"Kaybedilecek Vakit Yok, Dosdoğru Bordaya" 

Uluslararası Sularda  Casusluk ve Korsanlık


“...Cambridgeshire’daki Willingham köyünün yakınlarına indi. Zorlukla paraşütünü ve giydiği normal takım elbiseyi gizleyen uçuş tulumu Luftwaffe’yi gizlemeyi başardı. Sonra düşüş  sırasında vücuduna bağlanan valizini açtı. İçinde küçük bir radyo, birkaç giysi, birkaç bin dolar değerindenki İngiliz poundu ve Harry Williamson -bir Danimarkalı- adına çıkartılmış sahte bir pasaport vardı.”


(Casusluk : Bölüm Dört / A3725’in Düşüşü / Çifte Çapraz Sistemi  sf 90)





Casusluk” tamamen belgesel niteliği taşıyan 23 operasyonu ana çizgileriyle sade bir dille anlatan inaılmaz değerli bir kitap. Yazarı Ernest Volkman. Kitap gerçekten aslında başkanlardan en önemli operasyon merkezlerine ve ulusların hatta dünyanın kader çizgilerini belirleyecek yerlerde oturan pek çok kişinin  ne muazzzam zekasızlıkta işler yapabildiğini -ve dünyanın her yerinde bunun böyle olduğunu- ve bu insanların nasıl şaşırtıcı derecede aptal olabildiklerini ve istihbaratın askeri ve sivil özellikle kırılma çizgisi olarak tanımlanan Normandiya çıkartması gibi durumlarda ne kadar hayati ve belirleyici olabileceğini bize yeniden düşündürüyor. Almanlar en az  iki üç kat daha kuvvetli iken savaşı kazandıran hamle derken onları bir aldatmacayla kuzeyde tutan ingiliz istihbaratından (MI5)  çok hatta belki sadece karaya çıkmayı başarmış ve ilerleyen amerikalıları anımsarız. Onlara bu bilgi iletildiği halde umursamayan almanları, şifrelerinin asla çözülemeyeceğine inanan japonları, yeni kurulmuş çiçeği burnunda (1949 CIA) uluslararası  amerikan istihbaratını defalarca ve açıkça aptal yerine koyan KGByi,  karşı casusluk sınırlarını  aynı anda üç ülkeyi kandırmayı başarmış ve dördüncüsünden teklif alarak çok ileri götürerek zenginleşmiş neşeli ve tuhaf bir casus ailesini ya da inanılmaz işler başardıktan sonra sessizce yalnızlığa terk edilmiş gerçek ve çok değerli casusları, kendi inandığı şeyleri yaparak mesela nazilere karşı savaşmak için başka ülkelerin istihbaratıyla bağlantıya geçip onlarla çalışarak vatan hainliği tanımlarını sorgulatan ve savaşın seyrini değiştiren bağımsız adamları, sonuçta nihayet bütün bir casusluk dünyasını   soğuk savaş,  Kolt marka tabanca ve naftalin kokularıyla okuyacağız. Tam bir kesinlikle eminimki muhtemelen elli sene sonra da şimdikilerin ne kadar çocuksu olduklarını ve aptalca şeyler yaptıklarını anlatan başka belgesel eserler yazılacaktır. Amerikan askeri istihbaratının ada ile kendi aralarında iletişim için icat edip kullandığı bir teknolojiyle dünya üzerinde takip edilmeden dolaştığına inanan neşeli avanaklardan, nükleer bomba yapabileceğine inandığı için uranyum almaya dünyanın bir ucuna gelen girişimci zenginlere, Havadan gelecek çok güçlü füzelerinden korunmak için yine aynı ülkeden hava savunma kalkanı satın almaya çalışan ülke yöneticilerine,  verileri kendi bilgisayarlarından silerek teknoloji casusluğuyla baş ettiğine inanan uluslararası şirketlere, denklemlerde hesaba katmadıkları üçüncü türden paranormal yaklaşmaların kurdukları denklemlere de dahil olmayacağına inanan -organik portakal otomatik portakala karşı hahaha-  neler göreceğiz bakalım. Okun fırlattığı avına saplanabilmesi için ucunu sivriltmesi gerektiğini bulan doğrusu bunu kelimenin tam anlamıyla icat eden, ya da suyun içinde durabilmesi için, bir şeyin içinin oyuk olması gerektiğini hesap ederek kap fikrini zihninde tasarlamış ilk atalarımıza kadar geri giden (ki kendi zamanı için oldukça karışık bir icattı) çok eski bir hikaye bu ve bizim bu eski hikayenin neresinde durduğumuzu düşünürken karganın biri gevrek gevrek gülüyordu. (Karga daha yukarılarda başka bir balkondan  beni, doğrusu  bunu yaptığını  saklama nezaketini de göstermeksizin yazının sonuna dek izledi ve ara ara gevrek gevrek güldü. 


Şimdi bir ara; içme suyu ve şeker olmalı hala)

Zift gibi bir kahve. Asfalta dökersem boşlukları kapatabilir. Birdenbire uyandım. Vakit öğleden sonraya geliyordu. Yapacak hiçbirşey yok. Yağmur bulutları gökyüzünü kaplıyor. Sarı başakların kurudukları geniş sessiz bir boşluk var ileride. Asfalt yollar ve başka evler arasında vahşi bir bölge. Ormandan topladığım tuhaf tasarımlı garip bitkilere bakıyorum. Çoğu pastel sarısı ve turuncu tonlarında. Şimdi uzak bir yerlere yıldırım düşüyor. Büyük şeffaf bir vazoya yerleştirdim onları ama kurudukları zaman bunu anlamak mümkün değil. Gökyüzünden gelen sesler. Işıklar ve sonra çatırtılar. Belki çoktan öldüler. Ruhun parçalanamazlığı problemi geliyor aklıma. Sağanak başladığında rüzgar yağmuru buraya doğru savurmazsa anlatacağım. Işıksız gökgürültüleri.  Bazen de gökyüzünde sessiz tekrarlanan ışık çatırtıları. Aşağıdan küçük bir çocuk “yağmur başlayacak” diye bağırıyor. “Sıkılırsak geliriz” diye yanıtlıyor bir başkası. Günlerdir hiç rüya görmedim. Şimdi Soru; bir ağaç yaşıyor mu? Yanıt evetse bu organik bir fonksiyon mu ya da ruhu var mı? Bu ağacın ruhu nerededir? Ben yeşil ve çiçekli dallarını kırıp beş parçada beş ayrı yerde suya koyduğumda bu ruhun sayısı altı mı olur? Peki dallar kuruduklarında yeniden ikiye ve üçe mi düşer? Aynı şey kurumadan koparılmış pek çok yaprak için de geçerlidir. Bu tuhaf bir sorudur. Çünkü bu, ormanın ruhunun nerede başladığına götürüyor. Belki daha önemli bir soru, tam olarak nerede sona erdiğine. Şimdi yağmur çiseliyor. Ortalık tütün sarısı boğuk bir aydınlığa çekiliyor. Şeffaf ve sisli gri bulutlar arkalarında ve daha yüksekteki kalın lacivert örtüyü saklayamıyor. Ormanı oluşturan ağaç tepelerinin koyu yeşil kalın örtüsü tepeleri sarmış. Sokak köpekleri kendilerine bir yer arıyorlar. Bu defa benimle birlikte koltuğu da sarsan başka bir tanesi.   Hala uçmakta olan son bir kaç kuş çatı bitimlerindeki bordo kiremitlerin arasında kayboluyor. Büyük ve güçlü bir şeyin geldiği hissediliyor. Size Anne Bony ile Mary Read’in hikayesini anlatayım. 


Anne Bony ve Mary Read`;

Avukat evin hizmetçisine aşık olmuştu. Ondan bir kızı oldu. Kıskanan kadın bundan nefret etti. Güzel hizmetçiyi birkaç gümüş kaşık çalmakla suçlayıp hapise gönderdi. Adam ondan olan kızına bayıldı, onu çok sevdi ve yanına aldı. Kızını saklamak için erkek kıyafetleri giydirdi ve katibi gibi gösterdi. Hanımı kıskanç ancak zeki bir kadındı. Bunu anladı ve para yardımını kesti. Adam artık sevgilisi olan hizmetçisini ve çok sevdiği biricik kızını yanına aldı ve ticaret yapmak üzere yola çıktı. Gittiği yerde çok para kazandı, neredeyse kendi plantasyonunu alacak kadar. Nihayet, Bahamalar'da cennet gibi bir yere gelmişlerdi. New Providence adası. Buraya yerleştiler. Herşey iyi gibi görünüyordu. Ancak kızları Anne burada genç ve meteliksiz bir denizciye aşık oldu. Kendi aşkına karşı husumetle davranılan bu adam çok sevdiği kızına karşı da anlaşılmaz biçimde benzer biçimde hareket etti ve evlendiği genç adamla birlikte kızını evden kovdu. Anne Bony maceraperestti ve kısa süre sonra evlendiği adamdan sıkılmış halde meyhanelerde dolaşıyordu. Tam o sırada başka biri tam ters istikametten ona doğru yaklaşıyordu. Deniz haydutluğundan ve hareketli bir yaşamdan sıkılmış Jack isimli bir korsan açık denizlerden geri dönüyordu. Muhtemelen diğer korsan arkadaşlarıyla ve benzer üne sahip diğer korsan kaptanlarıyla karşılaştırıldığında açıkça neredeyse bir centilmen olarak dikkat çekebilecek bir adamdı. Onun soyduğu gemilerde bir şiddet gösterdiğine dair hiçbir kanıt yoktur, Jack görünen o ki; nazik ve hanımlar konusunda da oldukça başarılıydı.  Adanın valisi korsanlığı bırakanlara af teklif ediyordu ve Jack sıkılmıştı. Jack böylece adaya dönerken henüz tanımadığı Anne Bony de oradaydı ve kader onların yollarını kesiştirecekti. Birbirlerini limanda bir denizci meyhanesinde gördüler. Jamaica arşivciliği yapmış olan Black'in verdiği ayrıntıya bakılacak olursa Jack, bu güzel kadını gördüğünde ona doğru şöyle seslendi : Kaybedilecek Vakit Yok, Dosdoğru Bordaya, Tüm Toplar Harekete Geçsin ve Gelsin Ödüller!! 

Anne Bony denizci kocasını terk etti. Jack, Kraliyetin verdiği korsanlık affını yırtıp attı ve birlikte limandan bir şalopa çalıp denize açıldılar.  Pek çok adam ve yağmaladıkları onlarca gemiden sonra açıklarda Batı Hint Adalarına doğru seyreden bir yolcu gemisine rastladılar.  Korsanlar yeni bir gemiye yaklaşırken üzerinde bir kum saati, kuru kafa, kan ve kılıç içeren çoğunlukla siyah ve kırmızı olan bir korsan bayrağı açar, bazen bir top ve birkaç silah patlamasıyla çarpışma olmadan savaş için hazırlıklı olmayan bir gemiyi kısa sürede ele geçirebilirlerdi. Bunun tek istisnası kovalanan geminin daha hızlı olmasıydı. Ancak bu yolcu gemisi ne savaş için hazırlıklı ne de hızlıydı. Korsan tayfası yolcu gemisinin ambarlarını boşalttıkları  sırada onların kaderlerini birbirlerine bağlayacak bir şey oldu. Yeni gemideki Mary Read, Jack ve adamlarına katılmak istiyordu. O sırada tamamen erkek kılığında yolcu gemisinde güvertede temizlik yapıyor ve değişik, yeni, heyecan verici bir başlangıç arıyordu. Çocukluğundan beri o da erkeklerin dünyasında kendisini saklamak için erkek kıyafetleri giymek zorunda kalmıştı. Annesinin bulduğu uşaklık işinden uzaklaşıp askeriyeye yazılmış, çarpışmalara katılmış ve cesaretiyle kendisini kanıtlamıştı. Fakat odasını paylaştığı flaman bir askere aşık oldu ve onunla çarpışmalardan dönünce evlendiler. Üç Atın Ayakkabıları isimli bir Han açıp  birlikte sonsuza dek mutlu yaşadılar demek istesem de işler yolunda gitmedi. Kocası kısa sürede öldü. Savaş bir barışla noktalanınca Hanın odaları birer birer boşaldı. Mary Read işte bütün bunların sonunda hiç parası kalmamış halde Jack'in ele geçirdiği gemiye binmişti ve şimdi korsan gemisine kabul edilmesiyle birlikte onun için yeni bir hayat başlıyordu. Korsanlar yağmaladıkları gemiden uzaklaşıp güverteye rom fıçıları yuvarladılar, gece boyunca ve ertesi gün çalkalanan denizde  hamaklarında sızana dek başka korsanca işler yaptılar. Anne Bony bu yeni katılan güzel tayfayı çok beğendi ve onu yakından izledi. Açıkça bu çok güzel bir çocuktu. Ona olan ilgisini saklamadı. Jack onların yakınlaşmalarını görüyor ve kıskanıyordu. Geçen zamanda Bony'den bir çocuğu olmuş ama çocuk ayaklanınca hemen onları bıraktığı adaya dönüp Bonny'yi tekneye geri almıştı. Şimdi onu tayfalarından birine kaptırmak istemiyordu. Bonny uygun bir zaman kolladı ve ilgisini belli etmek için Mary'ye yaklaştı. Böylece Mary ona aslında bir hanım olduğunu açıklamak zorunda kaldı. Bonny buna şaşırdı ancak durumu Jack'ten saklamadılar. Jack'in keyfi yeniden yerine gelmişti. Bundan sonra hanımlar teknede çaldıkları güzel hanımların kıyafetleriyle dolaşıp rom içip şarkı söylediler ve sadece yeni bir gemi gördüklerinde erkek kıyafetlerini çekip kılıçlarını kaldırdılar. Tanıkların anlattıklarına göre bu iki kadın kılıçlarını kaldırıyor, bağırıyor, küfrediyor ve tayfalara emirler yağdırıyorlardı. Birlikte asılmak üzere götürülecekleri zamana dek çarpıştılar, yağmaladılar, içtiler ve dövüştüler. Sonunda peşlerine büyük bir avcı gemisi takmak zorunda kalan vali onları buldu ve denizcilik mahkemesinde hızlı bir duruşmayla 'ölene dek ayrı ayrı asılarak' ölüme mahkum edildiler ve asıldılar. Fakat Mary Read ve Anne Bony hüküm kendilerine okunduktan sonra mahkemeye hamile olduklarını açıkladılar ve hüküm ertelendi.  Mary Read ise hapishanede kısa süre sonra hummadan öldü fakat Anne Bony ve çocuğuna ne olduğuna dair herhangi bir kayıt yoktur. Pek çok hikayeye ilham olan bu korsan kadınlarından kalan önemli bir kanıt tozlu mahkeme tutanakları sayfaları arasındadır :

(...) olay anında bu  iki kadın, sanık kürsüsündeki mahkumlar, bahsi geçen şalopadaydılar; üzerlerinde erkek ceketleri, uzun pantalonlar vardı ve kafalarına mendil bağlamışlardı; her ikisinin de elinde pala ve tabanca vardı ve tanığı öldürmeleri için erkeklere sövüp sayıyorlar, küfürler yağdırıyorlardı; onlara karşı gelmemesi için onları öldürmeleri gerektiğini söylüyorlardı; tanık ayrıca onların kadın olduğunu da göğüslerinin büyüklüğünden tahmin ettiğini söyledi.

(Koloni Bürosu Kayıtları KBK 137/14 &  Ulusal Kayıt Bürosu UKB)



***

Jack arkadaşlarıyla birlikte asılarak öldü 
Anne Bony buna çok üzüldü
Hiçkimse Mary Read'in nerede olduğunu bilemedi 
çocuğu on yedisine kadar denizi göremedi

Batırdıkları gemiler denizin altında çürüdü ve onları balıklar yedi,
Hazineleri ay toprağına gömüldü ve geceleri hala dolunay zamanı parlar


***


ikinci yazı


Fotoğraf, kehribar içinde dinazor tüyleri,
Ryan C. Mckellar, Saskatchewan Kraliyet Müzesi


 Eski Dünyanın Hayvanları

Dinazorlar ve Uzaylılar


Dinazorlar Jura döneminde çok yalnızdılar. Milyonlarca yıl dolaştılar. Kıtalar iç içe tek parçaydı, deniz hep çok uzaktı; sonra yavaş yavaş ayrıldılar,  sular aralarındaki çatlaklara dolarken ince ve uzun iç denizleri anımsatıyordu. Onlar ileride üç büyük okyanusu oluşturdular. Zaman çok yavaş akıyor, depremlerle çatırdayan boşluklara yanardağlardan akan lavlar doluyordu. O yıllarda sıradan bir öğleden sonraya şimdi dönüp baksak her taraf çoğunlukla haki ve yeşilin tonlarında olmalıdır. Yarı şeffaf kehribarlar içinde donmuş zaman kalıntılarının işaret ettiği resim diğer ipuçlarına oranla daha nettir; yani görünen o ki kelebekler  ve çiçekler için, elli milyon yıl daha beklememiz gerekiyor... ve  Elli milyon yıl çok uzun bir süredir beyler!

Büyük sivri dişli koca kafalı arkadaşlarımız korkunç yırtıcılar olmalarına karşın kemiklerini saydığımız sürü kalıntılarına bakılırsa en azından yavrular büyüyene dek aileler halinde yaşıyordular. Yeşil vadiyi buraya birkaç gün önce yerleşen daha baskın başka bir dinazor türüne terk ederken koca kuyruklarını savurarak haykırıyor, böğürüyor ve zaman zaman geriye dönüp bakarak  wrow diyorlardı. Bu onların dilinde çok üzgünüm demektir. (Uzaylılar o yıllarda gelmişlerse iletişim konusunda büyük zorluk yaşamış olmalılar) Yaşlı dünyamızın bu en eski sakinlerinin uzun zamandır kemikleri bulunuyor, kafataslarının içindeki boşluğu cc bakımından ölçülendiren araştırmalar ve ölçümler yapılıyor, yine de bu boşlukta beyin olduğuna dair şimdiye dek elimizde hiçbir kanıt bulunmuyordu. Yakın zamanda ortaya çıkan bir keşifle nihayet ilk defa dinazorların  kafa tası boşluklarında -en azından- bir zamanlar gerçekten de beyin olduğunu kanıtlayan az da olsa beyin kalıntılarına rastlandı. (Bilim insanları kesin birer kanıt isterler, kanıtı görene dek duruma  şüpheyle yaklaşırlar)

Sonra maymunlar gibi dinazorları da kendimiz gibi düşünme eğilimimiz var;  belki haklıyızdır da, gözlerin burnun ve ağzın birbirlerine konumları ve hepsinin aynı yerde toplanmış olmaları da bu belirli formun bir diğer özelliği.  Aslında uzaylı filmlerinin büyük çoğunda da olası diğer yabancı yaşam formlarını da böyle hayal ettiğimizi görürüz, balıklar, kuşlar ve buna benzer şeyler gibi. 

İnanılmaz ama dinazorlar bu çok uzun süre boyunca yüz milyon yıldan fazla hiçbirşey yapmadılar. Bildiğimiz kadarıyla hiçbirşey yapmaları da gerekmiyordu. Ay o zamanlar da oradaydı ve yine bir taneydi, geceleri çıkar, yaya benzeyen bir yol izler ve sonra sabaha karşı ortadan kaybolurdu. Bu onların zamanı algılayışlarının belirsiz durumu gibi hayatı da bizim algıladığımızdan daha değişik kabul ettiklerini gösterir.  Aynı forma sahip ancak karmaşık bir amaçlılık fikrinden yoksun, ne, neden ve ne içindir diye kafa yormadan geçtikleri milyonlarca yıl. Sonra bir göktaşı, ani iklim değişikliği ya da buna benzer bir şey; bizim de şu anda karşılaştığımızda aynı çaresizle yok olacağımız türden bir felaket ve yok oluş.  

Dinazorlar hakkında söylemek istediğim başka hiç bir şey yok.


    
                       

 yani var olan herşeyin olanaklı bir tek geçmişten geldiklerini mi söylüyorsun?  
          


...



...bu devasa ormanlık alanda , karanlıktan nefret eden yaşam, yukarı ışığa ulaşmak için sürekli çabalıyor. Her bitki en küçükler bile kendilerinden daha güçlü ve uzun kardeşlerine dolanarak, yeşil yüzeye ulaşmak için kıvrılıp bükülüyorlar. Tırmanan bitkiler acayip korkunç ve şatafatlılar, ama başka bir şeye tırmanamayan diğerleri, o kasvetli gölgeden kaçma sanatını öğrenmişlerdi, böylece ısırganlar, yaseminler ve palmiyeler, sedirlerin gövdelerine sarılarak yukarı ulaşmak için mücadele ediyorlar. Yürürken önümüzde uzanan kubbemsi koridorlarda hayvan yaşamına dair hiçbir hareketlilik görmüyorduk, ama başımızın üzerindeki sürekli bir hareket bize orada yılan, maymun, kuş ve tembel hayvandan oluşan kalabalık bir dünyanın olduğunu anlatıyordu; bu hayvanlar güneş ışığında yaşıyor ve altlarında ölçülemeyen derinlikteki bilinmezin içinde küçük, kara, tökezleyerek yürüyen şekillere merakla bakıyorlardı.

KAYIP DÜNYA,  VIII. Bölüm, "Yeni dünyanın ucundaki gözcüler", Sir Arthur Conan Doyle


 last one 24.12.16  k

Normalde hiçbirşeyin olmaması gerekirdi. Muhtemelen de yoktu. Sonra, hiçbir zaman hiçbirşey yokken, tamamen sıradışı bir durum olarak birşeyler var oldu. (ve) Bu o kadar sıradışı bir durumdu ki  geri alınamaz ve telafi edilemez    göründü ( ki öyledir

“God Damn it” dedi biri kırmızı ale birasını bar masasına vurarak.


“Bu benimde aklıma gelmişti”

“Ne, Nasıl?” dedi kadın olan öteki. “Birşeylerin var olması” dedi adam.


“Bilirsin işte, ne olursa”





Neo-Assyrian clay tablet. Epic of Gilgamesh, Tablet 11


Gilgamesh spoke to Utanapishtim, the Faraway:
"I have been looking at you,
but your appearance is not strange--you are like me!




r.e.f.e.r.a.n.s. n.o.k.t.a.l.a.r.ı.
______________________ 


Not, bunuda şuraya bırakayım belki birinin işine yarar formatı :


Uzun yıllar önce çalıştığım bir işyerinde (diyeyim) bir iki kız vardı, bunlar olabildiğince güzel, kesinlikle ortalama yalnız bir erkeğin duyarsız kalamayacağı çekicilikte kızlardı. Kısa keselim, bunlar tuhaf bir takım davranışlar içindelerdi, zaman zaman yakınlaşarak bir şeyler bekler bakışlarla ilgiye mazhar olmayı arzu eder bir his alemine bürünüyor, kah bir iki gün sonra birdenbire korkunç bir kavganın eşiğinde yahut hemen sonrasında gibi küskün bir tavır takınıyor ve ardından ertesi gün yanıma kendileri alakasız bir mazaretle gelip konuşurken birdenbire ilgili bir hal içine giriyorlardı. Ben bunu kadınların standart tuhaflıkları olarak görüyor ve üzerinde durmuyordum. Normal bir iletişim içine girmelerini bekliyor ve böylece birlikte mesela kahve içmeyi teklif edebilmeyi aklımdan geçiriyordum. Fakat neticede bu garip tavırları sona ermediği gibi daha sonradan da adeta bir salgın gibi başka hanımlara da sıçradı. Seneler sonra bu kızların içlerinden düşündükleri bir takım hayali kişilerle arkadaşlık ettiklerini hatta galiba bunlardan birinin de ben olduğumu, buna göre -bu arkadaşlığın o sıradaki durumuna göre-  kah sinirli kah hoş bir hale büründüklerini anlamıştım. Öyle sanırım tek tek kafalarında kurdukları alemdeki olayların, hali hazırda  yaşadıkları dünyada da olmasını bekliyor, ve bu gerçekleşmediğinde de öfkeye kapılıyor ve zaman zaman da dışarıdan anlamsız görünen saldırgan bir tavır içine giriyorlardı. Şimdi bundan haberim olduğunda bunun ciddi bir tedavi süreci gerektiren müphem bir psikolojik rahatsızlık olduğunu, hayal aleminde yaşayan pek çok genç kızın da benzer durumlardan muzdarip olduklarını, vakit henüz geçmemişken akıllarını başlarını toplamalarını ve hayal arkadaşlarını bir kenara bırakıp gerçek insanlarla konuşmalarını ve hayallerindeki dünyada olmasını bekledikleri şeyler bu dünyada gerçekleşmediğinde de öfkeye kapılmamalarını ve heleki kendilerini neredeyse hiç tanımayan insanlara karşı böyle bir öfkenin yöneltilmemesi gerektiğini hatırlatmak isterim. Bu dengesizlik alalade bir kadınsı tuhaflık yahut hafif bir rahatsızlık olarak geçiştirilemeyecek, ciddiye alınması gereken ve psikiyatride zannederim şizofren tanısı konulabilecek bir ruhsal rahatsızlıktır.


(Şamaş) … canı sıkılıp şöyle konuştu:
“Bu yoldan daha önce hiçbir ölümlü geçmemişti. Yeller denizin üstünden estikleri sürece de hiç kimse geçemeyecek” Gılgamışa şunları söyledi. “Aradığın hayatı bulamayacaksın”



Aslında üç parça:


A (yorumu) bir deste kağıdın üstündeki kağıdın 5 olma olasılığı 4/ 53 tür. Bunu destedeki 5lerin sayısı belirler


B (yorumu)destenin üstündeki kağıdın 5 olma olasılığı 1 ya da 0’dır. Bunun dışındaki diğer açıklamalar felsefi yorumlara dayalı ve bilmiyorum demenin başka bir yoludur


C (quantum yorumu) Her kağıt 4/53 oranında beştir, taki açılana kadar. Ve 1/53 oranında jokerdir.



Şimdi beynimiz bu bütünsel bakışı kabul etmiyor. (Bunun bir olasılık ihtimal hesabı olduğu sanılıyor tıpkı  parçacığın hem konumunun hemde hızının bilinememesinin deney düzeneğinin zayıflığı olduğu sanılması gibi ilkin) Teoriyi anlamayan arkeik zihin ısrarla uzaydan soruyor torbada kırmızı toplar mı var mavi toplar mı?  Sen “ %51 e %49  diyorsun mesela. O da ısrarla tamam ama kesin olarak hangisi. Sen tekrarlıyorsun sayıları. O zaman büyük ihtimalle  mavi toplardır  çünkü %51. “Hey torbada mavi toplar varmış”  İçeriği yorumlayamıyor. Birde hangi top, yani tam olarak hangisi, (herhangi bir topun %51 oranında mavi olabilmesi fikrinin kavranması güç) Adeta kadın zihnine karşı erkek bakış açısı zorlaması gibi. Bütünsellikten ne kast ediliyor=><<< BAĞLANTILILIK.



///Birbiriyle bağlantısız yerlerde yapılan deneyler parçalarında birbirlerinden haberli* gibi davrandıklarına işaret ediyor. *bu kelime sıkça ve tam olarak böyle kullanılıyor. (Bu düşüncelere çift yarık deneyinin farklı üniversite labaraturalarında defalarca tekrarlanması sonunda varıldı) BU daha evvel olay uzayı  bir çiçeğin yaprakları gibi olur şeklinde  yazıldığı için tekrar etmiyorum.///



sonuçta

(Schrödinger’in kedisinin peşinde)
Sf178’e göre // olaylara / şeylere tamamen nötr ve etkisiz biçimde TAMAMEN gözlemci olarak baktığımızda dahi olaylar ve şeyler sadece biz baktığımız için daha değişik olur. Ama tam olarak ne kadar değişik olacağını söyleyemeyiz, çünkü gerçekte ne olacağını bilemiyoruz. (Çünkü gözlemlemedik) Kısaca; şeyler biz baktığımız için daha değişik olurlar.


ve buradan yine eski bir konuya dönüş=>



Ama bu eski ve ebedi bir hikayedir: Eski çağlarda Stoacılarda olan şey, bugün bir felsefe kendi kendine inanmaya başladığı anda yine oluyor. O her zaman dünyayı kendi görüntüsünde yaratır; başka bir şey yapamaz.

F.Nietzsche



Vladivostok istasyonunda kış.


Bu dünya büyük ve tam bir boşluğun üstüne kurulmuş. Herşey sıfırdan başlıyor ve hiçbir yere gitmiyor. Bildiğimiz bütün gerçeklik tam olarak hiçbirşeyin üzerine inşa edilmiş ve boşlukta duruyor..  gri bozkırın büyük boşluğu herşeyi yutuyor .Altın dişli kirsh adamlar gülüyor ve demiryolu köpekleri havlıyorlar.    Hiçbirşeyi özlemiyorum. Hiçkimseyi hatırlamıyorum.



"Hayır bu değil Pamuk Kuyruklu Tavşan, diğeri"



hi caoffee lovers, what a fcry u doing there?


bazen filmleri hayali altyazılarla seyrediyorum - bu köpeği yakalamalıyız - herşeyi bildiğini sanıyor o.ç. -hepinize lanet olsun -jurassic parkı 5 defa izledim - geçenki toplantının sonuçları şöyle-filmlerin aralarında fark yok -   toplantı notları; sonuçte hav hav hav diye havlıyoruz ve kuru havlama boş havlama diye dalga geçiyorlar, bizimle alay ediyorlar dostum lanet olsun, benim önerim rRRof havlaması yani önden RrrR göstermek beyaz  dişler ve sonra RrrrRof şeklinde.Rrrof -evet dostum aynen öyle.

"Kesiyorum fakat bu da değil Aliceli olan"


ÖNEMLİ NOT:

VOL1

Önerme: “Sen yeni şapşal ver bana şapka” ðŸ—¿


...bla bla bla...böylece teorik olarak öğrenmenin özgürleştirmesi gerekir. (sağduyulu öngörü de böyle demişti) şimdi:=>


Öngörü:  Bilginin güç ve irade sağlayacağı EN AZINDAN TEORİK OLARAK bunun böyle olması gerektiği.


Şimdi ben bunun teorik olarak da (hi) hatta (hihi) mümkün olmadığını göstermeyi deneyeceğim. (ispatlandı) bu ironik olarak felsefeye değil ama zen’e yarar.


Alt konular:

*yorumun gerçekliğin kendisini ortadan kaldırması

*öngörülebilirlik için tüm belirlemecilik gerekli mi? (evet) (yoksa sadece gerçekliği algılamak için  ihtiyaç duyduğuğumuz  düşünce kategorileri  gibi bir kavram, bir, pekala başka türlüde olabilecek bir şey mi.)

*tam sayılar problemi, hiçbirşeyin tam olarak 3 olmaması, hep küsüratlı olması tam bir üçgen ya da mükemmel bir daire olmaması buradan ölçülemez küçüklükler ve bilginin referansa bağlı olarak anlamlı oluşu. Şu pastanın dörtte üçü. Sonra yarısı yeniyor. Referans noktası değişti, bilginin anlamı değişiyor. Fakat bir olayın 2/3 oranında gerçekleşebilmesi hala tuhaflığını koruyor. Dün maç oynandı mı? Neredeyse oynandı, handiyse oynandı gibi bir şey. Edebiyatçılar bunu Alp Er Tunga'nın son derece belirsiz durumundan hatırlayacaklardır.


VOL2


ÖYLEYSE HERHANGİ BİR BELİRSİZLİK tüm belirlenimciliği bozacaktır. (Kaos ta başlangıç noktasına hassas bağlılık, akışkanlar dinamiği vb bize küçük belirsizlik küçük sonuca etki, büyük belirsizlik büyük sonuca etki denkleminin GEÇERSİZ olduğunu söyler) Pekala buradan=>


YİNE ALICE’e DÖNELİM


"tamam bu"


Nereden Gitmeliyim?


Şimdi iki durum var:



CHESHIRE CAT



1.DURUM: Öngörülebilirlik yok ise !


Alice bilgi sahibi değil

A yolu B yolu, A da ne var B de ne var?

Seçim tanımlanmıyor.

(irade nerede) Çünkü neye irade gösterecek?


2.DURUM: Öngörülebilirlik vardır.


Alice bilgi sahibi.

A ve B (Yolların nereye varacağı haber veriliyor)

C.C. tarafından


bilgi=> seçenek => irade gösterdi (şu veya buraya) =>katılımla kaybolan öngörülebilirlik (kuantum gözlemci-deney ilişkisisyle birlikte düşünülebilir bu kavram)


Biz şimdi olayı netleştirmek için daha da basitleştirelim A yolu eşekle kır gezintisine B ise kesin ölüme götürsün. (Bu mantık yani az önceki,)  Bazı yolcular gelmediğinde otobüsün tamamen başka bir şehire gittiği bir belirsizlik evreni tanımlıyor. Daha doğrusu otobüs aynı yönde aynı hızda yol alsada vardığı şehir tamamen farklı bir şehir olacaktır) ki bu tam Alice’e göre bir yolculuk olurdu!!

(bu arada Alice nereye gideceğini öğrenmeseydi başka bir yere gidecekti asdasfagsdfhdfghj)

Çünkü eğer;

1- Öngörülebilirlik Kaybolursa

2-Seçim tanımı düşer (ortadan kalkar)

3- Böylece “bilgi”  de -bilgi fikri- kaybolunca- Ave b den ötürü başa dönülür. (burada a ve bnin yazdığı notlar yok galiba atmışım, öyleyse hoşçakal belirsizlik evreni, aşağı indiğimde otobüs durağını yerinde bulacağımdan ötürü mutluyum)*2 (sanırım gerçekliği şekillendiren yorum ve irade ise iki tür ana bakış olan idealist ve materyalist hangisi gerçeklğin yapıldığı ana maddedir den iki türlüsünün de iki yönden araştırıldığı nokta kastetmişim)


Geçmek için cheshire kedisinden bir sırıtma almanız şart. “Nasıl olacak bu” “arka arkaya bütün gün mödley cruu dinleyip akşamleyin eve gelince crittters serisini baştan sona izlerseniz belki size parlak dişleriyle bir gülümseme gösterebilir ” (kaptan spasiba balşoya ve adamları/ sf 36)



* * *

YENi bir evren modeli. Aslındad sadece dünya ve güneş var. On bin ışık yılı ötedeki... şey dünyanın 1obin ışık yılı ve o yöndeki hali. çıkırt.
Beşbin ışık yılı ötedeki haliyse bu gezegen, orada haliyle hayat yok. Ve gerideki yeşil parlayansa güneşin o yöndeki ve uzaklıktaki hali. Hepsi aynı dünyanın farklı koşullar altındaki farklı görünümleri, çıkırt.
ve şuradaki büyük boşluk ise yine güneş çünkü güneş bu boyutta ve bu mesafede boşluk olarak tanımlanıyor.!!çıkırt.

4 ışık yılı sürüyorsun ve hiçkimse yok ve hiçbirşey yok. yANİ bir çeşit olasılıklar evreni ancak somut halde.MUHTEMELEN ONLARDA BİZİ aynı biçimde tanımmlıyorlar ama herneyse ”hepsi aynı şey ve aslında hiç kimse yok”çıkırt.

                                                            // m a r i a
* * *


Galaktik Uzay Savaşçıları ismini verdiğim 8 bitlik bir oyun var. Makinelerin lordu, lordların efendisi, efendilerin şahı ve daha pek çok ünvanın tek başına sahibi olan Kaptan Spasiba Balşoya ve adamları Galaktik Uzay Savaşçılarında 90bin ve üzeri puan alan herkesi Isthar'ın tapınağına Ningal ile birlikte kruvasan yemeye ve kahve içmeye davet ediyor.


Buna karşın, gerçekliğin tuhaf doğasını açıklamaya epey yaklaşmış gibi görünen şimdiki yüksek fizikçiler ve kuantum kuramcıları onsekizinci yüzyılda yaşasaydılar muhtemelen şizofren oldukları gerekçesiyle işlerine son verilirdi. Bugün 'quantum' araması aşağıdaki gibi bir sonuç veriyor



Triangle harika bir film, filmin genel mantığını alice in defalarca öldüğü ve başarısızlıklarından sonra yeniden büyütüldüğü yeraltı labaraturalarını da içeren sanırım serinin (resident evil) üçüncü filmi ile birlikte düşünüldüğünde, tekrarlanan fikir ; herşeyin aslında tekrar tekrar ve aşağı yukarı aynı böyle olduğu, ancak kilit nokta da aşağı yukarı olması. VE eğer herhangi bir kurgu (loop) döngüye girdiğinde bu döngüyü açacak yeni bir şey olmadıkça herşey başladığı noktaya geri dönme eğilimi gösteriyor.

ve diğer  (Kuçu kuçuların toplantı notları) şöyle bitiyor;

...kuyruğunu kaptırdı Kai kai yaparken. Oysaki kai kai nin asıl amacı ve temel hali   kuyruğun bacakların arasına hızla saklanabilmesidir. Ama becerememiş. Rrrof. Sonra aşşağı mahalleye gittik tabi havlayıp durduk gece boyunca ve onlarda bize havladı, sonra bizde onlara, yanıp sönen turuncu trafik ışıkları, kaldırım değiştiren insanlar,  bazen polis telsizi cızırtıları ve ambulans nanileri,  ... bilirsiniz işte, bazen sabaha kadar sürer. Hav hav hav. Konu daima budur. Hav. (en son ben dedim)

**** .. bütün bu olanlardan sonra DC evreninden süper adam, wonder woman, buz adam, ateş kadın  Justice Leage ve Marvel evreninden İntikamcılar, yenilmezler, SÜpermen Batman ve Ayıadam (CC)* bir araya gelip nihayet ortak bir deklarasyon metni imzalayarak olanları kınama kararı aldı.

edit: Fakat akşam saatlerinde kınamanın geri çekilmesi için gelen baskı sonunda yeniden toplanıp pişti oynadılar. *creatice commons volkanay.

*2 (Şimdi başlangıç noktasına 'şeylerin zorunsuzluğuna' dönüyoruz)


...ama bu bizim sağduyulu öngörümüze ve gündelik gözlemlerimize uymaz. Altıncı istasyonda inince bunun hangisi olduğunu kesin bir şekilde  döğru tahmin eder ve indiğimizde de istasyonu yerinde bulacağımızı biliriz ve oradadır. İşte bunu seviyoruz, şeylerin istikrarlılığı, (alıştığımız varoluşun en popüler ancak pek dikkat çekmeyen yönlerinden biri) ama bu tamamen başka bir hikayedir...

after credit ;
"
"parka öönce ben geldim"
"Sen den önce ilk ben gördüm"
"Siz hiçbiriniz yokken bu park hiç yokken ben burdaydımm.. "


Panteonda Kutsal Tarım ve Tanrı Ninsun’un işlerini bitirip onları böylesine çökerten partnership ödemelerinin bellerini nasıl büktüğünün konuşulduğu gün,  Yeri ve göğü ve aralarındakini yaratıp (mit.) insanın adını koyan EA onları duydu ve yanındakine şöyle konuştu : “İlk ben ……… … …...” Ama hatırlayamıyordu artık bazı şeyleri. Yaşlı EA, ben buna Competitif kişilik bozukluğu (aşırı rekabete dayalı kişilik bozukluğu) derdim.


O sırada masadakileri dinlemeden toplantının başından beri telefonundan you tube vidyosu izleyen Eriştigal, İnana’ya dönüp “‘yeni karga güncellemesini gördün mü ra da daaaa! ‘ çok matrak bir şey” dedi. Aslında tanrıları bilirsiniz fevkalade muhafazakardırlar, herşey sürekli eskiden nasılsa öyle kalsın isterler.















k a r a l a m a  d e f t e r i   // 

eski lokomotifler ve yaşlı blues köpekleri


'Vakıa, genç adam masadan kalkmak mecburiyetini hissedip, bir lahza tereddüt iklimine ayak basmış gibi adeta arzuyla iç geçirip titreyerek sessiz ve durgun kaldıktan sonradır ki kapıya yöneldi. Genç kadın başını eski bir mecmuanın renkli artistlerine doğru kaydırmış, sessiz ancak rahatsızlık uyandıran halin geçerek yerini  eşyayla uyumlu bir sukuta bırakmasını bekliyordu.' 
(mahallemizde yav hav hav diye havlayan bir köpek var)



(neden hiç kimse dinlemiyordu bu köpeği?)


neden hiç kimse anlamıyor onu?

                 
                 
  // Hala Hayatta Olan Bazı Yaşlı Adamlar

(“kanun, olguya yaklaşmaya çalışır” isimli teklilerinden)




kurabiye canavarı, hayvanadam ve tazmanya şeytanı trio bir Jazz Band kursalar adı ne olurdu?

bad feedback..?

temporary folder..?

                      olağan şüpheliler..?  



pause .










notes

KARANLIKLAR LORDU & feat: CEHENNEMİN EFENDİLERİ

put your tex here
 aliceonthebicycle




‘...buraya gelen Avrasya sirkinde kadın polisi ısıran zencinin aslan terbiyecisi olduğunu öğrenince çok güldüm. Hart diye ısırmış kolunu kadının.’








Çocukken tanımadığımız başka çocukların yakınlarına oturup şişt şişt der,  eğer bakarlarsa “sen her şişt diyene bakar mısın?” derdik. “Bakmam ama senin gibi çok gerizekalıysa bakarım” diye kızların uydurduğu apaçık olan ve pek tutmamış bir cevabı vardı.


Papa ve Ben





O bölüm de komikti ama bulamadım. Papa şehrimize geliyordu ve yanında da patrik vardı, bütün yolları kapatmışlardı ve biz de işe gitmeye çalışıyorduk.









mimaride boşluğun nasıl kullanıldığını bütün köpeklere sorduk, hepsi Hav dediler




Mekan önerisi (rmn)Ural dağlarında, bir tuz madeninin üzerine kurulmuş Berezniki kenti maden tünellerinin çökmesiyle 1980'lerden beri suya gömülüyor. Eskiden 140 bin kişinin yaşadığı kent, Rusya'nın Atlantis'i olarak anılıyor.



  • Hiçbirşeye değmez.


Doğrusu; hiçbirşey hiçbirşeye değmez;
Çünkü bunlar başka başka şeylerdir.



başlık: köpekler depresyona girmez, sadece bazen canları sıkılır


...atkımı kaybettim, belki de evdedir ama, almamışımdır yani. Yağmur hızlanınca bir kahve dükkanına girip, üst katlardan birine oturup caddeye baktım. Işıklı iş yerleri, mağazalar ve pek çok üst katlar, yazıhaneler, seyahat firmaları.

Siyah bir sokak köpeğine karşıdan gelirken öylesine takılmak için "Hav hav hav" dedim. Köpek o kadar şaşırarak baktı ki. Yani bu benim repliğim, neden rol çalıyorsun gibi. Neredeyse ayıpladı beni ve havlamadan, koklamadan geçip gitti. 'Seninle mi uğraşacağım, ne enteresan tipler var ya hav hav havmış   



bölüm isimleri gibi : dördüncü kattaki adam. ya da. bugün. geceyarısından sonra. beton duvarlar esneyemez, sadece parçalanırlar. iki kere ikinin dört etmediği bir gerçeklik var ve pek o kadar eğlenceli değil. bazı şeyler sadece şaka olarak kalmalıydı. dünyanın düz olduğu zamanları özleyen ilkel bir yan var, eski yalın hayatları anımsayan, oysa düşününce çok sıkıcıydı.

Ona göre yeryüzünü ve gökyüzünü oluşturan şeylerin renkleri eski Sümer ve Kuzey Panteonlarında tanrıların oylarıyla seçilmişlerdi. (Ondan önce herşey sadece mavinin değişik tonlarıymış ve dünyada da sadece yaşlı ve eski bluescularla sokak köpekleri yaşıyormuş)

Köpeklerde -gerçekten dikkatli bakınca- Tamam da ben neden köpeğim ki şimdi? bakışları var, merakla etrafı süzüyorlar. Belki bir cevap. Bir ipucu. Kedilerde ise 'Kediyim ben kedi kedi kedi, daha başka ne olayım? ukalalığı (sen kim, köpek! oysa değil mi?) Belki öz saygının tavan yapması. Belki ego. Kediler böyle. Beğenmeyen küçük oğluna almasın. Parktaki alacalı tekir  savanda güneşlenen iri bir kaplan gibi yuvarlanarak geriniyor.

sebep/anlam : modern insan sebebini belirlediği anda bir olayı tam olarak açıkladığını hisseder ve 

çoğunlukla bu sebep bir anlam içermez.

Neden? sorusu aslında hangisini yanıt olarak talep eder? sebep/anlam

ha o tarz ?

evet.

günümüzde her olayın bir sebebi olduğunu söyleriz ama her olayın bir amacı / anlamı vardır demeyiz.

yerçekiminin garipliği üzerine

"...bilimin, büyüye karşı bir panzehir olması gerekiyorsa, uzay boşluğunda fiziksel bir aracı olmaksızın gezinen 'görünmez etkileri' kabul eden bir açıklama bilim adına nasıl önerilebilirdi? Bu tehlikeli bir biçimde, ayın yerküreye büyü yaptığını önermeye yakın bir şeydi. Newton'un yerçekimiyle ilgili kendi şüphelerini nasıl özetlediğine bir bakalım :

...bir cismin, bir diğeri üstünde, başka hiçbirşeyin aracılığı olmaksızın, boşluk içinde uzaktan etki yapabilmesini sağlayan bir yerçekiminin , maddenin doğasında, yapısında ve özünde mevcut olması bence öyle büyük bir saçmalıktır ki, felsefi konularda düşünme yetisine sahip bir kimsenin buna kapılabileceğini sanmıyorum 

(Newton'dan Richard Bentley'e Richard S. Westfall, Never at Rest, A Biography of Isaac Newton, Cambridge University, Press 1980, sf 505)

bu arada yüzlerce yıl sonra bugün hala meselenin anlaşılır bir çözümü yoktur. (Kuantum ya da büyük sistemler de değil ama orta ölçekli sistemlerde geçerli olan çekim yasasının nedeni?  algı kategorilerini 1 doğa+(l) 2 doğa+dışı 3 doğa+üstü aldığımızda yerçekimini nereye yerleştireceğimiz hala belirsizliğini koruyor)

anladığımızı sandığımız şeyleri aslında anlamıyoruz

Kendi bildirimine göre Rene Descartes (1630'lar da) 'Hakikat ruhu' tarafından ziyaret edilmiş ve ruh ona, matematiğin, doğadaki sırların anahtarı olduğunu belirtmişti. Bu tecelli Descartes'a doğayı şiirsel niteliklerinden sıyırıp onu nicel, mekanik açıdan yeniden tanımlaması için ilham vermişti. Buradaki ironi kuşkusuz, Descartes'in naturalist doğa görüşünün kökeninde, en azından kısmen, doğaüstü bir deneyimin bulunmasıdır. sf 73 *Batı Uygarlığında Okült, Dan Burton, David Grandy)

...evet, ha bak bu nasıl olur? Böyle böyle olur. Sonra bazen pek iyi olmaz, şöyle böyle olur.

(kötümserliğin yeri araştırılırken) Kötümserlik çok sık gereksinim duyduğumuz gerçekçiliği destekleyebilir. Yaşamın pek çok alanında iyimser olmak için bir neden yoktur. (...)

...Aşırı coşkulu planları birilerinin bozması gerekiyordu. Bu kötümserler Amerika'da şirket merdivenlerinin en üst basamaklarına tırmanmışlarsa (ki araştırmalar açık bir biçimde bunu işaret ediyordu) ; doğru bir şey yapıyor olsalar gerekti. 
sf 124 Öğrenilmiş İyimserlik, E.P. Seligman


Tarayıcılar belirli bir içeriği belirli kurallara göre belirli bir şey olarak yorumlar. Bazen bir kediye bakınca, burada hangi içerik 'işte bu kedi' olarak yorumlanmış merak ediyorum. Ayrıca bir gün kaldırım taşı olarak yorumlanan içerik   eğer ertesi gün su olarak yorumlanırsa nesnelerin sürekliliği duygumuz zarar görür bu da gerçekliğin belli bir kararlılıkta salındığı dünyamızı hafifçe dalgalandırabilir.

yani bir tarayıcı bir diğerine bir gün meydan okur da ben bundan sonra kaldırım taşları olarak yorumlanan içeriği krem şanti olarak yorumlayacağım derse battığımızın resmidir. Hem son günlerde gerçekten kim olduğumuzu hiç merak ediyor muyuz? Hayır, kendimizden eminmiş gibi davranıyoruz. Kesin. 

Doğrusu şu ki kendimiz hakkında aslında pek az şey biliyoruz.

Tanrı kediyi yaratırken daha önce bildiği herşeyi kullandı. Kedi sondu. Sonra ıslak hamburgerlere basılarak karşıya geçilen bir köprü kurdu. (kediye doğru) Fakat biri dayanamayıp onlardan birini yedi ve böylece zincir bozuldu, ve artık hiçkimse karşıya geçemez. 

Eski, ev tipi, pedallı ve mekanik dikiş makinelerinden süren kadınlar. Yollar boyu ayaklarıyla aşağı yukarı oynadıkça tıkırtılar çıkartarak ilerliyorlar. Hem önlerine hem de yola bakıyorlar. Trafik ışıklarında yanyana dizilen dikiş makineleri yeşil yanınca devam ediyorlar. Ne diktikleri de belli değildi.

Uyuyan köpek mağazası. Büyük kocaman sokak köpekleri uzun raflarda serbestçe atılmış halde uyuyorlar. Bazen biri uyanıyor, ortadaki filtre makinesinden kendine kağıt bardağa sade bir kahve dolduruyor, patilerini küçük odun sobasına doğru tutuyor. Ahşap masaya oturup gazeteleri karıştırıp raflara geri yatıyor ve uyumaya devam ediyorlar. Bu mağazada hiçbirşey satılmıyor. Sadece kahveni alıp onlarla birlikte oturabilir ve belki kağıt oynayabilirsin.

Ea yeryüzünü kaplayan büyük suları ve geceleri parıldayan yıldızlı göğü yarattı. Çünkü varoluşun sorumluluğunu birinin alması gerekiyordu. Sonra ışıltılı yeşil kırları inekleri  ve geri kalanları yarattı. Maria bir sabah uyandığında bunları gördü ve çok hoşuna gitti.  

Sonunda ben de okudum, sürekli öncelikle hali hazırda o arzu ettiğin frekansa olmuş gerçekleşmiş gibi girmekten ve o frekansta kalmaktan söz ediyor. Ve nasılı da önemli değil. 

“işin nasılını bilmeniz gerekmez. Evrenin kendisini nasıl yeniden düzenleyeceğini bilmeye ihtiyacınız yok”  
 Dr Joe Vitale

Secret kitabında kedileri anımsatan pek çok şey buldum. Bunlardan en önemlisi başkalarına huzur ve mutluluk veremeyeceğimiz, onlar için bunu asla yaratamayacağımız hakkında. Onlar sadece sizin sakinliğinizi, sizin huzurunuzu ve sizin hali hazırdaki mutluluğunuzu paylaşabilirler.

Fırtına. Dalgalar. Başka şeyler. 

Pekala, haydi sıcak çikolata ve marşmelov partisi yapalım!!

Bir zamanlar çok ama çok eskiden dünya henüz evrenin merkezinde sakin ve uslu öylece dururken, gök atlası üstümüze perde perde yayılır, güneş her sabah kalkıp aynı yollardan dolanıp aynı uzak denizlere alçalırken, insanların kafasında herşey yerli yerinde, bilinmeyen çok az şeye dair sadece bir kaç soru ve her bir sorunun basit ve anlaşılır bir yanıtı varken

Gerçi başka bir teori bunların aşağı yukarı aynı şu anda olduğu gibi tekrar ve tekrar gerçekleştiğini söylüyordu.  “Şu an burada bulunanlar en başından beri buradaydılar, benimle birlikte”

Olmakta olan şeylerin kendi zamanı

  

Mutluluk kiti, cam bir bölmenin arkasında da olabilir herhangi bir depresyon   karamsarlık anında camı kırınız. İki tane vişneli browni sıcak dumanı tüten bir süt ve kahve, camın arkasında da sıcak olarak dumanı tütecek. belki hafif bir kitap.

“… İnsanlar  mutluluk hakkında binlerce yıldır kafa patlatıyordu ve mutluluk hakkındaki büyük gerçekler tarihteki en dahi beyinler tarafından çoktan belirlenmişti. Önemli olan her şey söylenmişti. (hatta bu cümle bile. “Önemli olan her şey önceden söylenmiştir” sözü Alfred North Whitehead’a aitti.) Mutluluğun yasaları kimyanın yasaları kadar değişken değildi.”   

// Gretchen Rubin // Mutluluk Projesi

Ymir'in kanı! Seni daha önce burada  görmedim kız!
Hayır bu tanışmak için iyi bir cümle değildi.


Eskiden dünya karanlıktı. İnsanların canı sıkılıyordu, ay ışığı zayıftı. Sonra bir gün güneş göründü, öylece geçip gidiyordu. bulutların ardından, ve kaybolup giderdi, güzel Lola parmağıyla işaret edip, onu istedim demeseydi. Böylece şef maori onun peşinden koştu ve geyik avladığı baltasını göğe fırlattı. Güneşe saplanan baltayı halatlarla kendine çekip onu büyük ağaçlardan birine doladı. Böylece güneş yakalanmış oldu. Böylece güneş bir daha hiçbir zaman yeterince uzaklaşamadı, aynı çember içinde bir yerden çıkıp bir yerden kayboldu. İnsanların uzun zamanları oldu. Ve ne kadar süreceğini bilmedikleri gecelerin tedirgin edici belirsizliği kayboldu. Onun için pek çok şarkı söylenmiş olsa da şu şarkı aralarından öne çıkar.

Kahraman ve güçlü loli gökyüzünün boğasını devirdi

Onu boynuzlarından tutup yere çaldı sonra ayı yaklaştırdı

Geceyi sevmeyen kabilesine güneşi getirip bağladı

Tuhaf ve soğuk Lo, Sen savaşçılarımızı cesaretlendiren bir ilhamla dolusun

Büyük ve kahraman lola, yeryüzü durdukça onun hikayesi anlatılacak 

Cesur ve güzel Lola sen denizlerin üstünde dolaşan yakalanamayan bir ışıksın. 

Pastel renkli yamalı yastıklar vardı, birbirlerine masal anlatıyorlardı. Gerçekten uyku getiriciydi. 

… Sinemada birinin cep telefonu çalarsa, bu onun düşüncesiz bir odun olmasındandır, ama benim cep telefonum çalarsa bu, bebek bakıcısından gelecek aramayı yanıtlayabilmem gerektiğindendir. 

Sf. 197 Mutluluk Projesi / Gretchen Rubin

Aslında Ankara nötr bir kent. Kırklarını yeni aşmış olgun bir adamı andırıyor. İstanbul onun yanında ruh hastası, dengesiz bir yaşlı kadına benziyor. Hani özlemedim desem başım ağrımaz. 

… Bir mektup olarak başlandıysa da nihayetinde neredeyse bir yazı oldu. Hem belki herşey uzun bir mektuptur. (ama bu kapalı gök yağmuru ve bu kadar çok köpek kime gönderilmiş olabilir? ) Şimdiyi göstermeyen bir saat gibi. Burada olanlar kahve, yağmur ve köpekler. Noel arifesindeyiz. Biri şöyle demişti, Noeli kutlamaya başlamak için hiçbir zaman yeterince erken değildir.

(sosyal içerikli yayın / kamu spotu)

.

mini öykü : n a k i t  s ı k ı n t ı s ı 

"… Ben ponpon kızları ve büyük boy uzun tüylü ev kedilerini seviyorum. Yılbaşı için sadece büyük ışıklı bir atlıkarınca (müzik başlayıp sesler yükseldiğinde kendiliğinden dönmeye başlayanlardan) ve bir kasa şampanya istiyorum. Perignon veya chandon extra brut olabilir”

Makul olmaya, hiç değilse öyle görünmeye çalışıyordum 

“Özür dileriz” dedi adam “ancak sanırım kargoda biraz gecikme yaşayacaksınız”

“NE YAPIYORSUN, SANIYOR MUSUN? , hey tanrım sana sanman için mi para ödeniyor?"  

“Aslında ben de tam da bu konuyla ilgili olarak sizi rahatsız ediyorum”

Kendisi çok uzun zamandır ödeme alamamıştı ve aksi gibi bende de hiç para yoktu. 

Böylece ikimizde de para olmadığını fark etmemiz çok uzun sürmedi. (...)

… ama mesajları hakkında ne düşünürsek düşünelim, postmodern felsefeciler doğru ve içgörülü bir şekilde bilimsel kuramların her zaman öznel bir bileşeninin olduğunu ve bunun hem nesnel gerçekliğin bir kodlaştırılması hem de o zamanın bir eseri olduğunu anladılar. Otto von Bismarc’ın ünlü sözü, “Kanunlar sosisler gibidir, yapılışlarını görmemek en iyisidir” Bilimsel kuramlar için daha da kusursuz biçimde geçerlidir, en azından benim deneyimim o yöndedir. 

Robert B. Laughlin / Farklı Bir Evren /  belirsizlikle yaşamak bölümü / sayfa 32

R.I.P 2017
Я строю мысленно мосты,
Их измерения просты,
Я строю их из пустоты,
Чтобы идти туда, где Ты.
Мостами землю перекрыв,
Я так Тебя и не нашел,
Открыл глаза, а там… обрыв,
Мой путь закончен, я – пришел.

Huzur içinde yat.
Kafamda bir köprü kuruyorum.
Boyutları basit.
Onları boşlukta kuruyorum.
Senin olduğun yere gitmek için.
Yeryüzünü Köprüsü ' nin köprü.
Seni hiç bulamadım.
Gözlerini açtı ve bir uçurum var.
Benim yolum bitti, ben geldim.

Bu çeviriye puan ver. 

Natalie arkhangelskaya. 






Birazdan / ...Uyanacaksın Alice


(Hayır kedi. uyumadığımı biliyorum)

Geceleri kalkıp senin hayaletlerinle boğuşuyorum.  Geceleri bir
boşluktan dışarı sızmaya uğraşıyorlar.  Ama sen dolap kapaklarını
kapalı tuttukça sabaha dek güvende sayılırsın. (Benden kalanları
yiyerek beslenen büyük beyaz bir ayı var.) (O çok güçlüdür ama
büyük beyaz köpek balığının geldiğini  göremedi) Kapaklar Alice,
Sadece günün ışıdığından emin olunca onları açabilirsin. (geceleri
bu büyük boşluk bir gara çok yukarıdan bakıyor, trenlerin üstüne
düşmek istemeyiz)

Last Edit was yesterday at 3:45 PM