KÖPEKLER / Dokuzuncu Bölüm

Bahadır bilgisayara bakarak, “Bunun içini açıp temizleyelim” dedi. “Çok fena uğulduyor.”
 “Bu bir elektrik süpürgesi değil içini açıp temizleyelim bırak uğuldasın”
 Bahadır makinanın arka vidalarını sökmeye başlamıştı.
“Müzik dinlerken  uçaktaymış hissine kapılıyorum”
“Kulaklığı tak o zaman”
 Kocaman bir kulaklıkları vardı. Dükkândaki en büyük kulaklığı almışlardı.
“Onun da sağ tarafı cazırdıyor”
Makineyi sökmeyi tamamlamış, kasanın dibindeki toz yumaklarını avucuna sıkıştırıp mutfağa giderken "Bunlar satılabilse bile alanlar nasıl olsa bunları yakmayacaklar” dedi. “Boşuna uğraşıyorsun". Mutfakları salonla birleşik, hiçbir tarza uymayacak biçimde yatay halde yarım bir duvarla ayrılmıştı. Musluğun, tüpün ve yuvarlak çalışma masasının olduğu küçük bir yerdi.
Yeni mum çok hızlı donmuştu, diğerlerine göre çok sertti. Yazın oda sıcaklığında bile eğilip bükülenlere benzemeyecekti ama yanma hızı ve kokusu nasıldı? Büyük bir güçlükten sonra ateş aldı ancak çok cılız bir ışık veriyordu.
Kaan makarna suyunu koyup masaya geri oturdu. Mum ödevinden aldığı notları incelemeye devam etti. ‘Belli bir oranda’yazıyordu. O belli oran ne olabilirdi? İnternetten bulunabilir miydi?
"İşlevselliği bir kenara bırakıp yalnızca güzel olmasıyla uğraşalım, kaba, basit çizgilerinden kurtarıp sert malzemeden ince çizgilere sahip, daha karmaşık, ayrıntısı, derinliği olan bir şeyler yapılabilir"
Kaan için de bu akla yatkın bir fikirdi. Sonuçta insanlar mükemmel bir mum istemiyorlardı. Mükemmel mum biçimi belliydi, tüm kenarların ortadaki alev merkezine eşit uzaklıkta olması gerekiyordu ve bu da silindirdi, yapımı da kolaydı. Renklendirilebilir, güzel kokular saçması sağlanabilirdi, ama ölçülerinin bile belli doğal sınırları vardı. Gereğinden geniş olursa alevin ısısı kenarlara ulaşamıyor, yandıkça giderek ortası dibe doğru genişliyor, ışık vermiyordu. Gereğinden uzun olduğundaysa oda sıcaklığında eğilip bükülüyorlardı. Ancak ihtiyaçları olan şey mükemmel bir mum olmadığına göre bu fikir denenebilirdi.
"Nedenini bilmiyorum ama korkuyorum" diye itiraf etti Kaan.
Yarın Duygu’yla buluşuyordu.
Bahadır yarım domatesi büyük bir dikkatle küçük parçalara ayırmaya çalışırken "Sen asla geri dönmeyecek birini beklemek istiyorsun" dedi sakin bir tavırla. “Geri dönebileceği fikri seni endişelendiriyor”