karalama defteri NO : 23

" hoşuma gitmiyor, bu işe karıştığım için de üzgünüm "

Erwin Schödinger

1887-1961


İçten gelmesi ve sarfedildiği halde hala içinde bir yerde karşılığının olması aynı şey değil. Sarfedildikten sonra hala kararlılıkla içeride bir yerde duran sözler. Buna tutarlılık da denir ki beğenilen aranılan özelliklerden. Güven verici. Kim için? Geçiyoruz. 
Yolu tıkayan satırları başka bir yere yazdım, çünkü bunlarla aynı şey değil.
"Dosyalarınız efendim"
"Teşekkür ederim"
"..."
"Duygusal kararlılık sürecinde tereddüt grafiklerinin ortalama sapma payı değişikliklerinin Nisan ayına yansıması raporlandı mı?"

Başka bir şey daha yazmıyorum. Burda bırakmakla aynı şey değil.


(2014 gibi yazılmış olmalı bu not)



* (...) aslında mesela -gerçekte- özgür irade yok ise, pekala buradan doğal olarak ve belirlenimciliğe de tamı tamına uygun olarak “özgür iradenin kesinlikle var olduğu” sonucuna da ulaştırılabiliriz. Ve o durumda bundan şüphe dahi edemeyiz.

* hayli anlattım dilim döndüğünce. Dört yaşındaydı. Ve sordum ;

"Pekala at nasıl gider?"

Atı elimden alıp satranç tahtasında benim yaptığım biçimde gezdirerek "dıgıdık dıgıdık dıgıdık" diye açıkladı. Daha önce böyle bir ayrıntıyı nasıl olup da atlamış olabileceğime bir anlam veremedim.

*
eskiden ‘ 0 ’ yoktu.
herşey 1 ya da 2 idi

sıfırı icat etmiş olan 
(muhtemelen hintli ve muhtemelen bilge kişi)
Aslında ve tam olarak ne yaptığının farkında mıydı?

Bu konuda daha önce de yazdım. 1=1 olsaydı kavramların mantıksal analizi / değerlendirmesi ve çıkarımlarının yapıldığı coğrafyada. Ve bu coğrafyada olanlar da gerçek dünyaya tamı tamına uymuş olsaydı o halde hiçir zaman hiçbir şey olmazdı. Böylece mesele de kalmazdı. Ama bir şeyi geriye doğru açınca 1=0 gibi bir yere tekabül ediyor. iç=dış sığ=derin varlık=yokluk vb vb Biz muhtemelen şeylerin bir tür yanlış yorumlanmış haliyiz adeta, denklemdeki bir hata sonucu var olabilmiş koca bir evren, tam bir can sıkıntısı. Bu yüzden herşeyde her zaman ters bişeyler, yanlış, hatalı görünen bişeyler olacaktır sanırım. Netlik ve barbarlığın sade dünyası ile belirsizlik, kaos ve görelilik kuramlarının çıkarımları karşı karşıya gelince böyle tuhaf ve uyduruk ama kesin bir sonuç çıkıyor 1=0 Ama biz bunu zaten biliyorduk değil mi?

* zihninle özdeşleşme, belleğinle özdeşleşme.

yap dıgıdık

// bu şarkı  bonjo ya da ukulele ile çalınır. sondaki bölüm isviçre halk şarkısında geçer daralaiiiuuuu kısmı, bunun dışında müzik anonim gibi oldu.


senin de birinde günün -dıgı dıgıdık- yapman gerekirse

öyleyse sen de dıgıdık
(hep dıgı dıgıdık /hep dıgı dıgıdık yap)

bir yerlerde dıgı dıgı dıgıdık yapmış birini görmüş bulunursan

öyleyse sen de dıgıdık
(yap dıgı dıgıdık /hep dıgı dıgıdık yap)

eninde sonunda bigün (senin de) dıgı dıgıdık yapman gerekirse

öyleyse sen de dıgıdık
(hep dıgı dıgıdık /hep dıgı dıgıdık yap)

/ Hep böyle yap / hiç durmadan

daralaiiiuuu daralaiiiuu daralaiiiuuu daralaiiiuu
laralaiiiuuu laralaiiiuu laralaiiiuuu
( /  Dıgı dıgıdık yap )

Ve 'biraz sonra' çocukların sonsuz zen dünyasında en çok 5 dakika sonradır.


Schödinger'in kedisi (temsili)
* her zaman yanlış yerde olan adam diye tişört yapılsa satar mı acaba, ben görsem hemen selfi çektirmeye koşardım.



* eski bir akvaryumdan minyatür bahçe düzenlemesi.

felsefe ansiklopedisi / tarihten sayfalar

噴泉莊姿


Pınar Chong Tzu : M.Ö. 405   -  ....

Öğretileri : sevgi ve sakinlik



Ayrıntılar : M.S. 125’te tilmizlerinden birinin yaptığı detaylı bir analiz ve geliştirme ile öğretisine bir ilke daha eklendi : sadelik

O günden beri öğretisine yeni bir şey eklenip çıkartılmamıştır.

Gizlice inisiye edildiklerini iddia eden bazı öğrencilerin vardığı sırlı hakikat ise şudur : hafiflik

Elimizde bize ulaşan yazılı bir yapıtı olmadığı gibi hayatı hakkında da çok az bilgiye sahibiz. Yaşamının uzunca bir kısmını su kenarında basit bir kulübede geçiren Chong, iç savaş döneminde ormana sığınmış, değişik bitki kökleri yiyerek, çalılıklardan böğürtlen toplayarak ve yağmur suyu içerek hayatta kalmayı başarabilmiştir.

Yine onunla ilgili bilinenlerden biri de takipçilerinin aksine sistematik bir felsefe geleneği takip etmemiş olduğudur. Ancak tezatlıklarla örülü gizemli tavırlarıyla tilmizleri için mistik bir eğilime de açık kapı bırakmış olduğu kabul edilmektedir.

Bir gün sakince oturmuş çayını içerken kapısını çalan bir kişi ona “ey bilge Chong” demiştir. “Sen neden beyaz porselen fincanda çay içiyorsun ? Bundaki hikmet nedir, söyle ki biz de beyaz porselen fincanda çay içelim”

Chong sakince marangoza özel olarak bu iş için hazırlattığı meşe odununu bulup çıkartmış ve merak içinde bekleyen takipçisini odunla kovalamıştır. Rivayet odur ki Chong Tzu o günden sonra yeni öğrenci kabul etmemiştir.



* * *

büyümenin sonu ve doğal sınırlara ulaşmak / /



*1850 yılından 2010 yılına kadar geçen sürede, dünya nüfusu 5 kez katlanarak büyüdü ama dünyanın enerji kullanımı tam 20 kez katlandı ve fosil yakıt kullanımı 150 kattan daha fazla arttı.

* Parayı yanlış bir biçimde, zenginlik olarak algılamaya alışığız. Ancak para ve finansal araçlar sadece reel sermayenin dört türünün göstergeleridir : doğal (petrol, ağaçlar, nehirler), üretilmiş (evler, traktörler, bilgisayarlar), sosyal (ilişkiler ağı), ve insani (sağlık, beceriler, bilgi) Para temelde belli bir miktarda enerji üzerinde iddia edilen haktır.

* Birbiriyle ilişkili iki sorunumuz var : fiziksel ve sosyal. İlki, büyümenin sınırlarının eşiğine geldik : enerji maliyetleri, kişi başına enerji kullanımı, finansal işaretlerin aşırılığa varması, su kıtlığı, sera gazı emisyonlarının biyosferi ve okyanusları etkilemesi, biyoçeşitlilik kaybı vb. Ancak bu problemleri karmaşıklaştıran sosyal sorun; modern demokrasilerin bu sorunları kabul etmesi ya da en azından bu riskleri anlaması ile ilgili zorluktur.

* Dünya ekonomilerinin sürekli yayılmaları ile ilgili kaygıların kaynağı büyük çapta, bu durmak bilmeyen büyümenin dayattığı, gezegenin yaşam destek sistemleri üzerinde yaratılan sürdürülemez yüktür.


Worldwatch Enstitüsü / Dünyanın Durumu 2015 / Sürdürülebilirliğin Önündeki Gizli Tehditlerle Yüzleşmek

* ... ve sen de (artık) anlıyorsun değil mi ? -hala- hiçbir şey olmak ZORUNDA değil. // buradan => koşarak kaçan adam





I WANT MORE PULP !!!
MORE MORE MORE !!!

* Deniz bigün elinde %100 Düşünce Gücü diye bi kitapla geldi, merakla açtık. beşinci bölümün sonunda bir grafik vardı. "Artık beyninizin %50 sini kullanıyorsunuz" diye açıklanıyordu. Sırayla altıncı, yedinci, sekizinci ve diğer bölümlere baktık. Kitabın sonunda da aynı grafikle beynimizin artık %100'ünü kullanıyor olduğumuzu öğreniyorduk. Onunla henüz konuşamadan birkaç gün içinde bu defa başka bir kitapla geldi. Piramitlerin Sırrı. Buna göre piramitlerin ortasında zaman duruyordu. Böylece eğer sonsuza dek yaşamak istiyorsak tek yapmamız gereken bir piramit inşa edip ortasında sonsuza dek durmaktı. Hatta bir adam evinin bahçesine böyle bir şey yapmış ve hiç ölmemişti vs vs... Onunla konuşmak daima hoştu. Bunların saçma olabileceğine elbetteki ihtimal vermiyordu.

* Adamın biri arpacıya bir avuç arpa uzatmış; arpacı da “ - biz onu atlara veriyoruz, al bira iç” demiş ve bir şişe carlsberg ikram etmiş.


bu hayatlarda görümcem beni pek sevmez

herşey gerektiği kadar ama bir nedeni yok

(Aras'ın Uzağında / Atlas 110)
* küçükken sahte bir para yapmıştım. Baya baya özene bezene kağıda tamı tamına bir onluk çizmiş ve cebime koyup pazara götürmüştüm, ama veremedim, son anda vazgeçtim. Babam sonra "neden vazgeçtin" diye sorunca "çünkü diğer yüzü boş" diye açıklamıştım.


dünyayı yöneten Şeytan (temsili)

ha ha ha dünyayı yok edicem, çünkü çok kötüyüm, adeta bir kötülük timsaliyim, ama akşam maç var, yarın yok ederim ha ha ha, hala kötüyüm.

pasaJ
------------------------------------------------------------------
Herşey pasajın içinde,
her yerin bir ismi var
ve her ismin bir hikayesi.
------------------------------------------------------------------

yENİ PROJE : pasaJ /kroki açılış poster . +13 Bu karmaşık ve uzun pasaj bilinçaltı koridorları olarak düşünülebilir. Ama kimin bilinci burası hiç açık değil. Bilinci açık olmayan bir hastanın bilinci gibi. Koridorlarının melankolik, tuhaf, gizemli bir havası var. Hafif kaymış bir gerçeklik algısı. Dolaşırken sanki nereden geldiği hiç belli olmayan çok eski bir piyanonun sesi işitiliyor. Yanlış bir tuşa basıldığında,bunu herhangi biri de anlayabilir. Arkada bir uğultu, bazen belirgin tek bir ses -burda hiç kimse yok.

Araziye içi boş tuğlalar yığılmış. Beyaz, dikdörtgen tuğlalar. Dikkatle onları inceliyorum. Yukarılarda küçük kirli camlar. Bazıları kırık. Neredeyse terkedilmiş havası veren iki katlı loş ve serin pasaj. Toplanıp bisikletle hafta sonları bir yerlere giden abiler ve kız arkadaşları. Bir kağıtta yazılıdır ....suyu toplanma sabah 10: 00, dükkanı buldum . ama hayır sen gelemezsin - neden -çünkü sen küçüksün. -ben bisiklete binebiliyorum, -olmaz - benim bisikletim var. -sen nereden geldin. -dükkanımız var bu pasajda.

Parlak bordo rengindeki çokoprens ambalajı. -çok gürültü yapıyorsunuz. Bu ağaca tırmanamam. Tenis topunu kepenklerin içinden geçirmeye çalışacağız. Takım elbiseli adamlardan hiçbir şey kabul etme ve onlara hiçbir şey sorma. Hep iki merdivenle yükseliyor sonra düzlük ama son kısımda üç merdiven basamağı var. sokaklar tehlikeli, çünkü arabalar var. bu bir ketçap, domatesten yapılıyor. - ama bu acı. Havlamayan bir köpek, sürekli uyur. Sadece karşı çaprazdaki evde elektrik süpürgesi çalışırsa, o da kimsenin bilmediği bir yere gider. Çaldığım bir makarayı işte bu taşın altına sakladım. -ama bunu katiller yapar. -hayır sadece hiçbir işime yaramıyor, ama yeni bir şey, atmak istemiyorum. -sen bir katilsin.

* 'zihnin kimlik uçurumu' üzerine düşün
  zihnin seninle arana giren
  kimlik uçurumu

* İnsanlarla uğraşmak zorunda mı bırakıldın bedevi? Bil ki, deveye hendek atlatmak zordur ve adamın olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi denir. Kravat, filtre kahve ve ücretsiz Wi-fi şifresi verilir. Zaten başka ne için çalışıyoruz ki?

*         sığ /derin  & çiğ / olgun

bunların ayrımında ben sığ ve çiğ olanı daha güzel ve olumlu buluyorum. Doğrusu bu dünyada çocuklar kadar sığ ve çiğ bir şey daha yoktur. Ancak bu kelimeler anlayışsızlıktan ve kavrayış eksikliğinden ötürü haksız yere aşağılanmakta ve çirkin, kötü, bayağı yerine kullanılmaktadırlar. Oysa çirkin güzelin, kötü iyinin karşıtıdır.


* Sadi'deki 'tutarsızlık' savunulurken : ...böylece yazıdan, tutarlı ve kararlı bir tavır ve ifade bekleyen zihinler bu tezatlık, ironi ve gelişigüzellik karşısında çaresizlik hisseder, güvensizlik ve korkuya kapılırlar. Bu endişeleri de yersiz değildir. Bu çeşit bir üslup zihni karman çorman edip temelsiz taş yapıları kuma çevirebilir. Yazı doğru kullanıldığında güçlü bir enstrümandır. 

...bir güneş açıyor, bir yağmur yağıyor, böylesi makbul değil; bize kararlı, ölçülü ve şaşmaz bir yazarın kitabı gerek deyip başka şeyler de yazmışlar yüzyıllarca ...

* Ben uçaktan aslında korkarım ama bütün yol boyunca seninle Amiral Battı oynayabilirim. Kalem ve kağıt bu çeşit bir yolculuğu mümkün kılar.  90'lı yıllardan kalma bir POP40 listesi de hazırlayabiliriz pekala. Sonra  en acayip film ve çizgi karakterleri alt alta sıralar ve hepsi aynı hikayenin içinde yaşasalardı ortaya nasıl bir film çıkardı bunu düşünebiliriz. Ve uçak eğer hava boşluğuna girerse ben de nefesimi tutarım, ama düşerse yapabileceğim birşey yok. Gerçi hafif bir yemek ve güzel bir şarap herşeyi unutturabilir. Bunu fransızlar bulmuş. Yine de bindiğimiz uçakların düşmemesini arzu ediyorum.


* * * a n l a t ı * * *





ÜSLUP

Bir delikanlı memleketinden uzak bir yere seyahate çıkacaktı. Dikkate değer bazı konuları kaleme almak niyetindeydi. Anlatacakları sabit ancak üslup konusu belirsizdi. Dedi ki :

"Okuduklarım ruhumu yatıştırmadı. Yazılanlar hep birbirini andırıyor."

Onu duyan bir yolcu ona şöyle seslendi:

"Güzel ve kolay sözler hatırda kalır.  Kafası bulanık kişinin lafı ise dolandıkça dolanır. Soylu hükümdarların, akıllı vezirlerin bulunduğu meclislere devam eden bir kişi bu konuda şöyle söylemiştir :

"Zarif ve kapalı sözleri hanımlarıma saklarım. Çünkü bu onların tabiatına daha uygundur"

Delikanlı bu sözleri duydu ve yerinde buldu. Yüklediği deveyi ipinden tutup yola koyulacağı sırada meraklanıp yolcuya adamın akıbetini sordu. Yolcu şöyle cevap verdi :

"Kısa zamanda itibarını kaybetti. Sözlerinden birini beğenmeyen hükümdarın türlü eziyetine uğradı. Ardından hapis edildi, zindanda taş zeminde uyudu. Sonunda keder ve yoksulluk içinde öldü. "

Söz uygun olana söylenmeli, uygun olmayınca kesilmelidir.

* * *

KERVAN

Kervan su başında mola vermişti. İki kuvvetli muhafız kavgaya tutuştular. Kervancıbaşı onları orada bırakıp develeri yükledi ve yeniden yola koyuldu. Ona yetişip bu hareketinin nedenini sordum. Bana şunları söyledi:

İş uzayıp kılıçlar çekilince elbette biri galip ayrılacaktı. O durumda kervanın yükü  tehlikeye girer diye düşündüm. Benim bu hareketim bilgelerin şu sözüne de uygundur :

"Salıncağı tutan iplerden biri kesilirse, sefa vakti kısa tutulmalıdır"

* * *

AŞIK

Delikanlı yolunun düştüğü bir vilayette filanca kişiye aşık oldu. Karanlık çökünce kızın duvarından atlayıp bahçelerine geliyor, birlikte aşk geceleri yaşıyorlardı.

ruhum senin yanında yağmur altında parıldayan çiçekler gibi hayat buldu
bakışın bir kor gibi kalbime düştü, gönül evimin ocağı ateşine kavuştu

Yaşlı bir kocakarı bir vakit onları duydu ve delikanlı gelip usulünce istesin diye aşıkların işine mani oldu. Nihayet ertesi gece kız evden çıkmadı. Böylece geçen üçüncü gecenin sonunda delikanlı işinin bozulduğunu anladı. Devesini yükleyip yeniden yola koyuldu. Şairin söylediği gibi ;

yüreğinin yükü hafifleyen aşığın başından kasvet dumanları dağıldı
çiçekler içinde bir bahçede nefeslenen kişi hülyalı bir uykuya daldı

Kişi kış başında boynunu büken çiçek gibi olmamalı, Tanrı'nın planına sadık kalmalıdır.

İş bozucu kocakarının ve dedikoducu insanların şerrinden Tanrı'ya sığınırım.

* * *

SÖZ

Delikanlı çokça zaman dolaştı, değişik sohbet meclislerinde bulundu.  Nihayet memleketine geri dönüp anlatacağını sabit bulduğunu bir bir yazıp anlattı. Eserinin bir kopyası benim de elime geçti. Okuduktan sonra ona sordum:

"Sözünün üslubu eskilere pek uyuyor, öyleki aynı babadan doğmuş iki kardeş gibi. Seyahatin seni hoşnut etmedi mi, aradığına kavuşamadın mı?"

Delikanlı bana şunları söyledi:

"Yazacağım söz sade ve duru olsun diye uğraş verdim. Öyleki günülde bir hoşluk ve hafiflik bıraksın istedim, neticesi bu oldu."








Kitap ne için yazıldı ? 

Bir geceydi... Geçmiş günleri düşünüyor, heder olan ömrüme acıyordum. Gönül evinin taşını gözyaşı elmasıyla delerek kendi halime uygun şu beyitleri söylüyordum :

Her lahza ömürden bir nefes gidiyor. Bakıyorum ; çok bir şey de kalmamış. Ey elli yılı gitmişken hala uyuyan, bari şu beş günün kıymetini bil. Bir iş görmeksizin kalkıp giden ve göç davulunu çaldıkları halde yükünü bağlamayan kimse utanır. Göç sabahının o tatlı uykusu yayayı yolundan alıkor.

* * *

Sadi'nin öğüdünü can kulağıyla dinle : İşte yol böyle ; adam ol, yürü.

* * *

Huzura Gidip Gelmedeki Kusurumuzdan İtizar ve Köşeye Çekilmemizin Sebebi

Büyük Emir'in huzuruna devam edemeyip köşeye çekilmek suretiyle vaki olan kusurum şundan dolayıdır :

Bir gün Hint bilgeleri Büzürcmihr'in faziletleri hakkında konuşuyorlardı. Neticede söz söyleyişindeki yavaşlıktan, yani konuşurken çok duraksamasından ve sözünü bitirinceye kadar, dinleyeni bir hayli bekletmesinden başka kusurunu bulamadılar.

Büzürcmihr bunu işitti. Dedi ki:

"Ne söyleyim? diye düşünmek, niçin söyledim? diye pişman olmaktan hayırlıdır."

* * *

Birinci Bölüm : Padişahların Tabiatına Dair

Hikaye : Padişahla Esir

Bir padişahı işittim: bir esirin öldürülmesini emretmişti. Zavallı esir, ümitsizlik içinde kendi dilince padişaha sövüp saymağa, uygunsuz şeyler söylemeğe başladı. "Canından el çeken, gönlünde ne varsa söyler" demişler ya...

"İnsan ye'se düştü mü, mağlup kedinin köpeğe saldırması gibi, dilini uzatır."

"Zaruret vaktinde kaçma imkanı kalmayınca, el, keskin kılıcın ağzına yapışır"

Padişah, esirin ne söylediğini sordu. İyi kalpli vezirlerden biri:

"Öfkelerini yenenler ve insanları affedenler... diyor padişahım" cevabını verdi.
Hükümdar esire acıdı, onun kanını dökmekten vazgeçti. Ama ilk konuşana zıt giden bir vezir dedi ki:

"Bizim gibi kimselere, padişahın huzurunda sözün doğrusunu söylemekten gayrisi yakışmaz. İşte bu esir padişaha küfretti, uygunsuz laflar söyledi"

Hükümdar bu söz üzerine yüzünü buruşturdu:

"Bana onun yalanı, dedi, senin söylediğin şu gerçekten daha hoş gelmişti. Çünkü o yalan bir iyilik içindi. Halbuki bu gerçek kötülüğe dayanıyor. Nasıl ki bilgeler "İyilik için söylenen yalan, fitne koparan doğrudan iyidir" demişler.

Her sözü padişaha geçen bir kimse, iyilik dışında bir şey söylerse yazık olur.

* * *

Zira demişler ki : "On tane derviş bir kilimde uyur da iki padişah bir iklime sığmaz"

Allah adamı, ekmeğin yarımını yerse öbür yarımını yoksullara verir. Padişah yedi ülkeyi alsa bile, bir başka ülkenin sevdasındadır.

* * *

"Bulut bengisu yağdırsa bile, söğüt dalından meyva alamazsın. Bayağı kimseyle vakit harcama : Hasır kamışından şeker yiyemezsin."

* * *

Hikaye : Hörmüz'le vezirleri

Hörmüz'e sordular :
"Babanın vezirlerinde ne kusur gördün de hepsini hapse attırdın?"

Cevap verdi:
Bir kusurlarını bilmiyordum. Lakin gördüm ki benden için için çok korkuyorlar ve sözüme de asla güvenmiyorlar, kendi zararları endişesiyle beni mahva kalkışmalarından korktum. Netice itibariyle bilgelerin sözüne göre hareket ettim. Zira demişler ki:

"Savaşta onun gibi yüz tanesini haklasan bile, ey bilge, biri senden korktu mu, sen de ondan kork. Görmez misin ? Kedi aciz kalınca pençesiyle kaplanın gözünü çıkarır. Yılan da başını taşla ezeceğinden korkarak, çobanın ayağını sokar"

* * *

Padişahla Âbit

İnsafsız padişahlardan biri bir âbit'e :
"İbadetlerden hangisi üstündür?" diye sordu.
Âbit cevap verdi:
"Sana göre öğle uykusu. Ta ki o bir nefeslik süre içinde halkı incitmeyesin"

* * *

Hikaye : Azledilen Vezir

Vezirlerden biri azledilip dervişler zümresine katılmıştı. Bunların sohbetindeki feyiz kendisinde iz bıraktı, nihayet gönül rahatlığına kavuştu.
Padişah bir zaman sonra onun gönlünü yeniden alarak iş teklif etti. Vezir kabul etmedi. Dedi ki:
"Mazul olmak, meşgul olmaktan iyidir"
Padişah :
"Bize mutlaka yetkin ve akıllı bir kimse lazım ki memleketi idare etmeye layık olsun" diyordu. 
Eski vezir cevap verdi:
"Yetkin ve akıllı kimsenin alameti, kendini böyle işlere vermemesidir."

* * *

...düşe kalka kaçarken gördükleri tilkinin hikayesi senin haline uyuyor, diye cevap verdim.
Hani birisi bu tilkiye, "Ayol, bu kadar korkuya sebebolan afet ne? diye sormuş. Tilki, "Deveyi angaryaya tuttuklarını duydum" demiş. "A, sersem, demişler, devenin seninle ne münasebeti, senin de onunla ne benzerliğin var?" Tilki, "Susun!", demiş. "Eğer hasetçiler garez ederek, bu devedir! derler de yakalanırsam beni kurtarmak için kim kaygılanır? Kim benim halimi araştırır. Irak'tan tiryak gelinceye kadar, yılanın soktuğu ölmüş bulunur."

* * *

Sadi / Gülistan / Onüçüncü Yüzyıl