TEHLİKE ŞEHRİ

                                 

(Tehlike Şehri, PULP edebiyata yakışır özende hazırlanmış zehirli bir Pulp seçkisi, arka sokak efsaneleri vs)

Üç Bacaklı Johnny'yi Ararken / Mike Welch 
Bürom Western ve Wilshire Bulvarı'nın köşesindeki Wiltern binasındaydı. Kirası azdı ve bu küçük büro, yazın mevsime yakışır derecede sıcak, kışında buz gibi oluyordu. Yine de işimi görüyordu. Bir özel dedektifin bürosunun nasıl dekore edilmiş olacağını umuyorsanız öyle dekore edilmişti ya da en azından ben öyle düşünmeyi tercih ediyordum. Bu iş çocukluğumdan beri beni büyülerdi ve çocukluk günlerimden bu yana daha büyük ayakkabılar giymem ve eşek yüküyle nafaka ödemem dışında fazla bir şey değişmemişti. Sandalyeme oturmuş, ayaklarımı masaya uzatmıştım, çünkü biz özel dedektifler seksi bir afetin kapıdan girip dert yüklerini kucağımıza bırakmalarını beklerken böyle otururuz. Saati yüzelli papale  sorunlarını çözeceğimize söz verir, kalçalarına ve dekoltelerinden görünen göğüslerine şöyle bir bakarız. Tek sorun, bir yıl önce bu işe başladığımdan beri kapıdan tek bir seksi afetin girmemiş olmasıydı. Bir yılda iki sigorta dolandırıcısı ve bir de aldatan eş vakasıyla ilgilenmiştim. Sigorta dolandırıcıları çok sıkıcı bir işti ve aldatan eş benim eşim Kathleen'di. 
Ayaklarımı kaldırıp sandalyemi tepetaklak yuvarlanma noktasına gelene kadar, geriye ittim. Pencereden dışarı bakıyordum, on beşinci kattaydım ve onbeşinci kattan atlamanın nasıl bir şey olacağını düşünüyordum. Sonucun ne olacağını biliyordum. Sandalyemi biraz daha geriye iterken asıl bilmek istediğim 'iyi ama düşerken ne hissedeceğim' di. Derken biraz daha ittim ve GÜÜM! Kıçımın üstüne düştüm. Böyle olacağını biliyordum., ama gene de tutamamıştım işte. Bir süre öylece yatıp, aşağıdaki kaldırımın üstünde uzandığımı hayal ettim. Sonra ayağa kalkmaya çalıştım ama kalkamadım. Masamın arkası düzgün bir manevra yapamayacağım kadar sıkışıktı, sandalyeme dolanmış bedenimi toparlamak için epey mücadele ettim. İşte tam o anda seksi afet içeri girdi. Hayatım boyunca beklediğim şey, çocukluk fantezilerim, gerçekleşmişti ve ben ters dönmüş kaplumbağa gibi sırtımın üstünde debeleniyordum. 

"MERHABA?" dedi, büroda birinin olup olmadığından emin değildi. 
Ayağa fırladım.
"Selam."
"İyi misiniz?" diye sordu.
İnanılmaz derecede seksiydi. Üstten iki düğmesi açık daracık bir hırka, mini etek ve dizine varan çizmeler giyiyordu. Evet, herşey tam olması gerektiği gibiydi. 
"Size nasıl yardımcı olabilirim, Bayan?.." dedim, kendinden emin bir tavırla elimi uzatarak. Kadın elime hastalıklı bir fareye bakar gibi baktı. 

Sandalyemi yerden kaldırmakla uğraşırken ona oturmasını işaret ettim. En üst çekmeceden bir paket  Kent sigarası çıkarıp ona ikram ettim. Sigarayı aldı, ben de çakmak  aramaya başladım. En üst çekmecede miydi?  Hayır. İkinci çekmece, hayır. En alt çekmece, hayır.  Burnuma duman kokusu geldi. Kafamı kaldırdım.Sigarasını yakmıştı ve bana doğru bir Zippo uzatıyordu.  Başımı salladım, sigaramı yaktım ve birlikte sigara içtik. Ben nefes çektim, o nefes verdi, ben nefes verdim o nefes çekti. Çok seksiydi.

"Bu bir iş mi, yoksa tanışma ziyareti mi? diye sordum, bu sorunun modasının  geçtiğini fark ettiğimde artık olan olmuştu. Kendime cool olmam gerektiğini hatırlattım. 
"Sizce, Bay Douglas?"
"Bana sizin için ne yapabileceğimi söyleyin lütfen"
"Üç Bacaklı Johnny'yi bulmama yardım etmenizi istiyorum"
"Erkek arkadaşınız ya da kocanız mıydı?"
"Köpek"
"Evet, çoğu erkek öyledir" dedim kahkaha atarak. Ama o kahkahamı yarıda kesti. 
"Bir köpek Bay Dougles, bilirsiniz, kuçu kuçu."
Kaşımı şüpheyle kaldırdım.
"Benden bir köpeği mi bulmamı istiyorsunuz?"
"Evet" dedi. 
"Peki" dedim , sandalyeme yaslanıp ayaklarımı masaya koydum, "Belki de bir hayvan dedektifine gitseniz daha iyi olur"
Gülümsedi. Çılgınca ama güzel bir gülümsemeydi. 
Sigarasını söndürüp gözlerimin içine baktı; o çılgın gülümsemesi donup buz gibi bir bakışa dönüştü. 
"Belki de senin ağzını burnunu kırsam daha iyi olur" diye mırıldandı.
Dikkatimi çekmişti. 
"Ne cins bir köpek arıyoruz Bayan?.."Hala adını öğrenmeye çalışıyordum. 
"Üç bacaklı bir köpek arıyoruz." 
Elini şık deri çantasının içine atıp üstü kürk kaplı, çubuğa benzer bir şey çıkardı. Masama koydu. 
"Bu Üç Bacaklı Johnn'nin, geri kalanını sen bul."
Doldurulmuş bacağı elime aldım. Kadın bacağı nadir bulunan kumaştan yapılmış renkli bir kol  saatiymiş gibi bana uzattı. 
Gözlerimi köpeğin bacağına dikip, " Bu nasıl oldu?" diye sordum.
"Bir kahramanlık gösterisi sırasında. Harika bir köpektir. Veteriner bacağı yerine dikemeyince ben de onu hayvan postu dolduran birine götürdüm. Johnny bu bacak la uyumayı çok sever."
"Üç Bacaklı Johnny'yi en son nerede gördünüz?"
"Ön bahçemde. Beverly Hills,Rodeo Yolu'nda oturuyorum"
"Köpeğinizi bulacağım Bayan... Bayan...?" Beni duymamazlıktan geldi. Köpeğin bacağını elimde evirip çevirirken, "Köpeğinizi bulacağım, ama sizden kayıp kişi tarifeme göre ücret almam gerekiyor" dedim.
Ayağa kalkarken "Sorun değil, yeter ki onu bulun" dedi. 
Göğüsleri tam göz hizamdaydı, ben de onlara uzun uzun baktım. 
"Bay Douglas, baktığınızı bu kadar belli etmemeye çalışın" dedi önce göğüslerine sonra bana bakarak, "Eğer benden bir şey istiyorsanız, önce köpeğimi bulun."
Elimi sıktı, sonra bir kağıda telefon numarasını ve adını, Barbara, yazıp kapıya döndü.
"Şey, bir dakika..."
"Evet?" diye mırıldandı.
Ondan avans isteyecektim fakat şehvet beni aptallaştırmıştı.
"Adımı nereden biliyorsunuz?"
"Bay Douglas, apaçık ortada olan aptallığınızı bu kadar belli etmemeye çalışın" diyerek ardından kapıyı kaparken, kapının üstünde hep hayal ettiğim gibi yazan adımı gördüm; Rex Douglas, Özel Dedektif.

Sandalyeme yaslandım, ayaklarım hala masamın üstündeydi ve yüksek sesle sordum. "Bu üç bacaklı köpeği nerede bulacağım?" Sonra sandalyeme biraz daha yaslandım, derken biraz daha... GÜÜM!

***

Arabamın üstünü açık bırakmıştım. Koltuklar LosAngeles'ın sabah güneşinin altında cayır cayır yanmıştı. Sırtım ter içindeydi ve suni deriye yapışmıştı. Benzin göstergesi boşu  işaret ediyordu ve zalim bir piç teybimi çalmıştı, ben de ken- (...)  (Kitap, üsküdarda, iskele yanında yerdeki kitapların arasından bimilyona bulunabilir, on-onbeş tane kadar daha vardı)

Hepimiz Dondurma İstiyoruz / Mike Segretto
"Vay be" diye homurdandı Donnie, "bu kız fıstık gibi"
"Bence de" dedi Dick. "Onunla biraz vakit geçirmek için neler vermezdim"
Georgie Jr. rahat edebilmek için, kızgın, siyah çatıda kıçını soldan sağa oynattı ama işe yaramadı.
"Hey çocuklar" diye mırıldandı ağır ağır "daha ne kadar burada oturup onu seyredeceğiz?" Güneş uykumu getirdi"
Öbür iki arkadaşı çitin öbür yanında güneşlenen Peepa'yı izlemeye o kadar dalmıştı ki, Georgie Jr.'ın sızlanması umurlarında bile olmadı Kızların farkına varmaya başladıklarından beri, her yaz, havanın güneş banyosu yapacak kadar sıcak olduğu günlerde Georgie Jr'ın odasının penceresinin önündeki çatıya tüneyip Peepa'yı seyrediyorlardı.  Bugün kesinlikle o sıcak günlerden biriydi; tüm tüm yazın en sıcak günüydü, oysa yaz neredeyse bitmişti. En azından oğlanlar için bitmişti, çünkü gelecek Pazartesi İşçi bayramıydı ve ertesi günü okul açılıyordu. 
"Of, şuna bak" Donnie ellerini ovuşturdu. "Her yıl biraz daha güzelleşiyor. Vücusu geçen yaz böyle değildi"
Dick de aynı fikirdeydi ve yarı arkadaşını dinler yarı dalıp gider bir halde "ı-ıh değildi" dedi. On birinci doğum gününden beri kızlar konusunda farklı şeyler hissetmeye başlamıştı. Kızları hep sevmişti, güzel kızlarla köpekleri birbirinden ayırt edebiliyordu, ama daha önce hiçbir kız ona böyle hissettirmemişti. Peepa, siyah, ipek gibi saçları, egzotik esmer  teni ve yeşil, badem gözleriyle çok güzel bir kızdı. Homeland sokağında onun gibi bir kız daha yoktu. 
"Neyse" diye homurdandı Georgie Jr.
Uzakta ama çok da uzakta olmayan bir yerde çınlayan ahenksiz  bir şarkı, umulmadık kadar serin bir esintiyle birlikte bahçelerin, ağaçların ve tahta parmaklıkların arasından geçip gidiyordu.
"Hey çocuklar" diye fısıldadı Georgie Jr. "Duyuyor musunuz?" (...)


Bir Süper Kahramanın Günlüğü / Vinnie Penn
Bizim var olmadığımız sanırsınız ama varız. Bizim birer kurgu eseri olduğumuzu sanırsınız, ama değiliz. Bizler gerçeğiz ve buradayız.
Bu iki şekilde olur.  Ya böyle doğarsınız, ya da başınıza tuhaf bir kaza gelir. Ön yargılı kişiler bunun abartıldığına inanır.
ben her koşulda ilk gruba giriyorum; "uçanlar" olarak adlandırdığımız onlarca kahramandan biriyim. Ailem kuşaklardır burada.  Güçlerini kimi iyilik için, kimileri kötülük için kullandı, kimileriyse hiç kullanmadı.  Babam şöyle derdi; "Bazen iyiler ve kötüler arasındaki tek fark bir pelerindir"
Hep böyle başarılı gözlemler yapardı ve ben bu gözlemlerden faydalanabildiğim için çok şanslıydım. Benim gözlemlerim burada, bir yılbaşında, beni hiç tanımadığı belli olan kız arkadaşımın hediye ettiği defterin sayfalarında yazılı. Defterin ilk birkaç sayfasını aşk mektubu yazmak için kullandım, ama kız arkadaşım birdenbire, ardında gittiği yerin adresini bile bırakmadan başka bir eyalete taşınınca , onun düşüncelerimi yazmam konusundaki zekice önerisini değerlendirmeye karar verdim. Daha çok, can sıkıntısından günlük tutmaya başladım.(Ben, III. Uçan İntikamcı) 
...
Kurşungeçirmez, kahramanlar dünyasına adım atmadan önce kendi adını seçme lüksüne sahipti. Doğru hatırlıyorsam o sırada biraz medya araştırması da yapmıştı... Kurşun geçirmez bana eski moda olduğumu, benim gibilerin soyunun yüzde yüz tükenmekte olduğunu söyledi. Elbette, benim doğuştan uçan biri olmamdan bahsediyordu, onun kendisi için kullanmayı sevdiği kaza eseri  ya da yarı insan yarı başka bir şey değildim. (Kendimi hiç yüzdeye vurup düşünmemiştim)

 Tehlike Şehri (Pulp seçkisi / Üç Maymun Yayınevi)