Tavşanlar Kaç


İlk tavşan
 
Bazen belli bir yargıya varıp rahatlama arzumuz, öğrenme isteğimizden de baskın çıkıyor. Eddington bir yerde, bizim deneylerden algıladıklarımızın ya da  “öğrendiklerimizin” ; BEKLENTİLERİMİZDEN bir hayli etkilendiğini vurgulamış. 

İkinci tavşanın şarkısı

İlk dörtlük
Şöyle hızlı giden bir araba yapmak değilse niyetimiz, bilgilerimizin çoğu da yorumlar oluyor. Bilimadamlarının filozofların ve sanatçıların elinden çıkmış gerçeklik yorumları. Çoğuna, bilmekten ziyade inanıyoruz. Yorumlarsa algılarımızı çokça etkileyip bazen de çarpıtıyor.

dört dörtlük
İnsan deneyimle bilgi değil bakış kazanır. Bütün deneyimler zorunlu olarak içsel deneyimlerdir. Bildiğimiz evren kapalı bir sistem midir? Keyifle üstünde konuşulabilir ya da boş kağıtlara yazılabilir ve hepsi de bu galiba.

Üçüncü tavşan

Tek bir zar çok defa atılsa, olay uzayı bir çiçeğin altı yaprağı gibi olur. 
Buna şaşırmayız.
Ama her defasında zarın durumu belirsizdi.

Dördüncü tavşan

Tek tek gözlendiğinde parçacık gibi ayrı deliklerden geçen ama sonunda dalga gibi davranmış izlenimi bırakacak biçimde girişimli bir grafikle sonuçlanan ünlü Çift yarıktan geçen elektron deneyinden daha şaşırtıcı  bir şey varsa o da bunun büsbütün farklı da olabileceğidir. Ya da bir zamanlar daha farklı olmuş olma ihtimalinin olup olmadığı sorusu. Kanunlar tam kaçıncı milisaniyede oluştular? Gerçi aradığımız kanunlarını ara sıra değiştiren bir doğa bizi bu eğlenceden de mahrum edebilirdi. Zamanın hiç akmaması ve bizim sadece mekan-zamanda hareket halinde olmamızda hoş fikir.

Beşinci tavşan

Işığı ve maddeyi  sürekli zamanın akış yönünde algılıyor olmamız bakışımıza bir mutlaklık kazandırır mı? Felsefe-bilim bu iki kavramı da zamanın dışında inceleme çabası. Kavramlarla oynamak. Mantık zemininde bir paragrafın içinde ya da matematik zemininde bir formülün içinde.  Belli bir sonuç çıksa bile ona bakabilir miyiz peki, bizde de zamanın dışında olan bir gözle? Mekan-zaman kutusundan dışarı açık bir pencere.

Altıncı tavşan

Eski bir Aborjin inanışı herşeyin (zaten, halihazırda, çoktan) olup bitmiş olduğunu söyler.

Oysa elektrona sorsak belki kendi seçmişti geçeceği yarığı. Zar her defasında kendi seçmişti ya da durumlar o sırada öyle gerektirmişti belki. Herkes gelip başkasının ne çizdiğini de görmeden gözü kapalı rasgele bir çizgi çekti ve sonunda bir çiçek resmi oluştu duvarda. Bu tamda beklenen şeydi en başında harfi noktasına. Bunun olanaklı bir açıklaması, herşeyin zaten olup bitmiş olması ve bizim olanı oluş sürecinde, yani herşeyi zamanın akış yönünde algılıyor olmamız. Ve işin zevkli eğlenceli ve heyecan verici kısmı da özgür iradenin hala yerli yerinde duruyor olması. İstediğin yoldan gidebilirsin, çünkü her durumda diğerleri de daha farklı bir yol izleyecek. Sonra Lorenz’in garip çekicisindeki noktalardan biri olduğumuzu görüyoruz. Mesela kelebekli olanı. Her eşsiz nokta, belli garip çekerlerin etrafında kümelenmiş. İnsanlar ve tavşanlar güruhu, rastlantılar ve seçimler üzerine akıl yürütmekteler. Kader bilmecesinin sorusu kutunun içinde cevabı kutunun dışında. 

(Birkaç  saat önce sorulsa yürekten inanıyordum buna işte! Ama şimdi baktım da sadece estetik ve güzel bir kuramın çekiciliği belki. Tam inanmalık güzel kuramlarım vaaar… İçmek için şarap gibi…Sokaktan geçen bir eskici mesela ‘içinde uyumak isteyebileceğiniz güzel rüyalarım vaaar’ diye seslenir. Ben de ona seslenirsem durur. Her bir kadının kendine göre bir hoşluğu vardır. Bunu pekala o da bilir. Birini işaret ederim ama elimdeki mangırların dörtyüzyıl önce tedavülden kalktığını söyler bana. Lanet olsun, bu onları daha değerli kılmaz mı ha, sen bir eskici değil misin? Hayır hayır, sen aşağılık bir pezevenksin ve bense vergilerini veren iyi bir vatandaşım. Hey sakin ol dostum, neyin var senin ha?  )

Google tavşanı
‘Bir ruhbilimci, aklın denetiminden yoksun bir zihin çalışması olması bakımından rüya görmeyi delilikle kıyaslamış. Arapçada ise rüya sözcüğü, görüş anlamındaymış ve uyanıklıktaki düşlemeleri de dilegetirirmiş.’
Sekizinci tavşan
Rüya görmek;  bir de+ne+y+im+di+r. Rüya görmek bir misaldir. (Ugh!)
Dokuzuncu tavşan
Birinci Öğüt budur ki, kapudan kendi korsan değil ise deniz işinde ve deniz savaşı üzerinde korsanlarla danışık edüp dinleye. Yalnız kendi bildiğine gidenler çoğu pişman olagelmişlerdir.
Sekizinci Öğüt budur ki, baştarda reisleri denizde nice yıllar gezmiş korsanlık etmiş ola. Zira donanmanın yürümesi ve durması ona bağlıdır.
On Sekizinci Öğüt budur ki, donanma giderken pus-duman olsa eğer karaya rastgelinirse hemen demir bırakup yatalar. Pus açılıncaya değin kımıldamayalar. Eğer enginde olursa paşa baştardasında mehterhane çalına. Ötekiler de hep çalalar, pus açılıncaya değin dinmeye, ta ki gemiler dağılmasın.
On Dokuzuncu Öğüt budur ki, reisler deniz ilmini bilmeye sıkı önem vereler.  Pusula ve harita işlerinden gafil olmayalar ve bilenlere de büyük iltifat eyleye. Onunla bilmeyenler de heves edüp öğreneler.         
(Tuhfetü’l  Kibar Fi Esfari’l Bihar / Katip Çelebi)    
Son tavşan
...Dağ yamaçlarının güzellikleri git gide bize açılıyordu.
Rüzgar yamaçlara vuruyor ve müziği andıran nefis bir ses çıkarıyordu; nerden geldiği bilinmeyen güzel bir ses! Bütün bunlar güzel bir resme benziyorlardı. Orada öylece durup kaldım; ötekiler beni çok geçmişlerdi, beni çağırıyor ve acele ediyorlardı. Beni çeken şeyin acele olmadığının hiç farkına varabilirler mi idi? 
(Çin Denemeleri)