1. Çiçek Dürbünü


Çiçek dürbününü dalgalanan muma çeviriyorum. Bugün bir çikolata kutusu aldım, bir rulokat büyüklüğünde. İçinden çıkan çikolatalar öyle dandiktiki ondan bir kutu olarak söz ediyorum. Üstünde Toulouse Lautrec işi bir Moulin Rouge vardı.

Bu ve benzeri şeyler oyalayıcı. İyi bir albüm keşfetmek, gazeteleri okumak, para kazanmak ve dağıtmak. Böylece zaman geçer. Kılıçlarımızı şakırdatıp denize yuvarlanmadan hemen önce güneş altında bir bardak sıcak şarap içecek kadar vaktimiz olacak mı? Uzanıyor ve elimdeki küçük müzik kutusunun kolunu çeviriyorum. 

Bütün dünyayı önümüze açıp, kendimizi kendimize karanlık bırakmak ince bir mizah anlayışı. Bu arada gönderdiğin kitapları okudum, dünyanın renkli olması da çok güzel, ayrıca kum çölleri de hayli değişik ama hiçbirisinde ben yokum. Aslında dünya deneyimlemek için değilse de,  seyir zevki için harika bir yer. Geçen bir leopar gördüm belgeselde. Gördük, Nilay'da vardı. Önce ayağını gördük. İri patisini toprağın üzerine bastı basitçe. Bir leopar. Bakışıyla, yürüyüşüyle tam bir leopar. İnsan bir leopar görünce başka bir şey düşünemiyor. Ona bakınca onun bir leopar olduğunu anlıyorsun ve konu kapanıyor. 

sonuç : "quidquid fid, necessaria fit" muhtemelen. (Varolan herşey -en küçüğünden en büyüğüne- zorunlulukla gerçekleşir !)

...bu yüzden onlar aracılığıyla  gerçekten yeni olan hiçbirşey oluşmaz, aksine eylediklerimiz dolayısıyla ne olduğunu öğreniriz. 

ama müzik ses'ten, deniz su'dan ibaret değil ve buda herşeyi baştan aşağı değiştirir. 
(-Allah, merak içinde huzursuzlanan akılların yardımcısı olsun !-)


Güneşli günlerde Kartal ve Kadıköy'de dolaştım. Sonra bir akşam sis bastırdı, minibüsteydik. Bir ara öyle oldu ki minibüsün ön camından sadece sis görünüyordu. Gri ve ağır. Hiç ışık yoktu sisin içinde, farlar dahi görünmüyordu. Minibüsün içinde  çok uzun bir yolculuğa çıkmış kafilelere özgü bir kardeşlik havası doğmuştu. Şoförün ezberine güveniyorduk. Hiç korku duymadık, kendi hayatlarımızın dışında ortak bir rüyanın içinde ilerledik. Çokça sarsılınca yolda olup olmadığımızdan  şüpheye düştük. Yetkililer sisin üç dört gün süreceğini açıkladı, vapur seferleri iptal olmuştu. O sabah sis kalktı ama. Günlerce kitap okudum, dört beş film izledim yatağımda. Bağdaş kurup arkamı yasladım da,  "Bu neden böyledir" gibilerinden ama tam böyle kelimelerede dökülmemiş  soruların dolaştığını hissettim içimde. Yeni romanın pilot sayfalarını yazdım. Romanla birlikte yeni bir dilin de gelmekte olduğunu gördüm. Müthişti. "Tur Dağı Paramparça" olacak adı.  Yaşadığım şeylere benzeyen şeyler yazamayınca bende başka hayali kahramanların neler yapmış olduklarının notlarını alıyorum. 1700'ler hakkında araştırma yapmalı. 

'...burada bulunuşumuzun garip ve tarifsiz lezzetini, boşuna çektiğimiz acıların bütün hüznünü bize anımsatan buradan ayrıldıktan çok sonra dahi aklımın içinde duymaya devam etmeme karşın benzerine hiçbir yerde rastlamayacağım kadar gürültülü ancak hoş bir müzikti. Sürekli tekrarlanan hangisinin hangisinden sonra geldiğini bilmediğim iki dizesiyle sözlerinin de bulunduğunu dinlemeye başladıktan çok sonra farketmiştim. 

Sarı kumların elinde tuttuğu kader oyuncağıyım,
Rüzgar kendi şeklini benim üstüme çizer. '

Koşturup duranın kendimiz olduğuna aldırmadan zamanın ağır ağır ve doyurucu bir tad bırakarak içimizden çekildiği bir yeri özleriz sürekli. Oysa ileride herşey harika olabilir. İnsan geçmişle bağlarını çözebilmeli. İçinde uzun zaman önce olan bazı şeylerin yazdığı bu defterleri de denize atmak için bu niyetle çıkardım. Bugün onları son bir defa karıştıracak ve kısa bir sorunun yanıtını arayacağım.  

Keşke biraz daha erken kalkabilseydim. Dışarıda herşey çok mavi. Uzak yerler gri. Hava kararırken yağmur da gizli gizli yağıyor sanki. Damlaları yok. Islaklığı yok. Uzun zamandır ilk defa uzun bir kahvaltı yapmak istedim. Uzun kahvaltılar geleceğe doğru iyimser bir beklenti yaratır.