(Dünya Savaşı’ndan önceki günlerin birinde / Almanya)

Ne var ki içimizden biri tereddütte idi ve bizlere katılmak istemiyordu. Josef Behm şişman ve rahatına düşkün bir oğlandı. Fakat sonunda sözlere kapıldı, yoksa katiyen yanaşmıyordu. Belki pek çokları da onun gibi düşünüyorlardı ama hiç kimsenin kendisini bu hareket dışı bırakmaya cesareti yoktu; o sırada “korkak” kelimesi hatta ana babaları bile hemen yola getiriyordu. Zira insanlar olup bitecekler hakkında hiçbirşey bilmiyorlardı. İşin doğrusu , savaş üzerine en aklı başında düşünenler fakir ve basit kimselerdi. Onlara göre savaş felaketin ta kendisi idi. Oysa durumları daha düzgün olanlar, savaşın sonuçlarını çok daha önceden kestirebilecekleri halde, sevinçten ne yapacaklarını bilemiyorlardı.

Katczsinky’nin iddiasına göre, okuyup yazma insanı böyle yaparmış, yani aptallaştırırmış. Bizim Kat, düşünmeden laf etmez.

Gariptir ki, cephede ilk ölenlerden biri de Behm oldu. Bir baskında gözlerinden vurulunca öldü sanıp olduğu yere bırakmıştık. Birden, baskına uğrayıp gerilemek zorunda kaldığımızdan onu da beraberimizde almamıza imkan yoktu. Öğleden sonra birdenbire sesini duyduk ve ileride oradan oraya sürüklendiğini gördük. Aldığı yaradan sadece bayılmış olacaktı. Etrafı göremediği ve acıdan çılgına döndüğü için kendisini korumaya çalışmıyordu; birisi yetişip de alıncaya kadar bu yüzden karşı kurşunlara hedef oldu.

Pek tabidir ki, bundan Kantoreck’i sorumlu tutamayız. Zira suçlandırmayı bu derece genişletirsek dünyanın hali nice olur ! Öyle ya, kendilerine en uygun tarzda en mükemmel işi yapmak isteyen daha binlerce Kantoreck var.

Fakat bizlere göre onların iflas nedeni de, hep bu.

Biz on sekiz yaşındakiler için onlar, yetişkinler dünyasına aracılık ve yol göstericilik yapacaklar; iş, görev, kültür, ilerleme ve yarının yolunu onlar göstereceklerdi. Onları zaman zaman alaya aldığımız ve küçük oyunlar oynadığımız olurdu ama aslında onlara inanıyorduk. Onların temsil ettiği otorite kavramını bizim kafalarımız, daha büyük bir anlayış ve daha insanca bir bilgi ile eş tutuyordu. Fakat gördüğümüz ilk ölü bu inancı parçaladı. Bizim yaştakilerin onların neslinden daha dürüst olduğunu anlamak zorunda kaldık. Onların bize olan bütün üstünlüğü süslü cümleleri ve açık gözlülükleriydi. İlk yaylım ateşi bize yanlışımızı gösterdi ve onların öğrettiği dünya görüşünü çökertti.

e.m.remarque / Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok / ab yayınevi, 1968

remarque’nin kendi anılarından esinlenerek yazdığı bu roman pek çok kanlı çarpışmadan sonra, yine cephelerin birinde siperler etrafına saçılmış ölü ve yaralıların arasında yapılan olağan bir telsiz raporu ile sona erer: Olağan bir gün, Garp Cephesinde yeni bir şey yok !



(...) 1918 yılının Ekim ayında vurulup öldü. O gün bütün cephe öylesine sakin ve sessizdi ki, ordu tebliği : “Garp cephesinde kayda değer bir şey yok” demekle yetindi.


Yüz üstü kapaklanmıştı ve yerde uyuyor gibi uzanmıştı. Çevirdikleri zaman, fazla acı çekmemiş olduğunu gördüler. Yüzünün öyle sakin bir anlatımı vardı ki, bu sonuçtan hemen hemen memnun kaldığı sanılırdı.