karalama defteri XXI 
-   y i r m i b i r  -




...bugün perşembe, alalade bir adı var, tıpkı bir sokak gibi

daha geriden gelenin kim olduğunu merak ediyorum

... .. .. .. . // günün adı



kısım bir / tedavülden önce
... aslında kedi ve köpekler neden bizimle beraberdirler ve öyle kalmalıdırlar yazısı. Güzel, tatlı ve iyi olmalarını bir kenara bırakırsak ki neden bırakalım ki, bence büyük topluluklara öğretmenlik etmektedirler. İnsan arkasını biraz sağlama almasıyla birlikte doğal yolundan şaşmıştır. -insanın doğal olmaması onun doğasıdır kimisine göre, geçiyoruz- Kalender tavırlar, alçakgönüllük, insan ayırmadan sevmek, sadakat, kanaatkarlık, başa gelenlere rıza göstermek, çok güçlü olsa da dişlemeden sessizce çekip gitmek ve daha nice meziyet sokak köpeklerindedir. Onları gözlemlemeli, dinleyerek varlıklarını hatırlamalı ve insan olmaya gayret etmeliyiz. Kediler ise özellikle ev kedileri ya da şöyle böyle evlere girip çıkan kedilerdir, ve diğer zen hocaları gibi öğretilerini pratik aktarımlarla verirler. Günümüz insanının unuttuğu hız yerine yavaşlık, karmaşıklık yerine basitlik ve sadelik, gecenin üçünde kalkıp gazoz kapağıyla oynamacılık, öfkelendiklerinde iyice köşeye sıkıştırılmadıkça yürüyüp uzaklaşmacılık, yalınlıkları ve  hayata keyifli bakış tarzları bize öğrenmemiz gerekenleri hatırlatır. Kediden ve köpekten bile // DEĞİL // özellikle ev kedilerinden ve sokak köpeklerinden öğrenilecek çok fazla şey vardır ve onlar bana göre o yüzden buralardadırlar : 

Kedisiz, köpeksiz sokaklar boştur, betondur, asfalttır. 

* Haters Gonna HATE !! KEEP CALM !!

*kelebeklerin yapmaya çalıştıkları şeyler mesela,
' kelebeklerin yapmaya çalıştıkları şeyler '
 çok tuhaf değil mi?

* beşiktaşta bi bakkalımız vardı onu hatırladım gelirken. Bizi öyle market torbalarıyla apartmana girerken gördüğünde adeta zaman yavaşlar ve arkada şu musiki çalınmaya koyulurdu.

"kim kimi kullandı, şöyle bir düşün

o senin aslına rücu edişin

o senin aslına rücu edişin"

ram pap paparak -kemanlar girer- biz de hızla apartman koridorlarında gözden kaybolurduk. yerin iki kat altındaki güneş görmeyen yuvamızda, bizimle birlikte kalıp kader birliği eden ancak kira ödemeyen bir fare ailesiyle paylaşırdık geniş -fazlasıyla geniş adeta ahır gibi- salonu ve odayı. Gerçi onlar saygıdan biz ortadaydan pek görünmezlerdi. ve fashion tv açık olurdu hep maç yoksa. o manken gider şu manken gelirdi. o dönemde, özellikle Paris-Milano-New York üçgeninde ilerleyen günümüz modası hakkında da ciddi bir fikir ve zevk sahibi oldum. Çünkü mankenler aşağı yukarı birbirlerine benziyorlardı ve böylece bir süre sonra kıyafetleriyle de ilgilenmek zorunda kalıyordunuz. Anthony Vaccarello yeni ilkbahar kreasyonunu çıkarmış... hım hımm hımm...

***

bir de 'seni pezevenk seni' bakışları altında eve kabul ettiğimiz ve birlikte 'Albert Kamü tartıştıktan' sonra kaçıp giden bir kaç kız vardı. Değerli yazar Albert Kamü hakkında aynı fikirde olmadığımız kolayca ortaya çıktığından ivedilikle ortadan kayboluyorlardı. Seneler sonra görünen oydu ki Albert Kamü hakkında hala daha öğrenmem gereken pek çok şey vardı.

***

Kırmızı Kart gören oyuncu hakemi vurdu !! "Kırmızı kart gören Arjantinli amatör küme oyuncusu sahaya silahıyla geri dönerek hakeme kurşun yağdırdı." bağlantı : sadece bu tarz haberlerden oluşan tuhaf tasarımlı kitap // ismi de I SEE YOU!! (but I can't understand ##>!*??) (bu hafta Semih isimli bir oyuncu hakeme kırmızı kart gösterdi, o da dahil edilebilir pekala)


bütün  iyi hikayeleri berbat eden, bir şey daha söyleme telaşıdır.

 sabahınsekizbuçuğundadavulçalarakdolaşantavşan  sf 278


'İnsan bir defa yanıldığında, pekala daha sonra da yanılabilir'

S.L. Nikolov Mendelyev / Bütün Yapıtları / 8.Cilt, Onsekizinci kısım


  Karanlık çok koyu ve güçlüdür, karanlığı inkar edenler onun tarafından yutulurlar. Karanlık insanların içinden dışarı doğru yayılır. Korku imparatorluğu karanlığı olduğu yerde kalmaya zorlar ve aşama aşama ve yavaşça ve mümkün olduğunca kontrollü bir biçimde bu koyu karanlığın dışarı dökülmesine izin verir. Korku imparatorluğu yüzlerce belki binlerce yıl daha hüküm sürecektir. Onu eğer bir zamanlığına ortadan kaldıracak olsaydık hayallerimizin çok ötesinde bir cehennemin bize nefesimizden daha fazla yaklaştığını hissedebilirdik. Yeraltından kaynayarak gelen derin karanlığı tutan bu korkudur. Kontrolsüz salınımını dileyenler ne dilediklerini aslında bilmezler.

maria / soul of game

* hastanın zihinsel ve duygusal durumunun, hastalığına etki etmediğine inanan yüzbinlerce doktor ve akademisyen varmış. Bu durum beni öfkelendirmiyor, sadece düşündürüyor. Bir şeylerin daha çok başında olduğumuzu anlıyorum ve bunu yapmanın daha kolay bir yolu yok.

eski bir kitap şöyle öngörür ki; bilim dünyasında "paradigma" değişiklikleri, daha doğru bir şey söyleyenlerin diğerlerini ikna etmesiyle değil, eski fikri muhafazakar bir tutumla savunan yaşlı akademisyenlerin ölmeleri ya da emekliye ayrılmaları sonucu yerlerini, taze gerçeklerle yetişmiş yeni bir kuşağa terk etmeleri sayesinde olur. (sanırım Bilimsel Devrimlerin Yapısı'nda geçiyordu)

* Hav be Hav Hav !! diye havlayan köpek. 

  // iç savaş :

* Bir yılda yetişkin Amerikalıların yaklaşık 20.000-50.000'i intihar eder ve bu intiharların hemen hepsinin öncesinde depresyon vardır. (Martin Seligman / Öğrenilmiş İyimserlik sf 145)

Amerikada uzun zamandır devam eden bir iç savaşta her sene (ya da herhangi bir sene) yaklaşık 20.000 insan ölüyor olsaydı, bundan dünyanın kesinlikle haberi olurdu. Sessiz sedasız ölen insanlar pek ilgi uyandırmıyor ve ben bunu ilk defa öğreniyorum. 

* -sen bayan parfümü mü sıkıyorsun dedi - evet - ... - ben de her erkek gibi bayan parfümü seviyorum, düşünürsen... - yine de - zaten dışarı çıktığımda böyle şeyler yapmam - yani yine de 'evde yalnızken bayan parfümü sıkarım' cümlesinin kulağa 'tuhaf' geldiğini söylemeliyim - ... - eski sevgilinin mi o - evet -özlüyor musun onu -hayır. -parfümünü sıkıyorsun ama özlemiyorsun - şimdi gerçekten de *aaşklarımdan yakaladın beni, ne diyeceğimi bilemedim. - .... - herşeyin sıkıcı derecede basit olması senin de canını sıkıyor değil mi? - hayır bedava 60 dakikam daha var, gevezelik etmek istiyorum sadece.

* kedilerin pisişik güçleri var, o yüzden onlara hizmet ediyoruz.

* sermayeyi kediye yüklemek deyimi ; çok iyi ve dikkatli değerlendirilmesi gereken bir birikimin, kesinlikle güvenilmez ve sonu belirsiz bir işe toka edilmesine denir. 

-aslında / doğrusu bu- 

* elfleri severim çünkü insan gibi insanlar. 

* Playstation gibi oyunlar ilişkiyi öldürüyor mu? Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de yapılan son deneyler tam olarak bu sorunun cevabını ortaya koyuyor. Psikologlar Amie M. Gordon ve Serena Chen'in seneler süren araştırmaları sonunda özellikle playstation seven erkeklerin çok daha uzun ömürlü ilişkiler yaşadıkları ve partnerlerine sevgi dolu ve sakin yaklaştıklarını gözlemlemişler. Gordon bu konuda ortaya çıkan sonucun çok net ve kuşkuya yer bırakmadığını yine de eğer soruları olanlar varsa yanıtlamaktan kıvanç duyacaklarını belirtmişler. email adres : catsgmailgordon@gmail.com

* gece ormanı ; içinde sadece gece olan bir orman.

* (şurası bir gerçek ki, olanaklı evrenlerin sadece birinde yaşıyoruz ve bazı şeyleri öğrenmeden / hazır olmadan ne aynı evrenin içinde daha değişik boyutlara ne de farklı evren ve varoluş boyutlarına kapılar açılıyor. Neyi öğrenmemiz gerektiği konusu ise hiç açık değil, kimine göre et bile yemememiz gerekiyor falan, böylece yaşayıp gidiyoruz) bi kadıköy uzatır mısın.

(öte taraftan bu göte ve newton aşkının* da nereye varacağını ayrıca merak ediyorum. forever fifties. akşam maç var. klasik baklava deseninin örgüsünü susam sokağı kafasıyla düşünürsek ; ben buradayken, sen oradasın ; ve sen orada olduğuna göre ben de buradayım.)

 ' - sağlı sollu ilerleyelim beyler hadi. '

* önceki kısım:

Goethe, Newton'un  beyaz ışığı yedi renge ayrıştıran prizması ve ışık hakkındaki bilimsel teorileriyle gökkuşağının müziğini, doğanın şiirini öldürdüğünü düşünüyordu. Ve ilginç olarak, şöyle ya da böyle tartışılan ve iki yüzyıl sonra dahi dikkate değer bulunarak hala incelenen kendi bilimsel renk kuramını da yazmıştı.

* çizgi film gibi bişey olabilir : upuzun bir labirent. Labirentte renk geçişleri var. Kırmızıdan turuncuya ordan sarıya ya da eflatuna, pek çok seçim olsa da böyle devam ediyor. Bu renkler farklı gerçeklik / kurgu düzeylerini temsil ediyor. Şimdi bazısı için bu labirentin duvarları dizine kadar ancak gelirse, ilk adımını kırmızıya koyarken ikinci adımını ileride duvarlar ve koridorlar ötesinde bir maviye atar. Bu da onun gerçekliğidir. Ancak koridordakiler için bu gerçeklik sürrealist / gerçeküstü olarak algılanır. Bu kişi koridordakilerin durumunu kavrayabilir fakat koridorda yürüyenler için o yarı yarıya sarhoş halde gezinmektedir ve hatta dengesizdir.

(...)

日在京都阿 含宗总部菩提 寺落下帷幕

中国阿含 ·桐山杯快棋 公开赛预计

Şu sözlerdeki inceliğe bakar mısınız. İşte Üstat Üzim böyle birisidir. Hakkında anlatılagelen menkıbelerden bir tanesi de şöyledir. Bir gün üstat kiraz bahçesinde oturmuş meditasyon yaparken gariban bir adam çıkagelir ve kendisine eşeğini kaybettiğini, çok çaresiz olduğunu söyler. Üstat biraz düşündükten sonra adama döner ve yerdeki bir at kestanesini işaret eder. Adam önce boş gözlerle bir at kestanesine, bir üstada bakar ve başını “Anlamadım” manasında iki yana sallar. Bunun üzerine üstat da aynı hareketi ona yapar. Adam dayanamaz ve “Ne alaka?” der. Üstat Üzim adama o zaman cevabını verir. “Ya gerizekalı ne alaka işte ben de onu diyom, senin eşşeğini ben mi bulcam!” der. Bunun üzerine adam hatasını anlar, o an tövbe eder ve dine döner.

(...)

// üzüm ve diğer şeylerden 

* Kasparov kahvede : -yav bırag ha, çay verme şuna la, karpov nası da doğdü seni, bilgisayar bile* beş dakkada beşiktaş yaptı ehehe, (*deeper blue)

* - oo sen bu kafayla daha çook çay içersin 

    - n'oluyo be !?

* İki Beck's şişesini yan yana koyup şaşı bakınca üç boyutlu gibi görünüyor.

(yine de bir an düşündün de mi, hah işte benim de bütün eğlencem o, nazdorovya !!)

* nazdorovya, ukranyayla litvanya arasında kalmış özerk bir prenslik gibi.

* adamın biri 'Guten Tag / G*tune motor tak' esprisini çok yannış anlamış, arkasına motorlu bir pervane bağlayıp Türkiye'nin en kuzey ucundan en güney ucuna kadar uçtu ciddi ciddi. Uçaktan atlayıp, paraşütle falan... (sonra arkadaşları gelip, ya biz onu sana şaka olsun diye... neyse...)

* Günde 10 sayfa kitap okuyan biri, yılda 3 bin 650 sayfa, ayda 300 sayfalık bir kitap okumuş olur. (alıntı)

* o terliği de attım diye yazmıştım ya, atmadım aslında, yumuşak çünkü pofuk pofuk.

* her günü ayrı ayrı tek tek öldürmek gerekiyor. onlar da iyi direniyorlar ama ha. saat daha 14:15  

* fashion news : Bu kış da yine mariah carey bacakları, mariah carey memeleri ve mariah carey kalçaları moda. Yani hanımlar eğer mariah carey değilseniz bu kış da sizin için çok zor geçecek.

* ne kadar güzel bir akşamüstü bu ya ? Doğrusu ben bile şaşırdım.

*dolgu bekleyen dişim sonunda dayanamayıp ikiye ayrıldı, dolgu ve diş olarak, peynir gibi zayıflar xx dişleri, sigarasızlıktan da sinirlerim bozuldu iyice,üstüne de birden bir mutsuzluk çöktü, yüz çizgilerimin düştüğünü fark ettim. Bir golden düşündüm hemen. O halleri işte. Yavaş bir nefes. Baya iyi geldi. Bu kadar kolay olamaz. Ama bazen de o kadar kolay ki. Teşekkürler kağıt adam !! (Çünkü yine kağıt adamdan esinlendim, bu bölümde de çocuklardan biri kendini utanç içinde ya da mahçup hissediyordu. Ona demişti ki bu yüzden mi masanın altında saklanıyorsun - o da evet dedi. -Bak ben kendimi böyle hissettiğimde kollarımı kaldırıp kocaman bir ayı olduğumu düşünüyorum, höööö diye bağırmıştı. -vav hiç fena değil. Yani böyle şeylerin onun için problem olmamasıyla meşhur bir hayvanı düşünüyorsun adeta o an oymuşsun gibi. Sanki bir büyü gibi. Hem belki kelimeler de -gerçekten de- bir büyüdür. 

* neyse, o kadar şeyden sonra benim çıkardığım sonuç şu oldu ki, terlik almam lazım. 



* Sade olmak lazım. Kendisinin fanatik bir dinleyicisi olmama karşın henüz bir albümünü de oturup baştan sona dinlemişliğim yok. Kadının sadece altı tane stüdyo albümü, ama korsanlarıyla beraber 22 tane best of albümü var. Sonunda bütün permütasyonlara birer albüm toplayabilir arzu ederse.

* herşeyi bilen insanlarla konuşmak istemem, çünkü mazallah bildiklerini size de öğretmek isteyebilirler. Bizim gibi insanlar kendilerinin dahi ne yapacağını bilmezler, hep bir kararsızlık içinde ve emin değillerdir, oysa onlar ne yapmaları gerektiği konusunda tam bir fikir sahibi oldukları gibi eğer sorulursa geri kalan yedi buçuk milyar insanın da tam olarak ne yapmaları gerektiği konusunda da birifink verebilirler. Tehlikeli olan durum bunlardan bazılarının kendi aralarında da tam bir fikir birliğine ulaştıklarında ortaya çıkar. 

* forever fifties !!! // güzel olduğu için sürekli onu on geçen saat gibi

* artık birisi benden tavsiye isterse ona ne diyeceğimi biliyorum "Ooo eee,ooo ah ah ting tang ..." // witch doktor (1958 hiti)

* houston bir problem var !!

- Ooo eee,ooo ah ah ting tang 

Walla walla, bing bang ...

*ortaokuldayken icat ettiğim masa futbolu oyunu. 4 ahşap satranç piyonu ve disk biçimindeki topu. şimdi ona kareler eklemeli, böylece topa vurduktan sonra nereye konacak tartışması olmaz. en fazla üç kare ileri konabilir. figürler futbolcu biçiminde olmayacak yine ahşap piyon. 5 te olabilir. kenarları kapalıydı. Top taca çıkamıyordu yani,



* …Taoya varamıyor.

Yankı yaratmak için ses çıkarıyor.

Kendi gölgesiyle yarışan bir adam gibi.

Yazık.




Chuang Tzu: Mystic, Moralist and Social Reformer

Türkçeleştiren: Levent Özşar




********************



kısım iki / tedavülden sonra

 '- Havavavavavavaw hav hav !!

-Ne avlıyon be ya ??

-E ben sen avlıyon diye avladımdı be ya

-E ben de sen avlıyon diye avladım be '

... 

havlamanın sonsuz döngüsü // yazan : Osman Karabaş // hırt yayınları // 



* 'yalnızlığımdan da kurtulup, yalnız kalmak isterim' (A.İ.)

// ya da

* nasıl anıracağını bilen insanlarla eğlenmek isterim.

( o yüzden çocuklar hep eğlencelidir)

* * *

...bir zamanlar ben de, oralarda bir yerde, benim için de bir hayat olduğuna inanırdım.

* * *

bazı geceler uzun uzun havladıktan sonra bütün günü marketin önünde uyuyarak geçiriyorlar. Bölge savaşları dışında neye bu kadar havladıklarını merak ediyorum. Aslında oldukça kısır bir konuşma oluyor sanki. Önce kim başlatıyor bu da bilinmez. -burası benim bölgem hav havavav -burasıda benim bölgem -tamam ama burası da benim bölgem - e ordan sonrası da benim bölgem işte -tamam ama tam burası benim bölgem (hiç sıkılmazlar)

ya da

- Havhav hav !!

- Havavavavavavavavavav hav!!!!!! (Bazen kısa bir es verdikten sonra bişey daha söyleyecekmiş gibi eklenen net bir Hav daha) Hav!

-Ne avlıyon be ya ??

-E ben sen avlıyon diye avladımdı be ya

-E ben de sen avlıyon diye avladım be

-E tamam ben de sen avlıyon diye avlıyom diyom be ya

-E sus o zaman artıkın be ya

- Sen sussan acık ben de susacam be ya

-E ama önce sen avladın be ya

-E ben sen avlıyon diye avladım be ya

(böyle sürer gider)

-hay dilimi eşek arısı soksun nerden avladım ben sana be ya

-Esas ben nerden avladım sana be ya

- E ben sen avlıyon diye avladım be ya

- E ben de sen avlıyon diye avladım be ya

Çok uzaklardan iri bir köpeğin gür havlaması duyulur, ikisi de bir süre susarlar. Sonra bilinmez bir nedenden yeniden başlar konuşmaları.

-Sen şimdi niye avladın be ya

-avlamadım ki be ya

-yok şimdi demeyom be, az önce neye avladıydın

-sen avladıydın ya ben de ona avladım işte be ya

Apartmanlardan pompalı tüfekle iki adam aşağı iner. // Bu savaşlarda kendilerine yer bulamamış pek çok köpek mahallelerde olamazlar / dolaşamazlar. Ormanımızda pek çok böyle yarı aç yarı tok yaşayan köpek var. Endişeli gözlerle bakıyorlar, birbirlerine yaklaşarak iyice, insan görünce. Onlar mahallelere gelemezler, sokaklarda yürüyemezler. Ve başka bazıları daha var. Onlar ormanda da tutunamazlar, başka sokaklara sürülmeye zorlanırlar ve oralarda da köpeklerce istenmez başka mahallelere kaçmak zorunda kalırlar. Bu defa başka mahalle köpekleri hep birlikte çullanınca kovalanıp kaçarlar. Her gün daha fazla bitap düşerler. Bu şekilde günlerce ormanlardan sokaklara, mahallelerden yollara bitkin halde yürüye yürüye şehrin çok dışında, otobanda açlıktan kemikleri sayılan, susuzluktan gözleri çökmüş ve her şeye karşı doğrudan kaçmaya da mecalleri kalmadığından artık sadece çekinerek savunmaya geçmeye çalışan bazı 'uyuz itler' vardır. Onlar çok uzaklarda ölürler. Hiçbir çetenin bir parçası olamamışlardır, ormana sürülenlerin arasında dahi kendilerine yer bulamamışlardır, insanlardan artık perişan haldeki görüntüleri dolayısıyla zaten bir umutları kalmamıştır. Eğer çok şanslılarsa ?? sonları bir barınakta hücre gibi bir yere kapatılmak olur, orada sessizce ölümlerini beklerler.

* * *

kaybettiğinde haklı olup olmamanın bir önemi kalmıyor.

* * *


papatyalar zamana bağlı olmayan güzel şeylerdir
'işinin zor bir anında ona rehberdir'

ya da


papatyalar bir gemiciye lazım şeylerdir
'işinin zor bir anında ona rehberdir'



- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -





Irwin, Irwin Live, 1996,

installation view at CCA, Ujazdowsky Castle, Warsaw.

 (Photograph by Mariusz Michalski)


bir bölüm sonu canavarı olarak ;

= RUDOLF =

* Rudolf konusu çalışılmalı / yazılmalı muhakkak. 

* HİÇBİRŞEYE TUTUNMAMAK !!!

(tutunanların da ellerinden tutunduklarını çekip almaya çalışmamak.)

* zihin endişe ve korku gerilimini hissetmeye başladı mı, bir şeylere tutunmak ister, işte tam o sıralarda Rudolf belirir.

* Akıllı Rudolf, mantıklı Rudolf !! Sorumluluk sahibi Rudolf !!

Bu Rudolf'lar ortaya çıktığında başka nelerin arkasına saklanır?

neyse buradan => 

Kontrol etme arzusuna ulaşılır.

* GÜVENLİK ve HUZUR da iki sihirli kelimesidir onun. Çünkü sürekli endişeli ve korku doludur.

* Rudolf zihinle ortaklaşa çalışır ve karşısındakilerin de yine zihinlerine seslenir. Bilincin sessiz ışığı onun muhatabı değildir ve kaynağı da orası değildir. Rudolf konuşmaya başladığında ışık kararır.

* RUDOLF karakterini aynı "şeytan" da ki gibi kişinin kendi içinde ayırt edip dışsallaştırabileceği bir karakter haline getir.

örnek:

Aslında yaşlı ve sakat insanları da öldürmeliyiz ha Rudolf ? Onlar çünkü insanların kendini kötü hissetmesine sebep oluyorlar. Ayrıca ekonomiye de hiç katkıları yok. Onları beslemek ne kadar da mantıksız öyle değil mi Rudolf ?

Bakalım ne kadar direnebileceksin Rudolf ? İsmini biliyorum. Yaşadığın yeri biliyorum. Seni tanıyorum.

Peki bu Rudolf' a biz bu iktidarı ne zaman verdik ? Şimdi neden günah keçimiz haline geldi. İnsan, içindeki Rudolf'la doğaya yöneldi ve onu kontrol altına aldı. Başarılı bir yöntemdi. Bu bize çok ciddi bir özgüven kazandırdı. Herşeyi bu şekilde çözebileceğimize inandık. Makineler tasarlayan Rudolf kafasına hayranlıkla baktık. Herşeyin cevabı Rudolf'du. Aslandı Rudolf, yürüsündü o, kim tutabilirdi ki onu? 

* Aklıma "Dinle Küçük Adam" ın yazarı williem reich geldi.

Rudolf faşizme ve faşistlere de çok karşı !! İnsanların onları değil ama sadece kendisini dinlemelerini istiyor.

Rudolf'un kolayca kabul görülmesini beklediği çok iyi fikirleri var. O mesela erkek civcivlerin hepsini otomatik dönen bıçakların arasına gönderiyor onar yirmişer. Çünkü çok geçerli bir sebebi var Rudolf'un. Onlar yumurta vermiyorlar ve ayrıca büyüyüp horoz olduklarında sürekli birbirleriyle dalaşıyor ve kümesleri birbirine katıyorlar.

Herkesin tam olarak nasıl yaşaması gerektiği hakkında da bir fikri var Rudolf'un. O biliyor ki insanlar onu dinleseler aslında çok mutlu olacaklar. Ama herkes Rudolf'u dinlemiyor, Rudolf buna çok kızgın. Ama erdemli ve sabırlı olduğu için şimdilik bizi affediyor ve sesini çıkarmıyor. Ona göre ruhunun yüceliğinin sınırları yok adeta . 

Rudolf insanlara işkence etmeyi sevmiyor ve bundan zevk almıyor. Psikolojik, ruhani, fiziksel hiçbir türlüsü hiç ona göre değil aslında. Hayır o sadist biri değil. Sadece aralarından bazıları tam olarak ne söylemeleri gerektiği konusunda kararsızlık yaşadıklarında onlara biraz yardımcı oluyor. Rudolf herkesin anlayacağı bir dil olduğuna inanıyor. O da aynı, adeta  'temiz bir ayna gibi' kişisine uygun hareket ediyor. Ah, onu anlayamadıkları, değerini bilmedikleri için zaman zaman ne çok üzülüyor.

Rudolf faşizme ve faşistlere de çok karşı !!  İnsanların onları değil ama sadece kendisini dinlemelerini istiyor. Çünkü onlar da hatalı.



şimdi bir masal :

...şöyle olmuş , böyle olmuş...
                     ve son




karalama defteri / ekler

*  bazı şeyin nedeninin olmaması da dünyanın acayip işlerindendir.

*  Ütmen : Göğsünde kocaman bir Ü harfiyle ve havalı peleriniyle dolanarak çocukların
misketlerini üten bir süper kahraman. O misket oynar ve daima kazanır : Ütmen !!

*  bütün kondüktörlerin  mutlu olduklarını düşünüyorum. bu bir ön yargı.

* Taş zeminli eski evin geniş ve alçak tavanlı bodrumuna indim. Sanki bütün dünyanın gerçekliğinden kopup uzaklaşmış, uzayda kaybolmuş sisler içinde bir rüya gezegeni gibi. Çürümeye bırakılmış eski bir koltuk. Bodrumun karanlığında devrilmiş yaşlı bir koltuğu sırtıma alıp kumsala taşıdım. Çünkü böylece onu orada bırakabilirim. harabe yerlerde mutsuz köpekler vardır ve rüzgar dünyanın nefesidir. Çok eski bir hikayeyi anımsadım, şöyle diyordu : "...bunu içinden düşünmüştü. İlk içinden düşündüğü bu zaman deliriyor olduğunu sandı, çünkü daha önce hiç içinden düşünmemişti."

"duvarı ör ve onu sağlam kıl"

gizemli zhenthurs melktuis kitabı 4.yy 12. kısım

*  Yağmurda apartmanın kenarına sığınmış köpeğin bakışı. (ne olur sen de beni kovma / ben yağmur durunca kendim giderim zaten ) Bu öyle paralayıcı ve hırpalayıcı bir bakıştı ki adeta bu köpek benim nezdimde bütün bir insanlığa sövüyordu farkında olmadan. İçimde bir şey yıkıldı. İnsanları neden hiç ayırmadan seviyorlardı böyle? İnsan olsun da yeter ki. Ama yanımdan üç köpek geçti ve biri adeta şöyle seslendi : Bizim sözümüzde, sizinki gibi tırnak içinde 'insan' olsun da yeter ki, biçiminde hiçbir kinaye bulamazsın. Gerçekten ve sadece ; 'insan olsun yeter ki'   nedensizce severlerdi...  ve eğer karşılık görürlerse bundan gururlanırlardı. Bir de hal diliyle bakışları "Ben zaten burda hiçbişey yapmıyorum ki" demesiyle iyice ezmişti. "kimseye bir zararım yok" ve tuhaf olan o ki bunu yaptığını bilse hemen bakışlarını da kaçırırdı. Öyle yüksek bir ruh. Sonra daha öncekileri düşündüm. Onlar neden buradaydılar, bizim aramızda ve savunmasızdılar. Binlerce yıldır  yaşadıkları hiçbirşey ne hareketlerinde, davranışlarında ne de bakışlarında zerre değişikliğe sebep olmamıştı. Çete halinde dolaştıklarında daha enerjik ve heyecanlı görünür ve bazen çağrılsa gelmez, sevilmek için durup beklemez, sanki çok acil ve önemli işlerin peşindeymiş gibi bir hava yaratırlardı. 

* Iron maiden tower'dan istanbul: beton bloklar ormanı. trafik cehennemi. hüznün, acının ve melankolinin başkenti. mutsuzluk, sıkıntı, zamansızlık, umutsuzluk ve kalabalık. ne kalabalık ama !! ve bitmeyen mesailer. hayatın, yaşamanın ne demek olduğunu pek bilmiyorum. ama bu olmadığından eminim. 15 milyon beyler !! Bu şehir çoktan kaybedildi. hiç umut yok. ve bu bir sır değil artık. İstanbul bitti. Sanırım, pırıl pırıl bir şey görünce aşırı yüklenme hastalığının doğal bir sonucu olarak çöktü. Sen hepsini taşıdın, bunları da taşırsın, al bunu da taşırsın, bu da var ve bir de şu ve çöktü. Beton bloklar ormanı. Acı çeken, hüzün yayan, milyonlarca mutsuz insan.

"uyan çık artık o kafadan
daha da fazla uzatmadan..."
                athena

* Eski bir belgeselde görmüştüm onları. Köprü altındaki, soğuk havaya direnmek için kat kat elbiseler altında ateş etrafında anlatan evsizler. İki paspal sokak köpeği vardı yanlarında. Bol tüylü ve iri. Dost canlısı ve sevgi dolu. Köpekleri bırakmaları şartıyla devlet onlara bedelsizce oturabilmeleri için bir ev teklif etmişti ama onlar kabul etmemiş, köpekleriyle körü altında koyun koyuna uyuyorlardı. Biri de kadındı. Orta yaşları aşmışlardı. Gelecekleri yoktu ve umutları tükenmişti, hiçbirşeyleri yoktu  köpeklerinden başka. ve hayat ya da kader köpeklerini de onlardan çekip almak için zorlamıştı. Galiba Almanya'ydı.

* türkçede "leylayım" lafının, aynı zamanda "kafam güzel" anlamına gelmesi.

* Sevgili Atlas, dünyanın havada durması manidardır. Kendi kendine dönmesi ise başlı başına ilginç bir mesele.

*güvenilen halatlar, zarif inci kolyeler gibi kopup dağıldıklarında. gemiler açıklara çekilirler rüzgarla. okyanus dalgalarıyla baş edemeyenler, çürümüş bir fıçı gibi dağılıp parçalanırlar, yüksekten bırakılan. ve kalan gemiler kayalıklara sürüklenir. sorulsa dalgalardır bunun sorumlusu, onları yükseltip kayalıklara savuran.

*hikaye bu ya, günlerden bir gün bir bilge evrenin sonuna gidip varoluşun sırlarını öğrense ve bir gün bunu ifade edecek kelimeleri bulmuş olsa ve anlatmaya karar verse ve yazmış olsaydı; onlar yine bu kelimeler üzerinde fazlaca düşünmeden şöyle bir okuyup geçtikten sonra şöyle sorarlardı :  "Peyki ama..." Çünkü onların soruları hep böyle başlar. "Peyki ama..." Evet işte o dakika şöyle sorarlardı : "Peyki ama... neden daha önce yazmadın ?"

* çünkü elbetteki dünya eğer yuvarlak olsaydı aşşağıdakiler hep aşağı düşerlerdi. İnsanların bunu yani bu kadar basit bir şeyi anlayamayacak kadar salak olmaları beni çok sinirlendiriyor. (da diyebilirdi) Çünkü insanları her nedense çaresizce çok seven sokak köpekleri kafa karıştırıcıdır.

* Belki evrende aşk gibi bir kaç şey daha vardır. Ama önce aşka layık olduğumuzu kanıtlamamız bekleniyordur, olamaz mı?      maria / soul of game

* Proje: Mesela 20 yıl sonra bazı filmlerin yeniden çekilmesi gibi "Gemide İsyan" romanının da revize edilmesi.

Danışmanlar:

kurgu matematiği : Orhan Pamuk
duygusal irdelevezizasyon : Ahmet Altan
betimlemeler : Yaşar Kemal
denizcilik danışmanı : bilmem kim falan filan.

Kapakta projenin orjinalliğine uygun olsun mesela : Ortada bir yuvarlak kamara penceresi, içi boş. Arkasındaki renkli sayfada köpüklü, fırtınalı bir deniz -görünüyor oradan- Arka sahifelerde de harita ve istenirse rotanın çizilmesi için gerekli enlem boylam bilgileri. Söz konusu yelkenlinin çizimi ve kısımlarının isimleri. Kitap ayracı da incecik beyaz bir halat gibi olur.

1.genel olarak kitabın sonuna yığılmış olaylar, kitabın bütününe dağıtılacak.
2.şiddet ve aşk vurgulanıp iki uç keskinleştirilecek.
3.kurgusal belirsizlikler giderilecek, gizemli olanın da öyle olduğu belirginleşecek ne idüğü belirsiz halde kalmayacak.
4. esas kızın, babasının ölümünden ötürü ne hissettiği ??? gibi tamamen es geçilen yerler yeniden yazılacak.
5. 6. 7. vs vs ...

"şu anda elimde eşsiz ve mavi bir kitap tutuyorum, kapağında Jack London yazıyor, ancak içinde bundan daha fazlasının olduğu daha arka kapaktan itibaren bize göz kırpıyor"

the new yorker