Kuyucaklı Yusuf / Sabahattin Ali



Hayatta hiçbirşey ona kıymetli görünmemiş, peşinden koşmak, erişmek, sahip olmak arzusunu vermemişti. Etrafına daima bir yabancı gözüyle bakmış, hiçbir yere bağlanmak arzusu duymamış, bu yalnızlığının gururu içinde, memnun olmaya çalışmıştı. 

             ...

"Niçin ben hiç bir şey değilim?" diye sorar ve buna kandırıcı bir cevap bulup veremezdi

Kendisinin dünyaya bir iş için geldiğini müphem bir şekilde hissediyor, fakat bu işin ne olduğunu bilmiyor ve etrafında kendisine "bu benim işim!" dedirtecek bir şey göremiyordu.

Yusuf bunları tahlil edecek seviyede olmamakla beraber, yerini bulamama'nın  azabını bütün teferruatıyle duymakta idi. 

            ...

Belki ona bu kadar sukunet veren, henüz her şeyin kaybolmadığına, henüz birçok şeylerin  kurtarılabileceğine olan inanışı idi. 

            ...


Bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şeye hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu. Bu da karısı idi. Muazzez'in varlığı Yusuf için büyük boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu müthişti. Onun bu kadar sebepsiz yere, bu kadar insafsızca  Yusuf'un hayatından koparılması çıldırtacak kadar acı idi. Hayatında asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığını biliyordu, fakat Muazzez olmadan bunu aramaya muktedir olamayacağını sanıyordu