Merakla beklenen; Ne, Neden önemlidir? yazılarının ilki olan Alice Harikalar Diyarında neden önemlidir? Şimdi ve burada; hemen aşağıda ve az sonra başlıyor.






ALİCE, MASALLAR VE ZEN  -aha-

a) Zen hikayeleri çok saçmadır ve aklı esnetmeye çalışır, hapis kaldığı kutudan kediyi çıkarmaya çalışır. Ölü ya da diri.
b)Masallar bir varmış bir yokmuş, pireler berber iken vs gibi saçma bir girişle başlayıp anlatılacaklar karşısında aklın direnişini ilk elden kırmayı hedefler.
c) Aşırı mantıkçı ve pozitif bir yola giren batı düşüncesinin 'yeter lan' babındaki ilk çığlığıdır Alice ve saçma'nın yeniden keşfidir. Saçmanın güzel de olabileceğinin de yeniden keşfidir Alice.
d) Dışarıdaki doğa ve insanın iç dünyası mantık yasalarıyla ilgilenmez ve bunlara uymaya çalışmaz;  bu da, filozof matematikçi ve diğer bilim adamı için can sıkıcıdır ve diğer can sıkıcı konular gibi göz ardı edilebilir.

Filozof'un belirsiz ve ele geçirilemez olan karşısında çaresizliği

Bu çaresizliği hisseden varoluşçu felsefenin mutsuz ve acı dolu filozofları  klasik felsefeye sert bir karşı çıkış gerçekleştirdiler. Klasik Batı felsefesinde Kierkegaard'a  kadar  SAÇMA kavramı  ile tıpkı üremeye bağlı olmayan aşk gibi, ölüm gibi kafa karıştırıcı olduğu halde rahatsız ediciliği ve ele geçirilemeyişiyle huzursuzluk veren diğer başka konular da özenle felsefenin dışına ayıklanmıştı. Hayatın en merkezinde duran bu iki konunun aşk ve ölümün, hayatı açıklamak iddiasıyla ortaya çıkan bir disiplin tarafından yok sayılması ya da önemsiz bulunması hayli garip bir konudur.

Aşk ve Ölüm

Filozof'un belirsiz ve ele geçirilemez olan karşısında çaresizliği onu yok saymaya götürür. Bilim adamı, hayatı kucaklayamayacağını, akılcı felsefenin elindeki ölçme analiz tümevarım vs yöntemlerle evrenin anlaşılamayacağını sezen filozof; ölüm, aşk, saçma, oyun gibi  belirsiz konuları yok saymaya girişir. Ama masal dinlemeyi seven çocuklar sokaklarda oyun oynamaktadır hala. Pek çok genç hala  aşık olmaktadır, yaşlılar ölmekte yaşam sürüp gitmektedir. Doğa ve tarih saçmasapanlığın örnekleriyle doludur, hele ki doğa! Kendiliğindenciliğin doğal ilhamında akan bir keman gibi ya da doğaçlama yaşayanların  pervasızlığına  sahip bohem kemancısı gibi baştan sona saçma ve çok güzeldir. Bir de bunlara etrafta dolanan bütün  insanların aşık olup ölürken sanatla da içli dışlı oluşları gerçeğini eklediğimizde; akıllı filozof da, bağnaz dincinin korkaklığıyla hareket etmek zorunda kalır. Geçmiş yüzyıldan gelen akıl dolu pasa çok güzel uzanıp bu atağı golle neticelendirebilecekken, kendine elindeki ufak değnekle küçük bir cennet bahçesi çizip içinde oyalanmaya girişir. Aklını bulandıracak ve sonunda yüreğini ortaya koymak mecburiyeti ortaya çıkacak durumlardan özenle ve sinsi bir tavırla kaçınır. Asıl istediği; gerçeği ortaya çıkarmak ve ne olduğunu anlamak değildir. Şurda burda takılarak bir biçimde faturalarını yatırırken belli bir gönül rahatlığı içinde bulunabilmektir amacı. Buna tutarlılıktan duyulan keyif ya da huzur denebilir ki gerçeğin ne olduğunun bu noktada bir önemi kalmaz. Yeni çağın ortaya koyup olumladığı bilim adamı modeli de bunu yapıyordu ancak o sinsi değildi, sınırlarını çok iyi biliyor, çiziyor ve orada özgürce at koşturuyordu. Onun tek yanılgısı sınırların ötesinde başka bir dünya olmadığını söylemek olabilirdi ki bu görüşü paylaşanlar da az değildir. 

Herneyse, işte bu tavşanları, sinsi filozofları, bağnaz dindarları ya da ön yargılı bilim adamlarını hallaç pamuğu gibi atan şey hayatın ta kendisinde bulunan bu saçmalıktır. Hayatın saçma ve güzel oluşu doğanın içinde, insan ruhunun derinliğinde kıpırdatılamaz biçimde durur. 
























Sanat saçmayı kucaklar aga

Çember kavramını doğadan soyutlayan akıl, gerçek olmayan, ideal olan bu yarattığı ( ya da kavradığı ...paşa gönlümüz nasıl isterse) kavramla birlikte; doğaya yeniden yöneldiğinde orada bir 'çember' ya da 'üçgen' göremeyip canı sıkılır. (Bkz. Kaos teorisi) Bir noktaya eşit uzaklıkta olan noktalar kümesi aklımızdadır. Varolan ise daima asıl olan bu şekilden daha eksikli ve bozulur halde olacaktır. Varolan, asıl olana en kral durumunda dahi sadece yaklaşabilir. Bu durum da öncekilerden daha az saçma değildir, çünkü bunlar ayrı varlıklar da değildir.

İçinde bulunduğumuz dakika itibariyle, herşeyin herşeyle kucaklaşmak zorunda kalacağı bir çağa giriyoruz, hayırlı olsun; -şampanyalar patlar- artık disiplinler özgür ve bağımsız olamayacak, bunu da ilk sosyal bilimler farkedecektir. Ayrılığın bittiği, toparlanma ve bütünleşme zamanının başladığı, hem akıl ve kalbin hem aralarındaki perdelerin kaldırılacağı bu çağda 'yeryüzündeki krallıklar ve imparatorluklar, gökyüzündeki yıldızlar kadar dağınık fakat belirgindir.' Perdelerini açamayan ya da korkuyla sinsi tavırlarla perdelenmeye girişenler, 'bu imparatorlukları sandallı ayağının altında çiğnemek isteyen Conan the Barbarian' tarafından boynuna asılacak -Çağdışı Kalmış ıı-  yaftasıyla birlikte hayatın dışına itilecektir; buna ülkeler, kişiler, akımlar, disiplinler, herşey dahil günlüğü 17 Liradır.

Eğer bu çağda insan kendisini yok edeceği yoldan ayrılır da,  akıllıca ve yararlı amaçlarla icat ve  inşa edip doğaya doğrulttuğu güçlü tankından inmeyi başarabilirse, önümüzdeki yüzyıllar muhtemelen  aklın kutusundan çıkıp,  kalbin perdelerinin kalkacağı, farkındalığın parlak çağları olarak yaşanacaktır.

İddia:
İnsan analiz ederek değil, kendini ondan ayırmadan içinde kaybolarak anlar ki, bu da deneyimdir ve insan büyüsüne kapıldığında sanat yapıtlarını  'deneyimler'  

Örnek:
Saçma'yı ilk defa felsefenin masasına fırlatan ve üstünde hayli uğraşan varoluşçuların edebiyat eserleriyle haşır neşirliğinin tesadüf olmaması.

Sonuç:
Filozof'un elde etmeyi amaç edindiği GERÇEK'i yakalayabilen tek disiplin Sanat'tır ki o da disiplin değildir. Buna en yakın öğreti akılla ilgili olarak Zen ; kalp ile ilgili olarak ise Tasavvuf'tur ki onlar da öğreti değildir. 

Durumlar işte böyleyken böyledir. Hayli saçmadır ama çok güzeldir ve sanki bazen düşünülünce  iyi de bir fikir gibidir.

Alice, işte birdenbire kendinden ve aklından emin olan insanın kalbine bu tereddütü bırakır, bu yüzden önemlidir, çünkü insan çocukken herşeyi yapabilir.

Gelecek yaza belki: Barbarlık neden önemlidir?