KÖPEKLER / İkinci Bölüm

Sahil ışıklarının dağılmış renkli cam tozları gibi yandığı, sakince akan karanlık sularda vapurlar son seferlerini yapıyor, vapurlardan seçilemeyecek bir uzaklıkta gri gölgelere dönüşmüş martılar, dalgakıranlarda kara kuşlardan boş kalan yerlere konuyorlardı.
"Sahi , sen onu niye öldürmeye çalışıyorsun ?"
“Şimdi düşünebildiğim tek şey bu . Yaptıklarının bedelini ödemeli”
Suat, Ayça’nın açık bıraktığı televizyondan gelen sesi kıstı. Zemin kat penceresinden, iftar öncesi tenhalaşmış sokakta, karşı binanın altında biriken siyahlı beyazlı kedilere baktı. Yağmurlu günlerde çocukken yaptığı kısa gezintileri anımsadı. O yıllarda hayallerini ve düşüncelerini, gerçekte birbirlerine buna benzer  şeyler anlattıkları halde, o söylediğinde komik bulduklarından, kendine saklar, sabırla büyümeyi beklerdi.  Hayalindeki 'gizemli ve uzak bakışlı' o kadınla böyle bir yağmurda yürürken karşılaşacaklarına inanmıştı. Gizemli ve uzak bakışlı kadınla karşılaşınca hepsini ona anlatacak, sonra birlikte elele, hep yağmur yağan bir ülkeye gideceklerdi ve hep yağmur yağacaktı. Şimdi pencereden bakarken bu hayalin kurgusunu aptalca bulduğuna mı, yoksa bu hayalin kalbinde bir yerlerde hâlâ karşılığının olduğunu heyecanla farkettiğine mi tebessüm ettiğini çıkartamıyordu.
Yamalı cadde asfaltını kesen ara sokağın dik yokuşunun başında toplanmış gevezelik edenler, ezanla birlikte patlayan iftar topunun işaretiyle bakkala girdi. Hocanın acele acele okuyup hızla bitirdiği akşam ezanı sonrası sokak lambaları birden yandı. Suat uzun süredir sokak lambalarının yanmasını bekliyormuş gibi perdeyi kapatıp, rutubetten parça parça dökülen duvarlara, kitaptan çok bir yığın ıvır zıvırla dolu ahşap kitaplığın raflarına, sapı kitaplığa dayanmış her an devrilecekmiş gibi duran gitara ve yerde dağınık duran nota kağıtlarına baktı.
Ayça, Suat’ın inatçı ve dikbaşlılığıyla uyumsuzluk çektiğini, bunun dışında yatıştırılamayan bir kibri olduğunu söylemiş, hemen hemen dünyada olup biten hiçbir şeyden memnun olmayan Suat, bu sözlerden de memnun olmamış,  hazırlıksız başladığı konuşmasının ortasında  birdenbire susmuştu.
Sokaktan aşağı inen kamyonetin homurtusu odayı doldururken, Ayça yastıktan başını kaldırıp kısa bir süre Suat'ı izledi. O sırada neyi tartıştıklarını unutup tüm dikkatini yerde dağılmış eski Pazar dergilerinden birini okumaya vermiş olan  Suat  "Al Pacino'ya bak" dedi. "Amma gençmiş"