Köpek Olmanın Güçlüğü / Roger Grenier



"...köpek yaşadığını hisseder, canı sıkılır"    (Sartre)

Rivarol Fransızcanın Yeni Sözlüğüne Giriş Bölümü adlı yapıtında aşağı yukarı aynı şeyleri söylemiştir

"...Ancak hayvanlarla bu tür bir alışveriş kurulduğunda ortaya aşılmaz bir sakınca çıkar: Hayvanlar kendi düzeninden çıkarılmış, ancak bizim düzenimize geçirilmemiştir; verdiğimiz imlerin büyük çoğunluğu onlarda var olmayan ihtiyaçları ve kavrayamadıkları düşünceleri ifade eder"

Roger Martin du Gard "köpeklerin bakışlarındaki iç sızlatan inanma ihtiyacı" nın altını çizer.

Maeterlinck'e göre insanoğlu "rastlantı sonucunda oluşmuş bu gezegenin üzerinde" trajik bir yalnızlık içindedir. Türler geçirimsiz bölmelerle birbirinden ayrılmıştır. Bir istisnanın dışında:
"Çevremizi saran hayatın bütün biçimleri arasında köpeğin dışında hiçbiri bizimle ittifak kurmamıştır"

Şair, ata, eşeğe, koyuna ve "gizemli yüreğinde bizi lanetleyen" yırtıcı bir hayvan olan kediye güvenmez. Biraz daha akıllı olsalar ve gerekli silahları bulunsa bizi haklayacaklarına yürekten inanır.

Ama yaşayan dünyaya genel olarak bakıldığında Maeterlinck köpeğin büyük bir ayrıcalıktan  yararlandığı görüşündedir:
"Köpek yadsınamaz, elle tutulur, reddedilemez, kesin bir tanrıyı bulan ve tanıyan tek canlı varlıktır. Yaradılışından gelen itkilerini neye adayacağını bilir. Kendisini aşan kimseye yar olacağını bilir. Karanlıkta, kusursuz, üstün ve sonsuz bir gücün, birbirini izleyen yalanların, varsayımların ve düşlerin peşinde koşması gerekmez."

Kınayan Bakış Bölümü
Köpek adlı şiirinde Rilke, köpek olma durumunu beş sözcükle özetliyor:
"Ne dışlanıyor, ne kabul görüyor"

Kısa bir hikaye olan Karşılaşma bir köpeğin yol üstünde karşılaştığı bir yabancıya kendini nasıl yamamaya çalıştığını anlatır. Yabancı kabul etmez. Acımasızlıktan ya da ilgisizlikten değil. Böyle bir sorumluluğu yüklenecek gücü kendinde bulmadığı için:
"Bütün güvenini bana bağladığının farkına bile varmazsın; beni gözünde büyütürsün  ve yapamayacağım şeyleri beklersin benden; beni gözlersin ve yaptığım doğru olmayan şeyleri bile onaylarsın. Seni sevindirmek istediğimde ben de sevinecek miyim bakalım? Hüzünlü olduğun ve yakındığın bir gün sana yardım edebilecek miyim? Üstelik seni ölüme terk edenin ben olduğuma inanmaman gerekiyor"

Rilke bir çocuğun kedi albümüne önsöz yazarken;
...oysa köpekler
"Yaklaşımları öyle içten, öyle hayranlık yüklüdür ki bazıları en eski alışkanlıklarından vazgeçmiş görünür, hatalarımızı bile benimserler. Onları trajik ve soylu kılan bu tavırlarıdır. Bizi kabullenmekteki kararlılıkları onları bir bakıma insanlaşmış bakışları ve nostaljik ağızlarıyla, sürekli olarak aştıkları kendi doğalarının sınırlarında yaşamak zorunda bırakır"


"Akrabalar, kocalar, çocuklar, aşıklar ve dostlar kuşkusuz değersiz değildir, hatta değerlidirler, ama yine de onlar köpek değil" (Elizabeth von Arnim)

Düşkün Köpekler Bölümü
"O bildik, kentli, hayat dolu ilham perisine sesleniyorum; iyi köpeklerin, zavallı köpeklerin, kir pas içindeki köpeklerin, vebalıymış, bitliymiş gibi herkesin kovup uzaklaştırdığı köpeklerin şiirini yazmama yardımcı olsun..."

ve biraz ötede tekrar ediyor;
'Kir pas içindeki köpeğin, yoksul köpeğin, evsiz barksız köpeğin, serseri köpeğin, cambaz köpeğin şiirini yazıyorum... Uğursuz sayılan köpeklerin, bir başlarına uçsuz bucaksız kentlerin sel yataklarında başıboş dolaşan ya da terk edilmiş insana gözlerini kırpıştırarak ruhani bakışlarıyla: "yanına al beni, ikimizin sefaletinden ola ki bir tür mutluluk  yaratırız!" diyen köpeklerin şiirini.' (Baudelaire)

yoksul olsam da
geliyorsun bana
gel, damların altında
hala minicik bir odam var
bir kıtır ekmeğim, pane bir pirzolam var
buyur, senin olsun

(Perchicot'un savaş öncesinde halkın çok tuttuğu ünlü şarkısı 'yoksulluğa serenat')

Kısa şarkılara gelince Scott Fitzgerald ve Edmund Wilson'un çılgın yıllarında bestelediği ve Fitzgerald'ın partilerde söylemekten hoşlandığı "Köpek!, Köpek!, Köpek!" adlı küçük şarkıyı hatırlatalım:

En iyi dost
Kuçukuçudur
İyi bir köpek iyidir

Geçmişi Olan Bir Köpek Bölümü
Boş zamanlarında Dick pencerenin yanındaki işlemeli bir örtüyle kaplı büyük koltukta yatmayı severdi, başını dirsekliğe dayar dalıp giderdi, belki de küçük kahvelerdeki tek ayaklı yuvarlak masaların altındaki talaşı ve sigara izmaritlerini düşlerdi.

Burjuva Çılgınlıkları Bölümü
"Köpekler. Köpeklerin hoşluğu, onların yanında saçma sapan davranabilmemizdedir, bizi hiç kınamadıkları gibi onlarda bizimle birlikte saçma sapan davranışlarda bulunurlar"

Hotratlar Bölümü
Çok Değerli Bir Köpek başlığını taşıyan bir gençlik hikayesinde Çehov insanın bütün rezilliğini üç sayfada anlatıverir. Bir albay, köpeğini başka bir askere satmaya çalışır. İkisi de çakırkeyiftir. Subay köpeğinin marifetlerini  överek söze başlar. Onu iki yüz rubleden aşağıya elden çıkarmayacaktır. Konuşma ilerledikçe fiyatı düşürür. Sonunda onu bedava verir. Ama arkadaşı alıcı olmaya yanaşmayınca o "pis hayvanı" eşek kasabına götürecektir, o zaten köpek değildir, "domuz kırması bir kancıktır."

Ulis'in Ölümünden Sonra Düşler Bölümü
Aslına bakılırsa köpekler konuşur. Düşlerimizde konuşurlar bizimle. Benim gibi, sevdikleri ve artık hayatta olmayan köpeklerini düşlerinde gören birçok erkek ve kadın tanıdım.
... Ulis'i başka insanların arasında buluyorum. Ona işaret ediyorum. Bir an duruyor. Benimle birlikte yaşadığını, birbirimizi sevdiğimizi hatırlatıyorum ona. beni diliyle bir kez okşamaya razı oluyor. Ve hemen insanların arasına karışıyor. Ağlayarak uyanıyorum.

Artık ağlamıyorum, ama düşümde ağladığımı görüyorum.

Saf Aşk Bölümü
"...İnsanlar arasında saf aşk yoktur. Ama bir köpeğe, sevmek ve onun tarafından sevilmek için sahip olunur, işte o kadar. Başka bir amaçla edinilmiş olsalar da iş sonunda buraya varır. İşte insanın köpeği getirdiği durum budur." (Colette Audry)

D.H. Lawrence'e göre köpeğin ikili bir mizacı vardır. Bir yanı av, çapul, hırsızlık için yaratılmış yırtıcı hayvan, diğer yanı ona sonunda özgürlüğünü kaybettiren ölümcül sevme ihtiyacının kulu kölesi olmuş bir yaratık. 
Lawrence bu görüşünü bir hikayede, Rex'te açar; 
"Rex'i bu kadar sevmemeliydik, o da bizi sevmemeliydi." 
Vardığı sonuç: "Hiçbir şey fazla sevme felaketinden ölümcül değildir."

Akıl, diye açıklıyor Zadig'e "Sevmene ve acı çekmene yol açan bazı izlenimlerin yerine, daha az acı, daha az sevecenlik uyandıran soluk tıpkıbasımları koymamıza yarar (...) Ben ancak yeniden köpeğe dönüştüğümde, senin gibi zavallı bir Zadig olduğumda yazmaya koyulurum ve ancak bu halimle yazılmış kitapları severim.  
(Reynaldo Hayn'ın Köpeğine Bir Mektup / Proust)

Köpek sevgisi beraberinde insandan az çok umut kesmeyi getirir. 
Kötümser Schopenhauer köpeklerin bir nimet olduğunu yazar: 
"Köpeklerin var olmadığı bir dünyada yaşamaktan hiç zevk almazdım"

Köpek Olmanın Güçlüğü / Roger Grenier