Akdeniz / Panait İstrati

Karşıma eşsiz bir fırsat çıktı: Bu akşam 12 Aralık 1906 günü, ülkemden uzaklaşıyorum. Mısır'a gidiyorum! Benim için inanılmaz bir şey bu. Hayallerimdeki en güzel masal.
...          
Bütün bir hayatın sanki bir hapishanede geçmişçesine  yavaş yavaş sönüp gittiği, olağandışı hiçbir olayın olmadığı, ufku hep aynı kalan, Tuna'nın sularıyla yıkansa bile içler acısı bir durumda  olan bir memlekete saplanıp kalmak, Tanrım, bundan kötü bir şey varmı? Hem de dünya çeşit çeşit manzaralarla süslü ve ruhumuz güzelliklere böylesine açken!

Akdeniz...Gözlerimin büyüleyici sonsuzluğuna ansızın dalacağı o sabah, baygın düşerim herhalde.

Vakit geceyarısına yaklaştı. Sıfırın altında onbeş derece soğuk var. Karayel fırtına halinde esiyor ve hareket hazırlıklarıyla uğraşan zavallı tayfa, tipi yüzünden etrafı göremiyor. Doğu Ekspresi iki saat geç geldi. Makinist öfkesi burnunda olacak, öyle bir fren yaptı ki katarın  bütün tekerleklerinden kulakları sağır edici bir uğultu yükseldi. Sanki "Şu lanet olası yere geldiniz işte, bırakın da karımın yanına gideyim artık" der gibiydi.

Kürkleri içinde kaybolmuş hayalete benzer bir düzine insan, trenin yumuşacık kompartımanlarından çıkıp elli adım ötedeki geminin yumuşacık kamaralarına doluştu.

... 

İstanbul'a sadece iki saatlik bir gecikmeyle vardık. Burada dünya bambaşka görünüyor, inanılmaz bir şey bu! Gemiyle on iki saat gittikten sonra, korkunç kıştan en tatlı bahara geçtik. Burada Mayıs ayının güzel havası var. Boğaziçi sularına yansıyan yeşilimsi tepeler, üzerinde bir sürü motor, kayık, şalupa ve çatananın dört bir yana gidip geldikleri muhteşem bir gölü andıran deniz.... Burada bütün  bir hayat sokakta geçiyor, insanlar sokakta, bazen iğrenç köpeklerle yan yana çalışıyor, yemek yiyor, uyuyor, eğleniyor. Kahvehanelerin terasları gülbahar oynayan, ( Hepyek adıyla da bilinen bir tavla türü) nargile içen, hayaller kuran Türklerle dolu. Abdülhamit'in payitahtı büyük bir sefalet içinde. Aynı yolcu için on kayıkça ya da hamal kavga ediyor. İnsanlar paçavralar içinde, ağızlarına bir lokma koyamıyor.