Kirli Çamaşırlar V

Numarasız kompartmanda bir hikayeye doğru biriken sesleri aklımda kaldığı kadarıyla toparlamaya çalışacağım.

Bu öyle bir adamdır ki, yavru kuzuya yan gözle bakar bilmezsin -bilmiyordum da-, ağzında bardak parçalar, çürük yılışık kocaman bir sırıtış yayılır suratına, korkunç kokular püskürtür bedeninden, kirler terle buğulanıp, dağılır.

Kadın perdeleri kapalı bir kompartmandan, onun altından kaçıp gelmiş. Ağzını onun ağzından kaçırıp gelmiş. Kuruluğunun acısını ondan koparıp gelmiş.

Hikaye gerçekte şöyle imiş : Bıçak dayayıp boğazına çakıp kaçmışlar, sahipsizmiş, korkmamışlar ulu orta gezmişler. Bu bulmuş onları, kan kusturmuş tenhada çok fena marizlemiş piçleri. İlan-ı aşk etmiş, "çok delikanlı kadınsın" demiş yani, vurmuş eliyle bacağına acele acele. Kaçarken trenle İzmir kalabalığına.

Dersteyim şimdi. Uykusuz geçirilen acil servis gecelerinden bahsetmeyen bir sağlık antropolojisi sonrası, kendini her şehirde tekrarlayan arabalar, yollar, binalar ve kaldırımların ruhuna dokunmayan bir kent antropolojisindeyim. 'Görüşülenlerin %20'si ne demiş?' Görüşülenin %20'si!! r:)