2. Topkapı Surları


"sen sevmesini bilmiyorsun" yazdı. 
"Hayatın boyunca mutsuz olacaksın bu yüzden" 


Yağmura çıkıyoruz İstiklal caddesine. Herşey pırıl pırıl, güzel kadınlar daha güzel, vitrinler daha ışıklı, sokak çalgıcıları daha  melankolik bir havada çalmaktalar. Tramvay sallana sallana ağır ağır gelirken içindekilerden biri bana baktığında bunu hissedebiliyorum. Yağmur aniden doluya çeviriyor. Sertçe suratımıza çarparak yerlere dağılıyor taneler. Yere çarpan tanelerin sağa sola zıpladıklarını görüyoruz. Kalabalık yağmur hızlanırsa hızlanıyor, yavaşlarsa yavaşlıyor.

Fındıklı'da banklarda oturuyorduk Gülnur'la. Deniz ne kadar bulanıktı.  Martılar bir yandan uçuyor bir yandan da bu lanetli güne nefret kusuyorlardı. Uzun zamandır ilk defa deniz kenarında herhangi bir şeyden hoşnutsuzluk duydum. Bölümün etkisi. Bir çirkinlik dalga dalga yayılıyor. Ruhlarımıza soktukları tüm pislikleri gittiğimiz yerlere taşıyoruz. 

"...güvenli güçsüzlüklerinde, yapaylıklarında , çürümüşlüklerinde, sıkıcılıklarında ve korkularında güçlüdürler aslında. Üniversiteler öğretim yerleri değildir onlar için, hayat güvencesidir, başlarını kumdan çıkarmayan ebedi deve kuşlarıdır bunlar. Bokçuluk dersi veren bok parçalarıdırlar..." (Bukowski / Güneşe Uzan)

Topkapı surlarının dibinde bir yerde fıskiyeleri çalışmayan karanlık bir havuz vardır. Etrafını çeviren bankların ışıksızlığında tek tük insanlar oturmuş olurlar. Öyle karanlıkta tek başlarına otururlar. Bütün evler ve apartmanlar uzaktadır, araba yolları uzaktadır. Onlarla birlikte oturabilmeyi çok isterdim. Onların hiçbir beklentilerinin kalmadığını düşündüren bir sessizlikleri vardır.