Makas III


İstiklal caddesinde Tugi'yle seneler önce gördüğümüz o kadın...bi gün elbette uzun uzun yazılacaktır, savaşlar açtırır, savaşlar kaybettirir, Jeanne d’Arc öyle bir kadın olmalıydı. Ama orda İngilizler onu gördükleri halde savaşa devam etmişlerdi ki mümkün değil, bunu görselerdi yanlış tarafta olduklarını şıpadanak anlarlar, anlamasalar bile savaşmaları da mümkün olmazdı, kadın "durun" deseydi ve ekleseydi "evinize dönün". Onu duyan ve gören herkes kılıçlarını toprağa saplayıp dizlerinin üzerine çökerdi. Onu henüz görmemişler savaşmayı sürdürürken ne tür bir tuhaflık olduğunu anlamaya çalışırlar ve kadın yürüdükçe bu durgunluk  tüm alana yayılırdı.

O sadakatli miydi? Hiçbir erkeğin sadakatine değmeyeceğini bilecek kadar akıllıydı.
Sevgilisi var mıydı? Hayatta olan bir eski sevgilisi yoktu. Onun terkettiği -terkedilebilme olanağı zaten yoktu- herhangi biri kesinlikle ölür. İntihar etmesine de gerek yoktur. Derhal ölür üzüntüden. Bir insanın kalbi öyle bir acıyı taşıyamaz.
Ne tür içkiler tercih ederdi? O içki içmezdi, çünkü damarlarında kan yerine saf alkol dolaşıyordu.  Bu noktalar üzerinde hemen fikir birliğine vardık.

O'nun mesleği ne olabilirdi ya da onun bir mesleği var mıydı, gerek var mıydı buna? Eğer varsa, bir şirkette ya da pek çok kişinin bir arada çalıştığı herhangi bir yerde çalışma ihtimali yoktu. Çünkü diğer kadınlar önce afallasa da sonra elele verip muhakkak onu ortadan kaldırırlardı. Erkeklerse ona bakmaktan işleriyle kesinlikle ilgilenmez ama birbirleriyle mücadeleye de girmezlerdi. Aralarında bir kader birliğinin yarattığı gizli bir arkadaşlık doğardı, küsler barışır, tüm kahvelere konyak karışır, sonunda şirket batardı. Ama müşteri ilişkilerinde o varsa, herkes zengin olurdu, tüm rakiplerini yutardı. Belki de rakipler onu görünce kendiliğinden çekilirlerdi. Her neyse bu kısım tartışmaya açıktı. Emin değildik.

Ona benzer hiçbirşey görmemiştik, bir kadın, bir yer, bir masa, bir kır manzarası, okyanus tabanı, yoktu bir benzeri. Tüm caddede bi anlık duraklama yarattı. 
O "bomba" lardan değildi. Onlara hergün denk gelinebilir, 10 saniye sonra da unutulur. Aynıdırlar, sarışın genellikle, kırmızı giyinirler. Bacakları, memeleri vardır. Her hareketiyle sizi bunu hatırlamaya zorlarlar. Bunlardan bahsetmiyorum. Belki dört sene oldu onu göreli. Ne saçının rengini ne elbisesini ne de gözlük takıp takmadığı gibi ayrıntıları anımsıyorum, sadece o, bedeninden yayılan güç ve enerjiden neredeyse utanıyormuş gibi alçakgönüllü ama ne yaptığının farkında bir yürüyüşle geçip gitti. Ona en yakın olduğumuz noktada altı yada yedi metre ötemizdeydi. Karşı yönden geldi, geçti ve gitti. O akşam onu gördüğümüzü bir daha birbirimize hatırlatmamaya söz verdik. Yoktu öyle bir şey. Görülmemişti, o anda başka bi sokaktaydık, şehir dışındaydık, biletimizi ertelemeyen gişe memuruyla tartışıyorduk, o anda orada değildik, bitti.

Ama oradaydık, hatırlatmak zorundayım. Bunu kimseye anlatmaya da çalışmadık, çünkü anlaşılamayacağı çok açıktı.  Kadın caddenin kendi geçtiği kısmını kitliyordu, o akşam pek çok çift evde ve cafelerde tartıştı o kadın yüzünden eminim buna. Kadınlarda bakıyordu. Kusursuzdu. Herkes şöyle bi bakıyor, duralıyor, bocalıyordu. Hızlı hızlı yürüyordu, yarattığı etkinin farkında ve neredeyse özür diler bir havayla hızlı hızlı ilerleyip bir ara sokağa saptı. Ölümsüz bir Elf kraliçesi değilse yaşı otuz civarıydı.Olgundu. Masum bir havası yoktu, şeytani bir havası yoktu. Basmakalıp tüm o şeylerden çok uzaktı.  Kadının bir bedeni yoktu. Tepeden tırnağa ruhtu. O geçtikten sonra caddede herkes birbirine baktı, kalabalıkta ortak bir  hava esti, herkes -kadınlar da erkeklerde- sanki emin olmak için birbirine baktı. Oluşan havayı farkedip o yöne bakmamış bir kaç talihsiz ve birkaç çocuk kalmıştı onlarda şu an çok zavallı görünüyorlardı, herşeye yabancı kalmışlardı. Oluşan sessizlikte sesleri abartılı bir yükseklikteydi. O kısa süren ama unutulmaz tuhaf anı farketmediler. Herkeste sanırım bana mı öyle geldi acaba kuşkusu uyanmıştı gözden yitirince. Ve işte kısacık bir an birbirimizi yoklamak istercesine baktık ve sonra hayat kaldığı yerden akmaya devam etti. Onu birgün anlatacağım.