Tavşanlar II



bir
Beyaz kar örtüsünün  üstünde sadece kargalar dolaşıyor. Cafede kahve içen hanımlar. Kaçamak bakışlar.  Elektrikli tramvayın mekanik çanı. İçerisi fazla görünmüyor. Tahammül sınırları ve zen kayıtsızlığı seni kedilere hayran bırakıyor.

Dalgalar kıyıda parçalanmadan önce adam boyuna yükseliyorlar. Kendi cehennemine doğru koşan av köpekleri onlar. Gözlerinde kan damarları  soluksuz  koşturuyorlar. 
(alıştığımız herşeyi terk edebiliriz 
 inandığımız herşeyi  yalanlayabiliriz) 
Sabahın gelmesinden çok korkuyorduk

Kar’ın bir daha hiç yağmama olasılığını düşün.


iki
"Belki" yüksek bir ihtimaldir aslında. Ve salonun geniş penceresinden seyrederken caddeyi seni görüyorum. Aşağı inip sokaklarda hava kararana dek arıyorum ama yoksun. Eve döndüğümde koltuğa bırakıyorum kendimi. Birde şöyle imkansızdı bu ilişki : Hiçbir zaman kesişmiyordu paralel doğrular

üç
" Şu halde, adama sonunda gönülden silinip arıtılması lâzım olan bilgiyi neye öğretirsin?* "                        
                                                                                                                                                   *Mesnevi 125.

beş
kedi bilgeliği…

Heraklitos çok bilme anlamındaki bir bilgeliği önemsemez. Böyle bir bilgelik ruhu biçimlendirmez ona göre. Sanırım kastettiği neyin önemli neyin önemli olmadığının farkında olarak ve doğallıkla bunlarla uyum içinde yaşamayı kutsamıştır o. Kedinin bilgeliği de tam da böyle bir yaşama bilgeliğidir. Gözlerini kısarak size bakar ve biraz daha uyumanın iyi olacağını düşünür ve hatta düşünmez, uyur.

 altı
 kedi sevmek...

"sahip olmayı yadsıyarak yada sahip olmamayı göze alarak sevmek" (enis batur)
"kedinin kendisini seven karşısında umursamaz bağımsızlığını baştan kabul etmek demektir" (Bilge Karasu)
  

Kedileri seviniz...


yedi
Martılar bazen gelir, bazen gelmezler. Martılar neden bilmem bazen gelmezler.

sekiz
“Bir müzisyen yani -iyi bir müzisyense diyorum- sadece kendi parçalarını çalabilir”

Sahilde ucuz bira veren, kamyonetten bozma korsan barda, plastik bardaklarda sıcak bira içiyor, araba teybinden gelen yüksek sesle kötü pop şarkıları dinliyorduk.

Yıkılmamak için kamyonete dayanıyordu.

Hayatı bizim hayatımıza hiç benzemiyordu.

Görünüşü bizim görünüşümüze hiç benzemiyordu. 

Epeyce düşündükten sonra “Eh” dedim “Öyle galiba”

Girne civarındaydık, üstümde ince bir ceket,  önümde uzun bir yaz vardı.

 “Skt… l..” dedi. “Hiç olur mu öyle bir şey”