KÖPEKLER / Onbeşinci Bölüm



   Dikkat çekici derecede iri yapılı bir kadın, kalabalık caddeyi gören mezarlıkların yanından sessizce, hızlı adımlarla yürüdü. Işıklara aldırmadan yolun karşısına geçip,  telefon kulüberinden birine girip kapısını yarım çekti. İçerisi idrar kokuyordu. Kulübenin şeffaf, kirli camından cadde trafiğini, yanaşıp kalkan kırmızı ve yeşil İETT otobüslerini, karşı tarafta şimdi kafe olmuş medresenin önündeki alçak taburede çay, sigara içenleri gözleriyle hızlıca tarayıp kartı boşluğa yerleştirdi. Elindeki buruşuk kağıdı açıp numaraları tuşlarken  telaşlı havasının kaybolup, bunun  yerini sigara içme isteğinin aldığını farketti, çantasında çıkarken aldığına emin olduğu paketini ararken hayranlık uyandıracak kadar doğal konuşabildiğini hissettiğinden bu arayışını iyice uzatıyordu.
 “Eskizlerinizle birlikte akşamüstü ofisime uğrayın o halde …Anlaşabileceğimizi umut ediyorum”
 “…”
 “ Yalnız zamanında gelmeniz çok önemli, işlerim yoğun çıkmak zorunda kalabilirim”
 Karşı tarafın kesik kesik heyecanla konuşarak kalem arayışındaki zaman kazanmasını tebessüm ederek bekledi. Adresi yazdırıp kapatmadan önce, elinde numarayı görmek için çıkarttığı çalıntı cep telefonunu çantasına attı.
Derin bir nefes alıp ikinci numarayı aklından tuşladı. Biraz önceki ses tonundaki sukunet ve kibarlık kaybolmuştu.
“T… Bey?”  Kocasının telefonu aldıktan sonra,  kendisini dinlemeden hırsla ve sinirle neden kafede olmadığını soruşturmasını, sakin olmaya çalışarak o anda bulduğu bahanelerle karşılayıp yatıştırmaya çalışırken, bir yandan da onu dışarıda görüp haber verenlerin kim olabileceğini aklından geçiriyordu. İş saatlerinde sokağa çıkması büyük problemdi ve iş saatleri dışında da evde olmak zorundaydı. Onu dışarı çıkıp birkaç sokak uzaklaşması konusunda sakinleştirdikten sonra, ilk kuracağı cümlelerle yeniden tüm sinirlerinin gerileceğini bilerek, her kelimenin üstüne basa basa konuştu.
 “O or… ço… beni gene aradı. Evet yine özel numara yazıyordu. Gizli numara… Hâlâ bilmiyorum söylemiyor numaramı nereden bulduğunu… Moldavya’dan geldim diye beni de diğerleri gibi sanıyor. Israr ediyor”
 Bir süre susup telefonun ucunda köpüren kocasını, onun yanındaymış gibi masum çekingen bir ifade takınarak ve konuşma sırasının yeniden kendisine gelmesini bekleyerek dinledi. Ahizeyi, hattın diğer ucundaki gür ses nedeniyle kulağından epey uzakta tutuyordu.
 “Söylediğim gibi …” diye başladı kalan kontur sayısını küçük ekrandan takip ederek. “Hayır gerek kalmadı….Kendisi çağırdı. İki üç sokak yanımızda kalan bir yer. Şimdi orada değildir ama bugün gelecekmiş. Beni bekleyecekmiş” Ahizeyi kulağından yine uzaklaştırmak zorunda kaldı. “Mutlaka gelecekmiş…”
 “Pekala” derken elinde biraz önce okuyup yeniden cebine koyduğu kağıdı çıkartıp üstündeki adresi yazdırıp, saati bildirip kapattı.
 Kontur bakiyesi:5
 Yeterli diye tahmin yürüterek üç haneli, araması gereken son numarayı da çevirdi.
İki farklı yere bağlandıktan sonra elindeki adresi, apartman numarasının iki fazlasını ve buluşma saatini 15 dakika erkene alarak iki defa tekrarladı. 20 kilo kadar malın bu adreste el değiştireceğini ihbar etmişti. Kocasının makul bir süre için hapise geri göndererek, yasal yoldan para kazanmanın yolunu bulduğu şu sıralarda işlerini geliştirirken engellemeleriyle karşılaşmamayı planlıyordu.
Geriye dönüp sürgülü kapıyı çekip temiz havaya kavuşmasıyla bir an durup soluklandı. Kulübede dört ya da beş dakika kalmış, üç telefon konuşması yapmış, akşam sessiz ve gerilimsiz bir eve döneceğini hayal ederek rahatlamaya çalışırken, bir yandan da bu yaptığı iyilikle, onunla çıkarsız bir yakınlaşmaya girmiş birini kaybedebilecek olmanın üzüntüsünü hissediyordu.

 * * *

Sokağın içine yürürken apartmanların, viran binaların pek çoğunun numarasının düşmüş, hatta bazılarında isim bile yazmadığını görerek umutsuzluğa kapılsa da, numarası hâlâ okunabilen bir apartmandan ileri doğru sayarak, aradığı apartmanı bulduğunda, buranın neredeyse harabeye dönmüş olduğunu görüp şaşırmıştı. Açık kapısından içeri girip seslendiğinde cevap alamayınca, karanlığa doğru yürüyüp yukarı çıktı. Merdivenin ilk dönemeçten sonra boşluğa açıldığını görüp, hızla aşağı inerken kendisini buraya çağıran telefonunda kayıtlı olan numarayı yeniden arayarak, cevap gelmeyince tekrar arayarak hızla aşağı inip kapıya yöneldi. Apartman kapısından başka bir telefonun çaldığını duyunca, endişeyle çıkmaya yönelerek kapıyı açıp kendini dışarı attı. Aynı anda bir el ensesinden tutup onu içeri çekti. İri yarı iki adam onu koridorda sürüklediler.
İki büklüm olduğu yerden kafasını kaldırabildiğinde, ahşap zemini yarım metre kadar çökmüş salonun köşesinden baktı. Apartmanın kapısında iki gölgenin hareket etmeden beklediklerini gördü. Birkaç dakikalık baygınlığın ardından bilinci her nasılsa yerine gelmişti yeniden.
“Randevusu varmış”
“Hıyar”
Gölgeler döküntü apartmandan çıkıp, sokağın başına kadar birlikte yürüyüp iki ayrı yöne dağılırken, yan apartmanın ikinci katında telefon çalıyordu.
 Telefonun uzak ucundaki ses, saygı ve selam bildirdikten sonra doğrudan  konuya girdi..
“Kaçak göçek olmaz bizde, bi yanlışın olacak”
“İhbar almış çocuklar. Adres senin. Bugün ufak bir parti mal sizin adresten el değiştirecekmiş. Benden habersiz iş mi çeviriyorsunuz lan?”
“Yok abi mal çoktan geldi dağıldı. İsim vermiş mi arayan?”
“Ulan ne gerzek bi adamsın”
“Evet abi”
“Uydurma isim vermiş tabi. Bir kadın bu. Ne o lan, karılarınıza da mı mukayyet olamıyorsunuz? Oralarda bi telefon kulübesinden aramış”
“Bir bakayım, soruşturayım abi, sanmıyorum yani bizden bunu yapacak biri yoktur ama”
“Ben bilmem artık. Bakacak mısın, kaçacak mısın, karışmam. Aramayabilirdim biliyorsun”
“Biliyorum abi çok saol”
“İş benden çıktı, başkalarının da kulağına gitti. Şimdi sivil bir ekip gelecek oraya. Sizin sokakta yabancı araba görürsen rahatsız olma. Bi terbiyesizlik yapmayın. Bizim de kendimize göre sorumluluklarımız var. Üstümüzde bin türlü baskı var”
“Yok abi rahatsız olmayız ne demek”
“Kim ne film çeviriyomuş öğren bana da bildir sonra”
Ahizeyi kapatıp tok ve sert sesin biraz yumuşadığını sezse de, tedirginliğini yenememiş bir halde koltuğun geniş kollarından birine yanlamasına oturup, önündeki tepsiden aldığı kürdanla dişlerini karıştırarak ilk kimi çağırması gerektiğini düşündü.
 Ekip arabası sokağın bir ucundan girdiğinde, M… diğer köşesinden caddeye çıkmış insan üstü bir gayretle, geçen taksilerden birini durdurmaya çalışıyordu. Taksiler yavaşlıyor, onun pejmurde halini, sonra yerleri sulayan ılık bordo kanını görünce, durmadan geçiyorlardı. Kaldırıma çöküp ağzına gelen kanları yutarken iki büklüm olup yan döndü, kısa bir süre böyle durdu. Sonunda dayanamayıp devrilince, etrafını saran, ona doğru eğilen birkaç kişiyi işitip, üstünün yoklandığını duydu. Yeniden kendinden geçmek üzere olduğunu, ölümün onu tatlı bir uykuyla saracağını hissederek, bir yanı bu huzurun saf sessizliğine çekilirken, bir yanı hâlâ bilincini uyanık tutmaya uğraşıyordu.
Meraklı kalabalığının arasına karışanlardan biri, cüzdanını ve cep telefonunu alarak gruptan ayrılarak hızlı hızlı yürüyerek uzaklaşırken, olanları çaprazdan izleyen büfeci yola fırlayıp  geçen taksilerden birini durdurmuş, kısa süre sonra şöförle tartışmaya başlamıştı. Şöför taksiyi emanet almış olduğundan, kirlenecek olan döşemelerin parasını ödeyebilecekse anlaşabileceklerini umut ediyordu.
 Uzaklaşan motor sesiyle birlikte, M.... kendinden geçmeden az önce, gözlerini bir kez daha açamayacağını sezerek, yan dönmüş sokağa, yarı karanlık, uğultu içinde kıpırdayan dünyaya baktı son defa. Devriye gezen ekip gelirken, kalabalık, sorulacak herhangi bir sorunun muhatabı olmamak için dağılıyordu.