Geleneksel Masal Tekerlemeleri


Bir varmış bir yokmuş  / Allahın deli deli kulları pek çokmuş  / Bizden daha delisi hiç yokmuş /Çok demesi pek günahmış  /  Azdan çoktan /  Hoppala hoptan  / Sana bir mintan yaptırayım çerden çöpten  / İlikleri karpuz kabuğundan  / Düğmeleri turptan  / Evvel zamanda iken  / Kalbur samanda iken  / Az iken, uz iken  / Anam evde kız iken /  Deve tersi koz iken /  Karatavuk kömürcü, saksağan berber iken.  / At ekmekçi, köpek dülger iken  / Deve bez satan,   horoz tellâl iken  / Tavuk saatçi,  eşek tuzcu iken. / Koyun hakim,  keçi müezzin iken,  / Tilki simsar,  kedi çuhadar iken   / Anam eşikte iken, babam beşikte iken /  Anam ağlar,  anamı sallardım /  Babam ağlar,  babamı sallardım. /  Derken, babam düştü beşikten / Ben hopladım eşikten  /Anam kaptı maşayı  / Babam kaptı meşeyi  / Dolandırdılar bana dört bir köşeyi  / Anam kaptı yarmayı / Çıktım tavan arasına /   Bir kırık sandık buldum /  Açtım baktım: içinde bir kırık altın/ Almayacaktım ama, aldım, sarıdır diye/ Ordan gittim İstanbul'a / Bir kâse yoğurt aldım, durudur diye / Dokuz yüz doksan testi su kattım, koyudur diye / Sultanahmet minarelerini belime soktum, borudur diye / Tophane güllelerini cebime doldurdum, darıdır diye / Nacağı aldım, Kapalıçarşı''ya daldım, korudur diye / Akdeniz''e girdim / Kıyıdır diye / Ortasına bastım, kuyudur diye / Selimiye Camii'nin duvarına dayandım, yalıdır diye / Ahırdağına bir tekme vurdum, "Geri dur!" diye / Üçlük beşlik verdiler beğenmedim, iridir diye / Beni aldılar, tımarhaneye götürdüler, delidir diye / İki adam geldi şahitlik etti, "Veli oğlu Velidir" diye / Tımarhaneyi dürdüm, katladım sırtladım, halıdır diye / Beş on sopa vurdular, yeridir diye / Beni padişaha bildirdiler, delidir diye / Padişahtan ferman çıktı, "Bırakın onu eski huyudur!" diye / Fermanı aldım, cadde boyu gidiyordum / Bir boz eşek gördüm peşine takıldım / Eşek bana bir tekme vurdum, "Geri dur!" diye / Koştum, eve vardım: / "Baban doğdu" dediler / Kucağıma bir yumurta verdiler / Yumurta elimden düştü / İçinden kocaman bir horoz çıktı / Sokağa kaçtı / Kovalamaya başladım / Taş attım de attım... / Cevizden bir kocaman ağaç / Bu cevizleri düşüreyim diye taş attım, değmedi / Toprak attım ağacın başı tarla oldu / Kimi dedi: "Buğday ek", kimi dedi "Karpuz ek." / Karpuz ektim / Öyle karpuz verdi ki tarla, develer taşıyamadı / Karşıma bir adam çıktı: / "Karpuzundan versene!" dedi / Bir karpuz verdim, bir ordu yedi, yarısı arttı... / Ben de bir karpuz keseyim, dedim. / Keserken çakım içine kaçıverdi /Elimi saldım alamadım / Gözümü soktum, göremedim / Kendim girdim, yedi sene aradım, bulamadım / Yedi sene gezdim dolaştım / Sonunda karpuzun kapısına ulaştım / Vay anam karpuz / Evin köyün yıkılası karpuz... / Bir yanı sazlık samanlık / Bir yanı tozluk dumanlık /Bir yanında demirciler demir döver denk ile / Bir yanında boyacılar boya boyar / Binbir çeşit renk ile / Kaz kaz ile, baz baz ile /Alaca tavuk çil horoz ile / Annesi genç kız ile /Anlaşırlar pek naz ile / Kaşık oynar göz ile / Âşık meydana gelir saz ile / Meclis de dinler haz ile / Armudu taşlayalım / Dibinde kışlayalım / İzin verirseniz masala başlayalım.

Var varanın, sür sürenin  / Çok baykuşu olur viranenin / Destursuz bağa girenin / Hali yaman dediler... / Üç oğlan çıktı karşıma / ikisi salak malak / Birinin gömleği yok çıplak / Çıplak oğlanın cebinde / Üç kuruş buldum, / Aldım çarşıya gittim / Bir karpuz satıyorlar ki kaldırılmaz / Koltuğa da sığdırılmaz / Karpuzu aldım / Keserken çakım içine kaçıverdi / Çakımı çıkarayım derken / Elim içine kaçtı  / Elimi çıkarayım derken / Kendim içine kaçtım... / Karpuzun içinde başımı kaldırdım / O yana bu yana bakarken / Bir adam bana bir tokat vurdu / Kafam koptu, / Odun pazarına soğan sarımsak satmaya gitti / Ben de arkasından koştum / Kafama eriştim / Orada: "Kafamsın", "Kafan değilim!"  diye onunla epey patırdı ettik... / Sürüştük, mürüştük / Kadı'nın kapısında buluştuk / Kadı evinde yok... / Karşıdaki mercimek ağacına çıkmış / Mercimek toplamış / Kafamla, oraya gittim /Ağacın tepesinden bize bağırdı / Sesini güç duyduk. / Dedi ki: "Sizin davanız büyük dava... /Kırk tabaka kâğıt / Kırk kucak kamış kalem getirin!.. / Sonra da kırk ayak merdiven bulun da / Ben buradan ineyim / Gittik, kırk tabaka kâğıt aldık / Kırk kucak kamış kalem getirdik... / Kırk ayaklı merdiven aramaya çıktık / Onu da bulduk, getirdik / Mercimek ağacına dayadık / Kadı inerken merdiven bir kırıldı... / Kadı öldü, kafam da bana döndü / "Nişanlın kaçıyor!" dediler / Koştum, girdim bir sokağa / Rastladım bir duvağa / Duvağı kaldırdım: /Karşıma razma başlı / Çapa dişli bir kocakarı çıktı / Öyle korktum ki / Gerisin geriye koşmaya başladım / Pabucumun teki hâlâ orada... / Az gittim, uz gittim; dere tepe düz gittim...  / Bir de arkama baktım / Arpa boyu yol gitmişim... 

Evvel zamanda, fakirler handa / Beyler de konağında yaşarmış / Buna öfkelendim / Bir hayli söylendim / Aldım başımı çıktım dışarı / Görmeyin gidişimi / Bakmadan sağa sola / Düştüm bir yola /Az gittim, uz gittim / Dere tepe düz gittim / Çayır çimen geçerek / Arpa buğday biçerek / Soğuk sular içerek / Altı ay bir güz gittim / Yürüdüm, yürüdüm, vardım bir bağa / Daldım bir konağa / Vay sen misin dalan / Kimi kolumdan tuttu / Kimi bacağımdan / Attılar beni bir dağa / Zoruma gitti başladım ağlamağa / Karşıma çıktı bir derviş / Derviş amca dedim, 'Bu ne iş?' / Kuru idim ıslandım / Sel beni neyler? / Bulut oldum uslandım / Yel beni neyler? / Vay gidi dünya / Kimi güler, kimi söyler / Kulak verin bu masala / Keloğlan ne iş tutar, ne eyler...

Var varanın, sür sürenin / Destursuz bağa girenin hali budur! / Zaman zaman içinde / Kalbur saman içinde... /Deve tellâl iken / Horoz şahna iken /Serçe berber iken /Ben babamın beşiğini / Tıngır mıngır sallar iken... / Hamamcının tası / Külhancının baltası yok / Çarşıda bir adam gezer /Peştemalının ortası yok / Biz üç kardeştik / Birimiz kör / Birimiz topal / Birimiz çolak... / Babamız Allah rahmet eylesin, pek erken öldü / Bize, yalnız üç duvarı sağlam / Bir duvarı yıkık bir ev / Çakmaksız bir tüfek / Dipsiz bir kazan bıraktı / Bir gün hep birlikte ava gittik. / Kör kardeşimiz birden: / "Bak, bitmemiş bir ağacın dibinde / Doğmamış bir tavşan yatıyor!" diye bağırdı. / Hep gözlerimizi oraya gittik / Çolak kardeş tüfeği kapıp, nişan aldı /Kör kardeş de ateş etti. / Topal kardeş koşup tavşanı getirdi / Böylece, bitmemiş ormanın dibinde, / Doğmamış tavşanı / Çakmaksız tüfeğimiz / Çolak elimiz / Kör gözümüzle vurup / Topal bacağımızla koşup yakalayarak / Eve getirip yüzdük / Dipsiz kazana koyup altını ateşledik / Ağzımızın suyunu akıtarak / Tavşanın pişmesini bekledik  / Çok yorulduğumuzdan, acıkmıştık / Beklemeye de sabrımız yoktu / Kazanın kapağını kaldırınca ne görelim?..  / Tavşan ortadan kaybolmuş /Meğer tavşan, kaçmış da üstteki kapağın haberi bile olmamış / Ellerimiz böğrümüzde kaldı / Hepimiz süt dökmüş kediye döndük /Birer köşeye çekilerek / Kukumav kuşu gibi düşünmeye ve bir çare aramaya başladık / Sonunda, ben bir çare düşünüp / "Şunun suyu ile yemenilerimizi boyayalım" dedim / Hemen işe başladık / Fakat, su mu az geldi, ben mi çok sürdüm, bilmem; ne oldu / Yemenimin birini yağlayınca; / Öbürüne yağ kalmadı /Sen misin beni yağsız bırakan diyen öbür yemenim / Başını alıp gitti / Bana küstü / Derken ben de arkasından yola düştüm /Az gittim uz gittim / Dere tepe düz gittim / Tam bir arpa boyu yol gitmişim ki / Yemenimin tekini çift süren bir ihtiyarın ayağında gördüm / "Ver baba" dedim, / "Bu yemeni benimdir!" / Çiftçi yalvarırcasına yüzüme baktı: / "Aman evlâdım", dedi / "Bu yemeniyi benden alma / Şu ekili tarla senin olsun..." diyerek / Bir buğday tarlasını gösterdi. / Bir tek yemeniyle koca bir tarlanın değişmesine pek memnun olarak / Çiftçiye ben de yemeniyi bağışladığımı söyledim / Tarlanın bir köşesine gidip postu serdim, uyudum / Aradan; günler, aylar geçti / Bizim buğday tarlası biçilmeye hazır oldu / Bir sabah erken kalkıp / Yapayalnız bu koca tarlayı tek orakla nasıl biçeceğimi düşünürken / Birden karşıdan gözlerinden alev saçan bir kurt göründü / Bana doğru gelmeye başladığını görünce / Korkumdan elimdeki orağı sallayıp / Kurda doğru attım / Orağın sapı gidip, kurdun karnına gömüldü / Can acısından ne yapacağını şaşıran hayvan / Tarlanın içinde dönmeye başladı / Kurt kaçtı, orak biçti, kurt kaçtı, orak biçti / Ben bir ağaca çıkıp seyrettim / Kalmadan koca tarla dümdüz oldu /Kurt da bırakıp gitti / Tarlanın biçildiğine ne kadar sevindim, bir görseniz. / Ama birden başakların yığın edilmesi aklıma geldi / Ben günlerce çalışsam bunu beceremezdim / Hele bir sabah olsun diye, yatmaya gittim / Gece bir fırtına çıktı, bir fırtına çıktı, sanki yeri göğe karıştıracaktı / Korkumdan bir sütleğen otuna yapıştım / Sabah oldu, fırtına dindi / Yerimden kalkıp da ne göreyim? / Bizim tarladaki buğday başakları, değme çiftçinin, yapamayacağı bir ustalıkla harman olmamış mı? / "Eh'' dedim, gidip yardımcı bulup, harmanımı döveyim" / Ama lafımı bitirmemiştim ki, karşıdan azgın, kocaman bir ayı göründü, / Harmanın yanından bana doğru geliyordu / Yerden bir taş alıp, belki korkuturum diye fırlattım / Taşı atmamla, alevin çıkması bir oldu / Meğerse attığım taş,  çakmak,  ayının dişi ise çelikmiş / Çıkan alev de bizim harmandanmış / Üç gün üç gece sönmesini bekledim / Sönünce külleri karıştırmaya başladım / Yalnız yarısı yanıp, gerisi sağlam kalmış /Aradım, aradım / Bu yükü kaldırabilecek ne bir deve / Ne bir fil ve ne de bir at buldum / Bula bula, belinden yaralı bir karıncacık buldum / Buğday tanesini sırtına yükleyip, bizim meşhur eve götürdüm / Fakat karıncanın sırtı yük taşımaktan fenalaşmıştı / Hayvancağızı böyle salıvermek günah olacaktı, ilaç aradım / "Hint cevizinin yağı iyi eder" dediler / Böyle bir ağaç aradım, taradım, zor buldum / Ağaç pek yüksekti  / Üstüne çıkmaya üşendim, taşlamaya başladım / Üç gün, beş gün durmadan taşladım / Fakat bir tek ceviz düşüremedim /Attıklarım da geri yere düşmüyordu / Merak edip, ağaca çıktım; bir de ne göreyim? / Ağacın üzerinde kocaman bir tarla varmış? / Ne âlâ / Buraya karpuz ekerim, deyip, çekirdek getirdim / Karpuz ektim / Çok beklemeden, öyle büyük karpuzlar oldu ki, bir tanesini fil bile götüremez. 

Hele bir kesip tadına bakayım deyip, bıçağı sapladım / Bıçak gitti, elim gitti / Kolum gitti, sonunda ben de gittim karpuzun içine... / Yedi yıl aradım, bulamadım / Sonunda karpuzun kapısını buldum / Vay anam karpuz! / Evin köyün yıkılası karpuz! / Bir yanında sazlık, samanlık, bir yanında tozluk dumanlık...  Bir yanında demirciler demir döver denk ile / Bir yanında boyacılar boya boyar binbir çeşit renk ile... / Bir yanında, Âl-i Osman devleti cenk eder top ile tüfenk ile... / Bir at aldım, bindim dorudur diye, bir tekme vurdu / "Geri dur!" diye... / Çifte minareleri belime sardım borudur diye... / Bir baktım adamcağızın biri: "Bir deve kaybettim, bulan var mı?" diye bağırıyor /Adama yaklaştım "Amca", dedim, "ben de bir bıçak kaybettim, görmedin mi?" / Adam bu sözün üzerine bir kızdı, bir kızdı ki, bana bir tokat sallamadan yanından kaçtım / O peşimden hâlâ söyleniyordu: "Ben koskoca deveyi bulamıyorum da, o benden bıçağı soruyor!" /  Meğerse, burası başka bir dünyaymış /Korkumdan hemen geri döndüm / Fakat, orda bıraktığım ceket ve poturum sanki yargıç gibi beni sorguya çektiler / Orası başka dünya olduğu için, karpuzlar  o kadar büyümüş,  o kadar çoğalmış, otları o kadar uzamış ki, bir tanesi de oradaki bir ırmağa köprü olmuştu / Benim bu dalgınlığımdan kızmış olacaklar ki: / "Kimsin, necisin, söylesene ey insanoğlu?.." diye bağıran, ceketimle poturuma kızdım / "Ey, size ne oluyor be! Size ne oluyor?" diyerek karpuzları kökünden çekmeye başladım / Fakat ne göreyim / Köprüden geçen insanlar, hep nehre yuvarlanmamışlar mı? / Tuhaf / Suya atladım, birkaçını kurtarayım derken,beni koskoca bir balık yutmasın mı? / "Aman!" diye ağlamaya başlamıştım ki, birden gözlerimi açtım, sıcak havanın etkisiyle uyuyakaldığım deniz kıyısından yuvarlanıp suya düşmemiş miyim? / Bu sırada suya düşen kâğıt gözüme ilişti / Hemen açıp okudum: / "Falan, falan, falan, Söylediklerim hep yalan"