Kirli Çamaşırlar II

Tepeler, yüksek kayalıklar , terkedilmiş boyasız pansiyonlar

Sokaklarda gezinen özgür ineklerin çöp kutularını karıştırdıkları Riva koyuna tekleyip duran bir arabayla gittik. Sahilde mayolu adamlar ve elbiseleriyle oturan kadınlar vardı. Öğleden sonra sahil makul bir havaya kavuştuğunda lokanta cafe tarzı bi yerdeydim. Rüzgar sert esiyordu. Kum vardı, bulut vardı. Uzun bir süre durdum orada. Bir vardım bir yoktum, dünya tatlı bir sallantıdaydı. Kumların oraya inip uyudum. Dalgaların sesi hiç yatıştırıcı değildi. Kendine gelmesi için tokatlıyordu kumsalı. Tepeler, yüksek kayalıklar ve terkedilmiş boyasız pansiyonlar ve diğer başka pekçok şey üstüste veya yanyana duruyordu. Dönüş yolunda bir köşk tabelası eğitilmiş köpekle tehdit ediyor, bir yol tabelası dönülmez diyor, bir diğeri Ankara'nın ne tarafta olduğuna işaret ediyor, yapmak istediği her neyse çoktan vazgeçtiği anlaşılan kısa pijamalı orta yaşlı bir adam yalınayak halde bir zemin kat balkonunda ayakta öylece duruyordu, dünyanın geri kalanına ait değildi o an. Altında kocaman bir dünya, bütün kalabalığı ve görkemiyle kımıldıyor ve o da üstünde pijamasıyla dikilmiş bakınıyordu. Araba artık teklemiyordu, apartmanlar çoğalıyordu birbirlerine yaklaşarak. Oturma gruplarında yanyana dizilmiş televizyona bakan sessiz insanlar. Apartmanlar, yollar ve başka arabalarda kımıldanan, sonra bir biçimde yanyana ya da üstüste duran insanlar. Benzin istasyonları, berber dükkanları, yarım ekmek döneri bibuçuk liraya satan köşebaşı büfeleri ve Limited şirket tabelaları- ikinci yada üçüncü kattadırlar- Sanki biraz daha dikkatli baksam anlamam mümkün olacak ama hayır mümkün değil. Hayattan ne beklediğimi ya da neyi aradığımı kestirmem mümkün değil. Tüm bu olanlarda bi tuhaflık var, bi saçmalık. İyi değil, kötü de değil. Güzel ya da çirkin değil. Apartmanlarda katlar birbirini tekrar ediyor, kitaplarda kelimeler yan yana dizili duruyorlar, sayfalar arasında üst üste. Yollar her dönemeçte tekrar tekrar bir yere varacakmış izlenimi veriyor ama dönüp dönüp duruyor şehrin içinde, dışına çıkıyor, başka şehirler, başka evler, pek çok insan... Sonra biri başbakan oluyor, bunu gazetede yazıyorlar, sabahları gazete okuyoruz, dev sekoyalar imparatorluklardan daha uzun yaşıyor, Danimarka krallıkla mı yönetiliyor, peki ben yarım kalan uykumu  ne zaman tamamlayacağım?

Gittiğinden beri durum bu. Pek çok alakasız olay ve durumun anlatıldığı çok acayip kitapların sonunda herşeyin çözülüp hımm demek böyleymiş dendiği bir son bölüm olmalı. Tüm okuyanların bütün tahminlerini dışarıda bırakan, sürpriz ve herşeyi bağlayan bir final bekliyorum. Bekliyor muyum, arıyor muyum? Gittiğinden beri durum bu. (O ya da sen ne farkeder?) Kimseler gelmesin anlamak üzereyim. Bunlar neden burada duruyorlar anlamak üzereyim, hep biraz öyle geliyor.