Tasarım Olarak Dünya / Schopenhauer




BİRİNCİ YÖN 
Yeter sebep ilkesine bağlı tasarım: Deney ile bilimin nesnesi
Çocukluğundan çık da uyan arkadaşım!
 Jean-Jacques Rousseau

1. "Dünya, benim, tasarımımdır." Bu, yaşayan, bilen her şey için geçerli bir doğruluktur. Gelgelelim, bu doğruluğu düşünülmüş olmaya, soyut bilince ancak insan getirebilir. İnsan bunu gerçekten yaparsa, onda felsefi yargı gücü gelişmiş olur. O zaman  insan için şunlar açıklık kazanır, kesinleşir. O, güneşi, yeryüzünü bilmemekte, yalnızca güneşi gören gözü, yeryüzünü duyumsayan eli bilmektedir, onu kuşatan dünya olsa olsa tasarım olarak vardır - açıkçası, dünya, ancak başka bir şeyle ilişkisi içinde, tasarımı kavrayan biriyle ilişkisinde vardır, bu da kendisidir.

A priori söylenebilen bir doğruluk varsa o da budur. Çünkü bu doğruluk, olanaklı, düşünülebilir bütün deneylerin kalıbını dile getirir. O, bütün ötekilerden, zamandan, uzamdan ya da nedensellikten daha genel bir kalıptır; çünkü ötekilerin hepsi onu gerektirir. Yeter sebep ilkesinin çok sayıda özel biçimi olduğunu kabul ettiğimiz bu kalıplar, yalnızca tasarımların belli bir sınıfı için geçerlidir. Oysa, özne ile nesne ayrımı, bütün bu sınıfların ortak kalıbıdır. O, soyut ya da sezgisel; saf ya da görgül her tasalımın altında olanaklı, kavranabilir olduğu tek. kalıptır. Dolayısıyla, şundan daha kesin bir doğruluk yoktur, bütün ötekilerden daha bağımsız olan, en az kanıtlama gerektiren doğruluk şudur: Bilme bakımından bütün var olanlar, -açıkçası tüm dünya - ancak özneyle ilişkisinde, algılayan algısıyla ilişkisinde nesnedir, tek sözcükle, tasarımdır. Elbette bu geçmişin tümünde doğruydu, geleceğin tümünde de doğru olacaktır. En uzaktaki için doğru olduğu gibi yakında, neredeyse avucumuzun içinde olan için de doğrudur. Çünkü, bu, uzam ile zamanın kendisi için doğrudur. Bu ayrımlar, ancak onların içinde doğar. Şöyle ya da böyle dünyaya ait olan ya da olabilen her şey, kaçınılmaz biçimde şundan etkilenir: O, özne tarafından koşullanır, yalnızca özne için vardır. Dünya, tasarımdır.

Bu doğruluk hiç de yeni değildir. O, Descartes'in ortaya koyduğu kuşkucu düşüncelerde içkindî. Gelin görün ki ondan kesin olarak ilk. kez Berkeley söz etti. Öğretisinin geri kalanı zamanın sınamasına direnemese bile, onun felsefeye bu yöndeki hizmeti unutulmayacaktır. Kant'ın ilk yanlışı, bu ilkeyi yadsımaktı. Öte yanda, bu doğruluk, Hindistan'ın bilge kişilerince çok çok önce saptanmıştı. Çünkü, o, Vyasa'ya bağlanan Vedanta felse¬fesinin temel ilkesini ortaya koyar. Sir William jones, asyalıların felsefesi üzerine son denemesinde (Asiatic Researches, cilt iv, s. 164) bunu göstermektedir: "Vedanta okulunun temel ilkesi, özdeğin varlığına karşı çıkmaya, açıkçası katı, içine girilmez, yer kaplayan öğeyi yadsımaya dayanmaz (bunu yadsımak delilik olur). Tersine bu öğretinin temel ilkesi, özdeğe ilişkin gözde anlayışı düzeltmeğe, özdeğin ansal algıdan bağımsız bir özü olmadığını, varolma ile algılanabilir olmanın birbirinin yerine geçen terimler olduğunu ileri sürmeğe dayanır. Bu   sözler,   deneysel   gerçeklikle   aşkın   tasarımsallığının bağdaştığını bol bol anlatır.

...

Birinci Kitaba Ek : İdealizmin Bakış Açısı

"Dünya, benim tasarımımdır." Öklid'in belitleri gibi, herkesin anladığında hemen doğru sayması gereken bir önermedir. Oysa herkesin duyarduymaz anladığı bir önerme değildir. Bu anlayışı açıkça bilince getirmesi, onu ideal olanla gerçek olanın ilişkisi -açıkçası kafadaki dün­yanın kafanın dışındaki dünyayla ilişkisi - sorunuyla bağlantılandırması, törel özgürlük sorunuyla birlikte Yeniçağ felsefesinin ayırıcı niteliğidir.

...


Felsefe doğası gereği, ilkece, kökene gitmelidir. Yalnızca, bilinç doğrudan verilmiştir. Öyleyse felsefenin  temeli  bilincin  olgularıyla  sınırlıdır.  Açıkçası, felsefe, özünde idealisttir.

Gerçekçilik, olgusallık havalarında kendisini kaba anlama yetisine bırakır, düpedüz keyfi bir varsayımdan yola çıkar. Bu yüzden de uydurmadır. Çünkü tam da ilk gerçeği, açıkçası bildiğimiz her şeyin bilinçte olduğunu görmezden gelir ya da yanlışlar. Şeylerin nesnel varoluşunun bir özne tarafından koşullanmış olması, nesnelerin öznenin tasarımları olması, sonuçta da nesnel dünyanın olsa olsa tasarım olarak var olması bir varsayım değildir. Bu bir öğreti değildir, tartışma yaratmak için ortaya atılmış bir paradoks hiç değildir. Bu, en kesin, en yalın doğruluktur. Onun çok yalın olması, olsa olsa tanınmasını daha da zorlaştırır. Şeyler konusundaki bilincin ilk öğelerine geri dönmek için, herkeste yeterli düşünme gücü yoktur. Saltık, bağımsız bir varoluş hiçbir zaman olamaz. Doğrusu böyle bir varoluş hiç mi hiç düşünülemez. Çünkü, nesnel olan, bu niteliği ile, özünde her zaman öznenin bilincinde vardır. Dolayısıyla nesne, öznenin tasarımıdır, sonuçta özneyle, tasarımlama kalıplarıyla koşullanmıştır, üstelik tasarımlamanın bu kalıpları özneye bağlıdır, nesneye ait değildir.

...


Zaman gibi uzam da bizim algımızın saf bir kalıbıdır, sonuçta onlar kendinde şeylere ait değildir. Ne zamanda ne de uzamda olan bir şey nesne olamaz. Öyleyse kendinde' şeylerin varlığı nesnel olamaz, onlar metafizik varlıktır. Sonuçta, bu Kantçı ilke daha ileri bir ilkeyi, gösterir- Nesnel dünyanın yalnızca tasarım olarak var olduğunu.

İdealizm, söylenebilecek her şeye karşın, durmadan başka her şeyden daha yanlış anlaşılır. Çünkü o, dış dünyanın deneysel gerçekliğinin yadsınması diye yorumlanır