal ve tavrıyla telkin ve tekrar eder: 

Gençliğini yaşa, kardeşim, bu gençlik her zaman ele geçmez. Sana öğüt verenler vaktiyle günlerini yaşayıp da şimdi senin güzel gençliğini kıskananlardır, aldırma eğlenmeye bak… Daha neler demez ki… (...) Sözleri ile yaşayış tarzı ile manevi enerjini kırar ve sende haince bir ruhi gevşeklik yaratır. 

Sözün kısası, inan ki kötü arkadaş bir gencin hayatında rastlayacağı en büyük bahtı karalıktır. 

çalışma hayatının ve umumiyetle muvaffak olmanın kanunları

Yarıda kalan iş, başlanmamış demektir.

Bir günün işini, dersini, vazifesini bitirdikten sonra ertesi gün ne iş yapacağına karar ver (...)

Bir işe başlamadan, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumaya oturmadan  evvel düşün ve çalışman için lazım olan şeyleri yanında ve elinin altında bulundur.Ta ki, ikide bir kalem, kağıt aramaya kalkıp da dikkatin dağılmasın.Çalışmaya oturduğun zaman tıpkı ateş hattında düşman gözetleyen bir asker gibi uyanık ol ve dikkat kesil ve bütün ruhi bedeni kuvvetinle kendini işe ver.

Gençlerle Başbaşa / Ali Fuad Başgil






Jack: 

- Ama biz çok erken yola çıkıyoruz, dedi. Sizden önce varacağız göreceksiniz…

Az sonra yola koyulduk. Büyükler arkamdan koşmasınlar diye ağır ağır yürüyordum. Bir saat sonra köye vardık. Kırda iplerle yer ayırmışlardı. Çadırlar kurulmuş, çalgılar çalınıyordu.

Hünerli eşeğin gösterildiği yere geldik. Bir perde gerilmiş, perdenin çevresinde ünlü eşeği görmek isteyen meraklılar toplanmıştı. Bir trampet eşek arkadaşımın geleceğini haber verdi. Bütün gözler perdeye çevrilmişti.

Bir Eşeğin Anıları / Comtesse De Segur 

Talim Terbiye Dairesinin 30.11.1983 gün ve 01262 sayılı yazıları ile ilkokullara tavsiyesi yapılmıştır.






A, Bizim Şanso nerede kaldı, yine nerede kaldı?” deniliyordu. 

Her ağızdan Hakkı Celis’e dair bir tuhaf söz çıkıyordu. Derken çocuğun ta derinlerden sesi işitilmeye başlıyordu. 

“Hop, hop… Haydi, Aleksandra… Haydi hop, hop!”

Bu ses kah tehditkar, kah yalvarıcı oluyor, kah yeis ve  hiddetten kasılıyordu. Her merhalede kafilenin içinden biri ona kendi eşeğini veriyor, fakat yine geride kalmaktan kurtulamıyordu. 

Seniha gülmekten katılıyordu:

“Bu çocukta bir sır var, mutlaka mutlaka bir sır var. Fakat bunu, yalnız eşekler hissediyor” diyordu. 

Kiralık Konak / Y. K. Karaosmanoğlu 








*madde dıştan bir zorunluluk içinde olmadığına göre içten bir zorunluluğa tabi midir? * bu kanun değişmez bir kanun mudur? * Filozofumuz esas araştırmasını "kuvvetin korunması kanunu" etrafında toplayarak bu kanunun zorunlu olup olmadığını tespite çalışır *...öyleyse bu gibi mefhumlar deneyin kapasitesini aşamaz; çünkü onların başka kaynakları olmayıp onları bizzat deney temin etmiştir. *bu kanun mutlak değil, dolayısıyla zorunlu da değil *sabitliğin değil değişmenin olduğu yerde başta tarif ettiğimiz zorunluluk tarifine göre zorunluluk yoktur. *deney bize hiçbir yerde mükemmelen sabit mekanik bütünlükler göstermemiştir, yıldızların o kadar monoton görünen dönüşleri bile mutlak olarak aynı devirlere sahip değildir *sabit kanun, gözlemci karşısında geriler. *şuur ve şuuru oluşturan şartlar bir nedensellik ilişkisinde ise hangisinin sebep hangisinin sonuç olduğu araştırılıyor *aklın kendi üstüne katlanması terimi *şuur kendi kendine dönüyor, şuur kendi kendini idrak etmeye çalışırken kayboluyor, ele geçirilemiyor. *...eğer şuur daima fizyolojik fonksiyonlarla aynı anda ortaya çıkıyorsa bu, şuurun o şartları bizzat kendisinin koymasından ileri gelir. Nitekim "Şafak, güneşin doğacağını haber veriyorsa bu şafağın güneşten çıkmasından ileri gelir" * E.Boutroux 'idea'lar kavramlar konusunda Platon'la taban tabana karşıt olarak konumlanır. Ancak aynı biçimde net, açık ve ikna edicidir.*...gerçi felsefe'nin kendisi de başlangıcında zaten iyimser bir tavırla yola çıkar, gerçeğin bilinebilir olduğuna ve bu bilginin bu 'içeriğin' 'düşünme yolu ile' 'erişilebilir ve anlaşılabilir olduğuna' öncelikle  iyimserlikle inanmak ve çaba...  * sonra;  olan'ın 'madde ve hareket' e indirgenemeyeceği ispatı (sf,86) ve ... *...çünkü değişme zorunsuzluğun gereği ve işaretidir

notlar ;

* Tabiat Kanunlarının Zorunsuzluğu HakkındaEmile Boutroux, çeviren Hilmi Ziya Ülken, MEB, İstanbul, 1947

* Emile Boutroux'da Zorunsuzluk Doktrini, Prof Dr Süleyman Hayri Bolay, MEB, İstanbul, 1999





     

       k a r a l a m a  d e f t e r i  

             s e r i   i l a n l a r
            








Bicycle standart deste çok güzel sabahları erken giderseniz LC Waikiki maymun dağıtıyormuş. hayır belki asansör müziği seviyorum.  simply; better than others.  Jacobs Monarch Gold'a edebiyata olan katkılarından ötürü teşekkür etmem lazım. Ülker'in içi çikolata dolgulu vişneli ve fındıklı kurabiyesi çokodolu. Cüneyt Arkın'ın yirmi sene önce reklamlarda tekme attığı buzdolabının markasını hatırlamıyorum. bütün bunları Fanta içerken düşünecektin. hipopotamlar terbiyesiz gibi dal daşxxk dolaşıyorlar amirim. boş. empty. rom içen mor inek. iyi ama banane demiş hoca da. bonibonlu milka paketini göstererek içeri girebilirsin en çok yarısı yenmiş. hepsini mi yedin, bu saatte nerden bulacağız şimdi bonibonlu milka. dünyanın algı ile senkronize olma eğilimi vardır. ofis çiftçinin karagün dostudur. Santiago'dan gece kalkan trern 24 saat sonra Punta Montt'a varıyor. robot striptizciler centlmens club'te sahne almaya başlamış. ist. bağdat arası 12 gün. derbentler at değiştirerek. kayıtlı vaka 9 gün. işleri kontrollü olarak çığ başlatmak olan adamlar dinamitleriyle helikopterlerine bindiler. 'Kuzey! Zalim bağlayıcılar!' O, sokaklarda rasgele dolaşırken Hiryanka çeliğinden dövülmüş bir kılıç buldu. 'belirli bir kuralın nasıl belirsiz bir deneysel sonuç verebildiği' önemli ve ilginç bir konudur. tavşan kafalar marşmelovlu bisküvi ile beslenir ve çizgili şeyler giyerler. gece dolaşanlar melon şapkalıları takip eder . ve ne oluyor biliyor musun?  +lunapark ayrıntısı ... (tekrarlara düşüyoruz<)

* NO mORE   ReALitY  !!! * 3

* TAKTİK MAKTİK YOK, BAM BAM BAM !!! *1

*BOMBALA OSKİ, BOMBALA !!! *2

* Yok olamamak bir problem. Yok olamadığımız için, HİÇ DEĞİLSE  varoluşu makul bir hale getirmek istedik. İlk yaşam deneyimi böyle doğdu. Hayat önce bir fikirdi. İçinde sandviç hazırlayabileceğin bir evren yoktu. Gazetelerin arka sayfasına göz atamazdın. Yaşamak, varoluşun mümkün olan en makul yorumlanış şekillerinden biridir. Daha sonra hindistan cevizleri ve beyzbol topları gelir. 

* Cesetten kurtulmak için onu battaniyeye sarıp mutfak balkonundan aşağı atmışlardı. Böyle bir şehirde dedektif olmak ne kadar karışık olabilirdi ki? Böylece yeni yazmayı düşündüğüm PULP dedektiflik öyküsünü Amerikaya transfer etmeye karar verdim ya da iskambil kağıtlarıyla ödeme yapılan gerçeküstü bir evrene de alnıbailirdi pekala. Benim aslında bir maça beşlisine ihtiyacım var. Ama karo sekizli ve sinek valesini verirsen anlaşabiliriz. Beyzbol ya da futbolcu ya da araba kartlarıyla bazen bilyeler bazen de başka şeyler üzerinden yapılan alışverişleri anımsatan.

*ruh hastaları: -mısır desene -demem -ya sen bi de -ya demem - bi de nolcak ya -mısır deyince dön kötünü ısır diyceksin biliyorum -demiycem sen bi de -yok -mısır de -öf -ya sadece mısır diyceksin -mısır! - dön kötünü ısır ahahaha 

*işini gücünü bırakıp sadece  grafiti çizen çocukları yakalamak için dedektiflik yapan geceleri mesaiye kalıp dolaşan eve gitmediği için eşiyle tartışan polis. "dostum neden onların peşini bırakmıyorsun ha" . "Hayır eminim bu gece gelecekler ve tam çizmeye çalışırken BAM BAM !! enseleyeceğiz. 

*Çılgın köpek harry '' (bu bir cinayet  dosyasıydı ve tanrım uzun zaman sonra gerçek bir dava) bu dosyayı istiyor musun ha, istiyor musun, "rav hav hav" bana bunu ne kadar istediğini göster. "rav hav" Bizi böyle görmemelerini umut ediyordum. 

*avcı ve toplayıcı olan dukhalar at yerine geyik kullanıyorlar. Moğolistanda dukha türkleri için geyik sahibi anlamna gelen 'tsaatan' sözcüğü kullanılıyor. Höysgöl kıyıları nüfus 300.

* Rüzgarın kesildiği an. sessizlik. Paspal dolaşan köpeklerin kaldırıma devrilmeleri. kağıt kesiği gibi pis bir soğuk. 

*öldürme yeteneğine sahip bir robot üretilebilr mi (etik olarak) ama bunu geçtik, üretiliyor, hukuki durumları ne olacak, suçlanamaz, sorumlu tutulamaz, yaptırımı yok. Herhangi bir grubun elinde yasadışı ve kontrolsüz kullanımı ise tehlikeli ve basit. Devletlerden sonra büyük uluslararası şirketler de bu işe girecekler ve robotlar da giderek küçülüp ucuzlayacaklar. Stuart russell uçan mikro robotların binaların içinde bile insanları kolayca bulup öldüreblceklerinden söz ediyor. Çok az insan gücüyle ortaya çıkabilen bu çeşit milyonlarca mikro robot dünyadaki bütün güç dengelerini değiştirebilir.

Yapay zeka ve robotlar tıpkı biyolojik silahlar gibi yasaklanmalı belki de. droneların kullanım alanları şimdiden sınırlandırılmaya başladı bile. 

(bugün doğANLaR için isim önerileri :

drone : uçar kaçar otobüs : yürür gider)

Yazı başlığı da: Bence şöyle olsun, böyle olsun.

zaman olmasaydı :

*  (mike hamır 4 yaşlında) : Şeyler, zaman içinde ortaya çıkıp kaybolurlar. Zaman olmasaydı süreç fikri de olmazdı. (Çünkü öncelik ve sonralık olmazdı) Zaman olmasaydı, herşey bir anda olup bitmiş gibi olurdu. 

(stephani 6 yaşında) : 3 ve 7 zamana bağlı olmayan iki şeydir mesela. Ama kimine göre 3 olan hiçbirşey yoktur. 3 bir soyutlamadır. 3 yoktur.

* Robot savaşlarında  Bu sezon Witch Doctor'u tutuyordum ama Minatour aldı yürüdü. O ne keskin pençeler, o ne tutup fırlatmalar. CaNavar canavar!!! 

Dünya o yıllarda neşeli ve değişik şeylerle dolu eğlenceli bir yerdi.

* ortaçağ islam rönesans coğrafyasında dahi ibn rüşd başta olmak üzere pek çok bu kültür içinde yetişen bilginlerin hayatlarının sonuna dek neredeyse huzurla yaşamalarını sağlayan  şey harmonik bir hoşgörü ortamı değil sadece çalışmalarının anlaşılamaması olmuştur. Yani tam olarak ne söylediklerinin anlaşılamaması onları hayatta tutmuştur. Sanılanın aksine 'anlaşılmak' filozofların ve yazarların her zaman  tercih etmek isteyecekleri bir durum değildir.


*çalkalanan bir denizin aniden donması ve üzerinde dolaşmak, metrelerce yükselmiş dalgalar ve köpüklü uçlarına dek donmuş.

*Dışarı çıkıyorum. Krema gibi bir gün güneşin önünde keyifle eriyerek sokaklara dağılıyor. İyice yerleştirilmemiş kaldırım taşlarının ağaçlarının etrafından kaymış ya da kırılmış boşluklarına dolan topraktan otlar fışkırmıştır ve aralarında zaman zaman yabani çiçekler görünüp kaybolurlar. Boş bir arazide terk edilmiş bir duş teknesi yağmurdan sonra açık alanda pırıl pırıl tek başına parlıyor. Köpekler sıvaları dökülmüş, kırmızı tuğlaları açığa çıkmış, haftalardır budanmamış ağaçların ileri doğru vahşice uzandıkları duvar kenarlarına yorgun bir devrilişle kendilerini bırakırlar. Parçalanmış asfaltta geçip giden eski bir lokomotif gibi takırdayan kanalizasyon kapağına kulak kabartır, aralarından dikkatle seçtikleri bazı arabaların yanına gelip birkaç defa havlayarak dünyanın, zamanın ve başka köpeklerin varoluşlarını selamlarlar. 


dip notlar

*3 Fransız bir sanatçının hazırladığı birkaç dakikalık video ve fotoğraflar içeren performans çalışması. Bu çalışmada çocuklar ellerinde 'no more reality' -daha fazla gerçekliğe hayır- yazan pankartlarla Paris'te toplanmış yürüyüş yapmaktadırlar. sene, 1967

*1 Detaylı bir futbol analiz, yorum programının içerik tanıtım mottosu ve jenerik açılışı. 

*2 Jet rejisör Çetin İnanç'ın bir röportajında iki günde çektiğini anlattığı, (bir gün çekimler, bir gün dublaj montaj) sırtındaki roketlerle  karton bir robotun havada uçarak etrafa ateş edip dehşet saçtığı kalabalık kadrolu  bir PULP klasik. sene, atıyorum 1976 

yani insan mükemmel cinayeti işleyecek bir ekip kuracak olsa içinde muhakkak Sevil Atasoy olması gerekirdi ama eğer bütün dünyayı (ve hemen) ele geçirmek için derhal bir ekip kurmak isteseydik ben kesinlikle onu alırdım.