Andıran Otu / Cenk Taner


__Yüzlerce kaya gördüm sahilde. Bizi acıtan ama suyu acıtmayan bir keskinlik. Kayaların üstünde ağlayan kadın, bira içen çocuk, sevgililer, deniz kedileri. Bizi acıtan ama suyu acıtmayan bir keskinlik. Ama sanki bir yelkenli  sofrası, bir şenlik mekanı burası, ne bir gülmek var ne bir gözyaşı. Yine sanki bu bir tabloymuş da, ben ceplerinde elleri olan (yağlıboya) bir adammışım. Ceplerimde ellerim vardı.  Anahtarı almış olmanın verdiği güven duygusu! Bu cümleyi kurduktan sonra doğadan koptuğumu anladım. Yanıma bir köpek geldi, onu da sahibi çağırdı. Sahip, sahip olmak, olabilmek.

__Yeterli tevazuyu gösterdim yine de. En azından öyle olduğunu umuyorum. İnsan öğreniyor zamanla, bu tevazu dış cephe kaplaması gibi. İçeride ne olduğu bilinmez. Girmek gerek. Kim kendi içine girmiş ki?

__Sokaklarda görünmek. Başkalarının gözüyle onlara bakmak. Zor ama imkansız. Zor bir insan mıyım? Galiba öyle, umarım öyledir. Bu daha iyi ama güç bazen. Kolay olmanın bilgisi aklımda bir yerde. Geceleri çıkar bazen ve kolaylaşır herşey. İstersem. Ama zor. Dünkü yağmurdan sonra kayalarla suyun dostluğuna inandım. İnanmak, inanabilmek!

__Geceleri müzik. Bazen yatarken. Oysa eskiden bir odada saatlerceydi. Teyp sadık. Yanımda yatan bir vücut. Üstelik ruhu olan. Ondan gelen seslere takılan kafam güzel şeylere gebedir. Gebelik kısa sürer. Yine geceleri kendimi boş şarap şişesine bakarken  bulurum bazen, ama bu iyi, kendimi bulurum en azından, bir şeye bakarken olsa da...

__Okuduğum kitaplar rüzgarlar estirirdi içimde. Eskiden. Dinlediğim şarkılar daha yüksek seste. Şimdi bir şeylerin  gürültüsü bastırıyor sanki. Duyuyorum yine de eski bir alışkanlıkla. Okuyorum daha sakin limanlarda. Daha mı çok anlıyorum? Anlamak, anlamak?

__Hayal dünyamı kurduğum günlere bir bakış. Filmlerden mi kaçtım ben? Sahildeki yalnızlığımın görüntülenmesini istedim ya da evdeki. İçimden istedim bunu. Önemli miyim ben? Önem. Şarkılar resim olmuş hayatıma, başrollerde ben. Oyuncumuyum ben? Ben çay  bahçesinde  bir figuranım. Yüzlerce figuran arkadaşımla beraber çay içiyorum. Parasını ödeyerek. Bir çınar ağacının altında denize bakmak yetti bana. Önemli miymişim? Hayır.

__Bir kedi sürtündü. Simidim olsa tamam. Sırf sevgiden miydi, sanmam. İşte halim buydu. Sanamamak. Ben sanmak istiyorum artık. Sanmak sanabilmek. Benim kedim sanmaz, ben sanarım ancak. Onun için ceplerimde ellerim var.

__Uyuyan kadın. Yanımda. Kül tablası. Dolu. Ben de uyusam. Uykum yok. Neyim var diye düşünmek için geç. Sigara yaksam geç. Camı açsam geç. Herşey için geç, öyle bir saat! "Neye göre geç" önermesini yapan aklım bile kapat diyor gözlerini. Kapattım. Zamansız bir yer ya da tersi. Nöbeti devralmaya gelen uyku ordusu beni göreve çağırıyor. Severek yaptığım bir iş. Ayrılmak zor.

__Boşa geçen (ya da öyle görünen) bir günün ardından yemek yedim. Seçeneklerim cebimdeki parayla temasta. Bu alışıldık ve yıllardır süregelen bir durum olduğundan, akıl, mide ve cep üçlüsünün kararlarına güvenirim. Mantık bir şehir etkinliği gibi. Mantık. İşe yarayan ve bazen gereksiz olan herşey gibi soyut. Maddi olan her şey. Soyut. Arabaların, evliliğin, sevişmenin, evlerin hepsi. Somut ilk gördüğümdür. Tanımaya yarar ve yerini hemen soyuta bırakır. Akar nehir...

(...)

YETMİŞ ALTI PAÇALARIN BOL OLDUĞU BİR YILDI

Böyle olmayı istedim mi? Ben hep C.T. 'nin on numaralı hali olmayı istedim. Yabancı sokaklardan dönen, al da at denen, milimetrik paslar atan bir oyun kurucu. Bir tür Sezar algısı, yarım kalmış bir alın yazısı belki ! Geceye düşmüş yüz. Sözel anlam asili. Ya da yalnız kalmış havari kılığında, haresine bakan şaşkın. Işıkları yakanlar ellerini uzattığında, kulak verdiğim adamlar söyledi bana: İşte Güneş ! (Bakınız ama kör olmayınız)

 (...)

ve "baba" dediğinin hangi coğrafyadan çıkıp geleceğini bilemezsin. Bir baba, bir babadır. Fazlasını beklemek hayalcilik. Madem hayaldi işimiz, hep fazlasını bekledik. Ve sessizlik her yere hakimdi. Yani o kasaba sessizdi. işten dönüldüğünde bile. Cumartesi pazara çıktığımızda bile. Okul dönüşü çantaları gitar niyetine çaldığımızda bile. Ve sessizlik iyiydi. Ruhumu tamir etti. Herkesin gol atmak istediği mahalle takımında bile anlatamamıştım çocuklara "bek" oynamanın önemini. Bu beş gol yerken de böyleydi, yenilirken de. Yıllar sonrada bir şey değişmemişti, herkes gol atmak istiyordu. Gol; İki taşın arasından geçen top. Kimse kaleci olmak istemiyordu ki bana sorarsan sahadaki en romantik adamdır. Forması bile değişik, bir yalnız. Ama bir numaradır. Çocukken bunu anlamayanlar ileride hiç anlamadılar. Yalnızlık duygusu kedilere ve kalecilere mahsustur. Ve kalecinin dostu bektir. Bir bektim ben. Ve forvet oynamak isteyen kıçıkırıklara güldüm hep , papucumun forvetleri (karmpon, esem sport. vb) Bir forvet, bir forvettir; gerisi hayalcilik. Oyun kurucu bahsiyse derinleşmeye çok müsait.

(...)

Ve hep isimler vardı. Şehir isimleri, şarkı isimleri. "Do you know the way to San Josa" Dinlemeden sevdiğim şarkılar, tanımadan sevdiğim kadınlar, görmeden sevdiğim şehirler. İnsan sevmeye görsün. Tanımak bahanedir.

(...)

"Sana iki zeytinle acı çektirirler"

(...)


DERİLLA'YA MEKTUP II

(...)

Geçenlerde Adroso'yu Kadıköy'de Krayslere binerken görmüşler. Ya Derilla, hayat! Hani bizim devrimimiz vardı! Devrimiz geçti diye devrim bitti mi Derilla? Kelime Derilla, oyunu Derilla, kelime oyunu bana ver. Dostunum Derilla, belki bir kıyağım geçer. Sessizim Derilla, bu ara bildiğin gibi öğretilerimde kayma var. Aday oldum bir de, ama ben aşığım seçememeye Derilla.

* * *
  
DERİLLA'YA MEKTUP III

Uyan Derilla, uyan. Atıldı zarlar. Bir dergi kapağındaki kadar güzeldi kızlar, ama bu neyi değiştirirdi ki? Anlasana Derilla biz akıllıydık, onlar aptal. Bitirebilirdik işlerini zamanda bir yerde. Düşünceli ve inceydik, biliyorduk onları da sevebileceğimizi. Hırstan arınmış bir gönüllü ordusu gerekli bize (binlerce daktilo, tonlarca kağıt ve onlarca uzun mesafe koşucusu) Bana sorarsan Derilla, bir derviş sabrıyla anlatmalı derim korkunun içindeki sakinliği (ve o aristokrat edalı erkek kedileri) Öyle olmadı mı Derilla, kediler insanı tanır, öyle olmadı mı Derilla, Almanlar kupayı alır. Meşhur disiplin bu işte. Ucundan gerekir hepimize. Yanlış anlama Derilla, hepimiz derken bazıları dahil.  Sorarım sana Derilla, talihsiz maçlardan sonra çıktığımız finalde ne geçti elimize (iyi bir hasattan başka) Çamur atanlar cemiyeti üyeleri oturmuşlar her yerde (binlerce daktilo, tonlarca kağıt ve yüzlerce kafe) Kış harekatları zordur Derilla, bakmalıydık tarihe. Çünkü Derilla kupalar yazın alınır, yazın verilir. (...)