...masal saati...

"AKILLI" KIZ 


Norveç Masalı


Kuzeyin güzel ülkesi Norveç'in köylerinden birinde bir aile yaşarmış. Anne, baba ve kız. Birbirlerini severler ve mutlu yaşarlarmış. Zamanla kız büyümüş, evlenme çağına gelmiş, ama hâlâ kızı istemeye gelen olmadığı gibi, kızın hiç erkek arkadaşı da yokmuş. Günün birinde komşu köylerden bir genç ziyaretlerine gelmiş. "Ben Tanrının rızasıyla kızınıza talibim. Evlenmek, onunla yuva kurmak istiyorum" demiş. Aile çok sevinmiş. Genç kız biraz utanmış, kızarmış, ama nihayet biriyle evlenebileceği, kendi evinin kadım olabileceği için de çok sevinmiş. Annesi genç için kurabiye pişirmiş, sucuk ekmek ikram etmiş. Yemek yerlerken susamışlar. Baba kızını fıçıdan bira getirmesi için evin altındaki mahzene göndermiş. Genç kız fıçının musluğunu açmış, elindeki büyük sürahiyi de musluğun altına tutmuş ve bir yandan da hayaller kuruyormuş: "Bu yakışıklı genç şimdi benimle evlenince -ki mutlaka evlenecek, bir küçük oğlumuz olur. Ona bakar büyütürüm Ama bu oğlancığın başı ağrıyacak olursa ne yaparım?" Bu arada elindeki sürahi dolmuş, bira taşmış yerlere akmaya başlamış. Düşüncelere dalan kız bunun farkına varmamış. Evde ise bu kadar uzun zaman kızın mahzende ne yaptığını anlamamışlar. Annesi ardından bakmaya gitmiş: "Ne yapıyorsun kızım bu kadar zamandır" diye sormuş annesi: "Anneciğim" demiş kız "Bu yakışıklı genç şimdi benimle evlenirse, ki mutlaka evlenecek, bir küçük oğlumuz olur. Ona bakar büyütürüm. Ama bu oğlancığın başı ağrıyacak olursa ne yaparım? "Gerçekten ne yaparız o zaman" diye annesi de düşüncelere dalmış bira da taşmaya devam etmiş. Biraz sonra baba inmiş mahzene: Mahzene inen gelmiyor. Yerler bira içinde, ne oluyor burada?" "Babacığım" demiş genç kız "bu yakışıklı genç şimdi benimle evlenirsе, ki mutlaka evlenecek, bir küçük oğlumuz olur. Ona bakar büyütürüm. Ama bu oğlancığın başı ağrıyacak olursa ne yaparım?'' "Haklısın" demiş baba. "Ne yaparız o zaman gerçekten?" Sonunda damat adayı inmiş mahzene. Bütün aileyi kara kara düşünürken bulmuş. Ayak bileklerine kadar biriken bira içinde düşünüyorlarmış. "Oğlum" demiş baba "şimdi sen kızımızla evlenirsen, ki mutlaka evleneceksin, sizin küçük bir oğlancığınız olursa ve bu oğlanın başı ağrırsa ne yaparız?" Genç apar topar, şapkasını bile almadan o evden kaçıp gitmiş. Bir daha de o köye uğramamış.



 KURT UÇMAK İSTERSE 


Kaliforniya masalı


Kolibri kuşlarını bilirsiniz. Hani şu ufacık vücutlarını neredeyse takip edilemeyecek kadar hızlı kanat çırpışlarıyla havada bir noktada tutan uzun gagalı kuşlar. Çiçeklerin üzerinde tek bir noktada asılı kalarak, uzun gagalarıyla en ulaşılmaz noktadaki çiçek özlerini bile toplarlar. Uçuşlarında becerikli en akrobatik duruşları bile başaracak kadar yeteneklidirler. İşte bu kuşların yeteneklerine hayranmış Amerikan bozkırlarının efendisi olan kurt. Onları izler, her numaralarını hayranlıkla takip edermiş. Bir defa da olsa onlar gibi uçabilmek istermiş. Birgün kolibriye şöyle demiş: "Sen nasıl böyle uçabiliyorsun kuzum? Dallardan aşağı kendini bırakıyorsun, sonra en olmadık noktada havada neredeyse asılı kalıyorsun. Nasıl yapıyorsun bunu?" "Ah bu çok kolay" demiş kolibri. "Sen bile yapabilirsin!" "Gerçekten mi söylüyorsun?" diye heyecanlanmış kurt. "Ben de yapabilirim demek. Bunu bir kez denemek isterdim!" "Tek yapacağın iş yüksek bir tepeye veya ağaca tırmanmak. Sonra kendini boşluğa bırakmak. Düşecek, düşecek, düşecek ve giderek yere yaklaşacaksın. Tam yere çakılmak üzereyken piunu diye haykırman gerek. O an düşmen duracak, benim gibi havada asılı kalacaksın" Kurt çok sevinmiş. Kolibriye de sırrını açıkladığı için teşekkür etmeyi unutmadan hemen atlayabileceği bir ağaç aramaya başlamış. Sonunda ormandaki en yüksek ağacı seçmiş. Zorlukla ağaca tırmanmış, ama uçuş güzel olsun diye en üst dallara kadar çıkmış. Ağacın zirvesinden aşağı baktığında başı dönmüş. Bulunduğu yer ormanın en yüksek noktası olduğundan, diğer araçların bile tepesini görüyormuş. Gözlerini yummuş ve kendini boşluğa bırakmış. Ama gözlerini açmadığı için de ne zaman piunu diye bağıracağını bilememiş. Peki ne mi olmuş? Kurt, havaya atılan bir taş gibi yere çakılmış. Biraz kafasını gözünü yaralamış. O zamandan beri bir daha uçmak için heveslenmemiş.


DENİZİN SUYU NEDEN TUZLUDUR? 


Japon Masalı


Bir zamanlar iki kardeş varmış Büyük kardeşin hali vakti yerindeymiş. Küçük ise yoksulmuş. Yılbaşı yaklaşıyormuş. Küçük kardeşin ise yılbaşı gecesi için bir tas pirinci bile yokmıış. Ağabeyine pirinç istemeye gitmiş. Ama ağabeyi asık suratlı ve kötü kalpli bir insanmış. Bol parası ve pirinci olmasına rağmen kardeşinden bir tas pirinci esirgemiş. Küçük kardeş evine dönerken, yolda ak sakallı yaşlı bir adamla karşılaşmış. Devle nerden gelip nereye gittiğini sorunca, o da başına gelenleri anlatmış. Ağabeyinin hasisliğinden yakınmış. "Sen aldırma" demiş yaşlı adam. "Sana bir arpa ekmeği vereceğim. Bunu al ve şu ormanda kayalıkların dibindeki mağaraya gir. Orada cüceler yaşar. Bu ekmeği onlara ver. Sana altın ve gümüş teklif ederler. Sakın kabul etme. Еğег illa da bir şey vermek istiyorlarsa, taş değirmeni kabul edebileceğini söyle." Aynen yaşlı dedenin anlattığı gibi olmuş. Cüceler ona altın, gümüş, mücevher vermek isteseler de o değirmeni istemiş. Cüceler şöyle demiş: "Değirmen bizim en büyük hazinemiz. Ama sen bize bu arpa ekmeğini getirdin, biz de sana istediğini vereceğiz. Değirmenin kolunu sağa çevirirsen istediğin her şey olur, sola çevirirsen, durur." Küçük kardeş eve gitmiş: "Pirinç istiyorum, çok pirinç olsun" demiş ve değirmenin kolunu sağa çevirmiş. Değirmenden oluk oluk pirinç akmaya başlamış. Bir süre sonra kolu sola çevirince pirinç durmuş. "Şimdi de et istiyorum" demiş küçük kardeş sevinçle O da olmuş! Bunun üzerine yoksul adam karısıyla birlikte sabaha kadar her şeyi istemiş: Ev, eşya, dolu kiler, ahıra hayvanlar, para, mücevher, yani akla gelebilecek her şey! Akşama da bütün dostlarım çağırıp bir ziyafet vermiş. Ağabeyi ansızın gelen bu zenginliğin nedenini ortaya çıkarmaya çalışıyor, gizli gizli kardeşinin ağzından laf almaya uğraşıyormuş. Biraz sonra kardeşini bir köşeye çekilirken görmüş. Eline bir değirmen alan kardeşi şöyle demiş. "Tatlı, tatlı, tatlı istiyorum!" Birden her taraf tatlıyla dolmuş. Ama kıskanç ağabey bu sırada sırrı öğrenmiş! Gece gizlice kardeşinin evine girip değirmeni çalmış. Hemen deniz kenarına koşup hazırladığı sandala binmiş. Amacı ıssız bir adaya gidip istediği her şeyi değirmene yaptırmak ve onları kimseyle paylaşmamakmış. Kürekleri çekerken karnı çok acıkmış. Yanında getirdiği ekmeği, yumurtayı çıkarmış ama tuz getirmeyi unutmuş. Aklına değirmen gelmiş. Hemen denemek istemiş. Kolu çevirip şöyle demiş: "Tuz, tuz, tuz istiyorum!" Değirmenden tuz akmaya başlamış. Tuzlar giderek sandalın dibinde birikiyormuş. Kıskanç ağabey paniğe kapılmış. Değirmeni durdurmak istemiş ama başaramamış. Sola çevirip durdurulduğunu da bilmiyormuş. Bir süre sonra sandal tamamen dolmuş ve batmış. Ama değirmen hala tuz akıtmaya devam ediyormuş. Suyun altındaki değirmenin kolunu kimse sola çevirmediği için şimdi bile bu değirmen tuz akıtıyor, işte denizler de bu nedenle tuzludur.


 BOŞ ÇİÇEK SAKSISI


 Kore Masalı


Ülkelerden birinde yaşlı bir kral varmış. Bu kralın çocuğu yokmuş. Yaşlandıkça kendi yerine kimi bırakabileceğini düşünmeye başlamış. İyiliksever dürüst ve doğrulardan sapmayan biri kendinden sonra kral olsun istermiş. Bunun için şöyle bir yol izlemiş Ülkedeki bütün erkek çocuklarını bir meydana toplamış. Onlara birer çiçek tohumu dağıtmış. Bu tohumlardan çıkacak çiçekler arasında hangisi en güzel olursa, kendinden sоnга onun kral olacağını ilan etmiş. Bu çocuklardan biri de İr'miş. İr kralın verdiği tohumu saksıya dikmiş. Ama uzun bir süre beklemesine rağmen saksıda çiçek çıkmamış. Annesi belki yanlış bir saksıya diktiği için çıkmayabileceğini söyleyince de yeni bir saksıya başka türlü bir toprağa dikmiş tohumu. Ama nafile, yine hiçbir bitki yeşermemiş, çiçek açmamış. Sonunda kralın verdiği gün gelmiş. Ülkenin bütün çocuktan rengarenk, birbirinden güzel çiçeklerle kraliyet sarayının önünde sıraya dizilmişler. Ellerinde çiçek olmayan bir ir varmış. O ise boş saksısını iki eliyle tutmuş ağlıyormuş. Kral çocukları tek tek dolaşmış, çiçeklerine bakmış, kimi kez bir iki sözle övmüş ama yoluna devam etmiş. İr'in yanına gelince onun boş saksısına bakmış: "Çocuğum senin saksında çiçek yok ki!" "Evet kralım" diye ağlamış. "Maalesef benim tohumum büyümedi. Herhalde geçen sene sizin bahçenizden meyve çaldığım için bana bu ceza oldu" Kral küçük İr'i kucaklamış ve onu evlat edineceğini kendinden sonra onun kral olacağını duyurmuş. Adamları bu işi anlayamamışlar. Bu kadar güzel çiçek varken saksısı boş olan bir çocuk neden veliaht ilan edilir diye birbirlerine sormuşlar. Kral şöyle demiş: "Ben aradığım temiz kalpli prensi buldum. Benim dağıttığım çiçek tohumlarının hepsi daha önce sıcak sudan geçirilmişti. Yani hiçbirinden çiçek çıkması ihtimali yoktu. Ama sadece bu çocuk gerçeği bana olduğu gibi anlattı. Diğerleri beni kandırmaya çalıştı. İr benden sonra kral olacak.