HAYVANLAR KRALI UZUNKULAK
Çek Masalı
Hayvanlar bir gün kendilerine kral seçeceklermiş.
Aslan o gün avlanıyormuş. Ayı ormanda bal peşindeymiş. Kurt koyun sürüsünün etrafında köpeklerin açık vermesini bekliyormuş. Tilki ise bir kümesin altını kazmakla meşgulmüş. Bu nedenle hiçbiri seçime katılama­mış.
Eşekler ise eksiksiz katılmışlar seçime. Diğer hayvanların bir kısmı da gelmeyince eşekler aralarından bir temsilciyi hayvanlar tarihinde ilk defa hayvanlar kralı olarak seçmiş.
Kral seçilen eşek aceleyle kraliyet tacını başına yerleştirmiş. Ama bu kadarla da yetinmemiş Kendine bir aslan kürkü buldurmuş. Pelerin gibi boynuna asmış. Kendi cinsi olan eşeklerle konuşmadığı gibi, katırları da kü­çümsemeye başlamış. Çevresine atları toplamış.
Kurtlardan muhafız birliği kurmuş, tilkileri gözcü yapmış. Saltanat sürmeye başlamış.
Eşekler bir süre kederlenmiş. Bir zaman sonra kral Uzunkulak'ın ken­dilerini hatırlayacağını ummuşlar Ama düşündükleri gibi olmuyormuş. Sonunda önce içten içe, giderek daha açık, memnuniyetsizliklerini ifade et­meye başlamışlar;
"Biz eşekler camiası olarak burada dururken, kral Uzunkulak'ın çevre­sini atlarla doldurması ne demek oluyor? Yırtıcı hayvanlar muhafız yapılı­yor, biz unutuluyoruz. Eşek krala bu yakışır mı!"
Sonunda kral Uzunkulak bu fısıltıları duymuş. Kocaman kulaklarıyla bunu duyması zor olmamış elbette. Kral şikâyetlere, serzenişlere kızmış. Aslan derisi pelerinini sırtına geçirmiş, tacını kafasına yerleştirmiş. Anıra- rak bütün eşekleri toplantıya çağırmış.
"Saygıdeğer eşekler camiası" diye başlamış konuşmaya. "Dünya dünya olalı beri böyle şey görülmedi. Eşekler içinden ilk kez hayvanlar dünyasına kral seçildi. Bu kadar büyük bir olayın önemini siz nasıl görmezsiniz? Kendi soyunuzdan birinin aslanı, kaplanı, kurdu, tilkiyi geride bırakıp kral olması sizin gururunuzu nasıl okşamaz! Çünkü hepiniz nankörsünüz! Hepiniz kendi küçük mutluluğunuzun peşindesiniz. Ama ben sizleri de düşünen iyi niyetli bir kralım. Ben Kral İlkeşek' im. Sizleri de hep düşünüyorum. Şimdi eğer içinizden biri bana iyi bir kral olmadığımı söylerse, krallığımdan istifa edeceğim. Tacımı, tahtımı bıorakıp aranıza döneceğim."
Eşekler hayretle birbirlerine bakmışlar. Ama bir de çevrelerine baktıklarında bu işin nedenini anlamışlar. Etrafları kendilerine dişlerini gösteren kralın muhafızlarıyla çevriliymiş. Bu koşullarda krala "sen kötü bir kralsın" diyebilecek cesarette bir eşek çıkabilir miymiş?
Çıkmamış da!
Eşeklerin hepsi kral Uzunkulak'ı alkışlamış.
"Yaşasın kral, yaşasın kral" diye bağırmışlar.
Sonra da keskin dişli kurtlar arasından aceleyle uzaklaşmışlar.

 DÜNYANIN SAFLARI
Fransız Masalı
Bir zamanlar iki oğlu olan yaşlı bir kadın varmış. Evlatlarından birini savaşta yitirmiş, diğeri ise uzak şehirlerde çalışıyormuş. Bir gün evinin önünden geçen bir asker yaşlı kadından su istemiş. Kadın askere su vermiş ve sormuş:
"Sen kimlerdensin oğlum, nereden gelir nereye gidersin?"
"Ben öteki dünyadan geliyorum nineciğim."
Kadın bu işe çok sevinmiş. Savaşta kaybettiği oğlundan haber alabile­ceğini düşünmüş:
"Evladım benim oğlum da orada. Sen tanır mısın onu?"
Tanımaz olur muyum nineciğim. Sağlığı sıhhati iyi, ama kıyafete ihtiyacı var. İstersen ver ben götüreyim!"
Nine evde oğluna ait ne kadar elbise varsa bohçaya koyup askere verirken biraz para da koymuş, bohçaya.
Bir süre sonra küçük oğlu gelmiş. Annesinden olup biteni dinleyince annesinin bu saflığına çok kızmış. Evi terk etmiş:
"Eğer senden daha saf biriyle karşılaşırsam dünyada döner gelirim, yoksa benim yüzümü bir daha göremeyeceksin!"
Oğlanın yolu bir şatonun önünden geçiyormuş. Şatonun penceresin­den de şatonun sahibesi bakınıyormuş. Genç, pencereden bakan kadını  görünce şatonun bahçesindeki domuzun önünde eğilmiş. Domuzun kulağına bir şeyter fısıldamaya başlamış. Penceredeki kadın ise bu gencin domuzun  önünde neden eğildiğini, onun kulağına neler fısıldadığını merak etmiş. Yukarı çağırtmış.
"Efendim" demiş genç, "yarın ağabeyimin düğünü var. Acaba domuzunuzun düğünümüze şeref vermesine izin verir misiniz?"
Kadın bu işe çok gülmüş:
"Tabi gidebilir. Ama madem düğüne gidecek bu şekilde göndermem" deyip uşaklarına emir vermiş. "Domuzu giydirin, kuşandırın ve faytona bindirin"
Delikanlı domuzu, atları ve arabayı alıp yola koyulduktan sonra bu dünyada annesinden daha safların bulunabileceğini anladığından evine dönmüş Bu dünyada saflar hep olacak diye düşünmüş.


AĞAÇTAN YAPILAN KADIN
Uygur Masalı

Bir zamanlar dört yoksul kafadar varmış. Biri marangoz, diğeri ressam, üçüncüsü terzi dördüncüsü de şaman, yani hem büyücü hem de din adamıymış. Dört arkadaş kendi aralarında çok sohbet ederlermiş. Ama iş bula­maz, çoğu kez aç kalırlarmış.
Yine aç kaldıkları bir dönem kenti terk etmeye, şanslarını başka ülke­lerde aramaya karar verip yola çıkmışlar
Bir süre çöllerde ilerledikten sonra, sulak topraklarda yeşil otlakların, koruların bulunduğu cennet gibi bir ülkeye gelmişler
Akşama doğru nehir kenarında mola verip uyumuşlar. Sabah uyandık­larında su kenarında insan vücuduna son derece benzeyen bir ağaç dikkat­lerini çekmiş.
Marangoz hemen işe koyulmuş. Keseriyle ağacı biraz daha biçimlen­dirmiş. Rendesiyle düzleştirmiş, kesmiş, inceltmiş, oymuş sonunda ağaç tam biг kadına benzemiş
Sıra ressama gelmiş. Boyalarını çıkarıp kadını bir güzel boyamış, süslemiş.
Terzi de kadının ölçülerine uyan elbiseler hazırlamış. Renk renk kumaşlarla kadını bir güzel giydirmiş.
Tüm bunlar olurken akşam olmuş. Şaman ise ağacın yanına oturup bütün gece bazı dualar mırıldanmış. Sabaha karşı kadın canlanmış.
Kadının canlandığını gören dört arkadaş kavga etmeye başlamışlar. Her biri kadının kendine ait olduğunu söylüyormuş.
Sonunda ülkenin kağanına çıkmışlar.
Marangoz "ben biçimlendirdim", ressam "ben boyadım", terzi 'ben giydirdim", şaman "ben canlandırdım" diyor, sonra her biri kadının kendisiyle evlenmesi gerektiğini söylüyormuş.
Kağan hepsini dinlemiş ve şöyle demiş:
"Ne senindir, ne senindir, ne senindir ne de senin! Bu ülke toprakların­da olan her şey bana ait olduğundan, bu kadın benim karım olacaktır."
Tüm bunları duyan kadın derin bir iç çekmiş. Sonra bahçeye doğru yü­rümüş. Elbiseler pul pul olmuş üzerinden dökülmüş ve bir an içinde kadın tekrar insana çok benzeyen bir ağaç olmuş, sarayın bahçesinde kök salmış.

Hâlâ orada duruyor Eğer yolunuz düşerse mutlaka bakın.