Boşluk

Sıradan geceler. Üstümüze battaniye çekip karanlık salonda oturduğumuz, öğleye dek uyuyup uzun kahvaltılar ettiğimiz günler.

Gök boşluğu, dünyanın yumuşak karnına atılmış sert bir tekme gibi şimdi. O büyük boşluk  orada. Dört şişe likör bu boşluğu alabilir.


Koltukaltımıza iki şişe sıkıştırıp çimlerin üstüne ağaçların arasına yuvarlanmak bunu hafifletebilir. Kırmızı gökyüzü sabah dört buçukta maviye döner. Koşuyoruz ama saklanabileceğimiz hiçbir yer yok gökyüzündeki gözden. O bizi anlar ve sabah rüzgarını üstümüze üfler. Çimenlerin üstünde aşağı doğru koşarken buraya daha önce bizden önce hiç kimsenin gelmemiş olduğu hissi kuvvetle bize hakim olur. Gök gürüldemesini andıran sesin kaynağına doğru koşarız birden. Hafif rüzgarda sarsılarak devrilen ağacın yanına gideriz. Çatırtıyla bir başka ağacın gölgesine yıkılmıştır gece. Gövdesini böceklerin kemirdikten sonra terk etmiş olduklarını görürüz. "Masal, olağanüstü sihirli bir şeydir" dersin o an inanarak. "Çünkü masallarda her şey olur". Rüyalar gibi olan biten herşeye hiç kimsenin o sırada şaşırmadığı bir yere kabul edildiğimi hissederim. "Masal" dersin birden, "...hiç uyanamayacak kadar çok rüya görmektir"