Nedenlerin terk edilmesi ve başka saçmalıklar


-dır ve -dir diye biten cümleler kurmak ve bunların üzerinden ahkam kesmenin tek bir alt yapısı olabilir: İnanç.

Ne inancıdır bu? Yargı cümlelerine ulaşıp ifade edebileceğimize duyduğumuz inanç.


Peki nedir bu inancın kaynağı? Kaldıki bu inancın kaynağını bulduğumuzda kaynağı bir inanç olan  -dır ve -dir cümleleriyle akıl tuhaf bir duruma düşmüş olmaz mı? 

Saçma; akıl dışı, bizi dolayımsız gerçeğe yaklaştırır. "Eh saçma ama öyle" duygusu "Ama ya nasıl?" duygusundan olanı olduğu gibi kavramaya  daha yakındır. Akıl, nedenleri bulur ve görür, oluşturarak hükmeder, geriye doğru anlamaya çalışır, burada değildir.  (ve eğer birşeyler bulduğuna inanırsa -ki genelde bulur- bu inancı kendine geri dönüp kendi kendisine daha kuvvetli inandırır) Ama saçma'da nedenler kaybolur ve dolayımsız gerçekle karşı karşıya kalınır. Çünkü nedenlerin terk edilmesi, olana vesile oluşları anlaşılır hale gelir. Misal kahraman zaten ölecektir de onu Jack vurdu deriz, ya da attan düştü ya da araba çarptı, intihar  ya da şu ya da bu... Yani başka türlü gerçekleşseydi başka bir açıklamamız olacaktı  durumu... Oysa ne başka türlü gerçekleşmesinin ne de açıklamanın bir hükmü var.

resim (temsili)
Olanları açıklarken tek yardımcımız nedenselliğin geriye doğru kısa tarihine inancımız... Cisim düştü çünkü yere bırakıldı ve yer onu çeker. ee evet işte öyle...                                              
Aklın açıklamaları bu minvaldedir. Birlikte sinemadan çıkınca size filmi yeniden anlatan akıllı insanlar gibi  olanın nasıl gerçekleştiğini açıklar

Ama filmin içinden size doğru sızan bir şey vardır. Ve anlam başka yerdedir asıl nedenler daha başka yerde. Görünenler vesiledir, oyalayıcıdır, yani dikkatli bakmalı görmeli ancak bunlara takılmamalı diyorum.  Oluş her an öncekine bağlı ancak büsbütün de yeni bir varoluşu ortaya çıkarır. Aklın bizi götüreceği son nokta akıldışılıktır ki bu da saçmadır. Aklın bizi bıraktığı son noktada hala aklı temel araç edinerek kıvranmak değil hemen direnmeden  bakış (paradigma) değiştirmemiz gerekir ya da gerekmez ama aradığımız 'asıl gerçek'se işler buraya varır... 

Akıl penceresinden baktığımız için ve dil de  çoğunlukla aklın bir aracı olduğu için bu durumun ismi saçma'dır. Kurgu yahut felsefi dizge dünyasının gerçeğe uzaklığıyla saçmanın uzaklığının benzerliğini göstermeye uğraşıyorum. Güzellik de akıldan çok saçmalığa yakındır. Bir şeyin güzel olmasının verdiği estetik haz duygusunda, 'neden bu böyledir ' sorusuyla geriye doğru açılan nedensellik dizisi sona erer. Dizgede, genel kurguda iyi, güzel ve doğru'nun yeri budur; yani herşey bir şeyler için ve yalnız bunlar kendisi   içindir. İşte insanın kurgusunda durum buyken, gerçekte de böyle midir? Dünya tamamen iyi değilse ve doğadaki can havliyle koşuşturmacada da normal olmayan, ne bileyim sanki yolunda gitmeyen bir şeyler seziyorsanız buradan dünyanın kötülüğü ve doğadaki acımasızlık problemlerine geliyoruz. 

Daha da saçma ama gerçek bir şey daha: teorik olarak akılcağazımıza gelebilecek ve gelemeyecek herşey mümkün olabilir. Mesela bazı şeylere kuvvetle vurunca hiç ses çıkmayan bir dünya hayal edilse muhakkak böyle bir dünyada da bunlardan neden kuvvetle vurulduğu halde ses çıkmadığına dair 'bilimsel' bir açıklamaya sahip olacaktık.  Şu noktayı tekrarlamakta fayda var: Başka türlü gerçekleşseydi başka bir açıklamamız olurdu ve bu defa ona kuvvetle inanır ve zorunluluğuna tutunurduk. Sonsuz çeşitlilikteki renkleriyle boyalar, sonsuza uzanan bir kağıt ve sonsuz bir hayal gücünün sınırı sonu yoktur ve nedenlere hapsolmaz. Bizi tek sınırlayan 'kendi'liğimizdir. İşte bu da saçmadır. O zaman 'var varanın sür sürenin...'  


Olayların oluş biçimindeki ortaklıklara vurgu yaparak hikaye etmek zaman zaman olanları anladığımız yanılgısını yaratıyor. Birşeyi anlamak sadece onu meydana getiren nedenleri anlamak mıdır? 


Konu dağıldı gitti, sözün özü; akıl arada yanıltabilir, özellikle yanıltılmak istendiğinde. Ancak vicdan yanıltmaz,  asıl danışılacak mercii her daim saflığın, masumiyetin ve iyiliğin kalesi  olan vicdandır  ve son kararlar onun olmalıdır. Akıl kendi başına iyi olsa da akla tapınmak kötülük getirir.  Biara tümevarımla tümdengelime de çok fena dalasım var. Öncelikle hangi tüm? "Kendin belli bir olgu grubunu bir tarafa ayırıp bunlara 'tüm' dersen, başka herşeyin de buna uygun gerçekleşmesini bekler ya da -hatta- gerçekleştiğini iddia edersen tüm'den mi gelmiş olursun acaba ?" diyelim ve konuyu gelecek yaza belki noktasından bağlayalım.