yeni tavşanlar / karalama defteri IX

Ben Chun Li ile tek jetonda oyun bitirmiş adamım “bozar mı sandın acılar”

Bulunacak kelimeleri karalayınca kalanlar okunmalı. Kelimeler sağdan sola, soldan sağa, çapraz veya yukarıdan aşağıya doğru olabilir. İyi şanslar !

Bu arada İncalar Age of Empires’ta çok iyiler gerçekten. 30 altına çıkan Kamayuklar atlıları perişan ediyor.

“the man who watched the trains go by” Zamanında kitabı çok severek Cihangir’de bir sahaftan almıştık muhteremle. Hala da seviyorum ama okuyacak kadar ingilizcem yok. Ona da ayrıca canım sıkılıyor.  





bu, hayatından memnun olmayan sol anahtarı isimli muhteşem eserim, hemen aşağısında ise Yumak isimli kedi duruyor. Bu kedinin nerede yaşadığını çok merak ediyorum. 




ve bu da bir nota. 

do ya da la olabilir.






bu da o bahsettiğim kitap.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Nefesini tüketme. Değerli şeyi değersiz yere koyma. (Sabırlı ve cömert) Yeryüzü, kalabalık toplulukları daha çok zaman barındırır.

Eski zamanlar kitabı, Eski zamanlar bir eski zamandılar, 
ne bugün ne de yarındılar bölümü sf 283 )

Böyle zamanlarda dünyanın katılığı insanın karşısına duvar gibi dikilir. 
Binalar beton bloklar halindedir. Köprüler ve otobüsler bir takım iyi organize edilmiş demir-çelik konstrüksiyonlardır. Televizyon yayınları renkli ve türkçedir. Görüntüler birbiri ardına belirir, kendilerine eşlik eden seslerle senkronize olduklarını bir süre sonra fark edersin. İnsanlar sokaklarda şuraya ya da buraya doğru kararlı bir yürüyüş tutturmuşlardır. Ama kediler değişmez. Kediler aynıdır. (Bunun sana bir yararı olacaksa) Sokak köpekleri de pek değişmez. Güneş altında eriyen siyah asfalt ve trafik ışıkları öldürücüdür. (Bunu A. İlhan’ın şiirlerinde trafik ışıklarının BİRDEN kırmızıya dönmelerinden biliyoruz) Odalarda birbirinin yanında duran pek çok eşya vardır. Salonlarda bir üçlü bir ikili iki tane de tekli koltuk kısıtlı kombinasyonlarla yan yana durup televizyona bakarlar. Dünya bir müze gibidir ama şeylerin altlarındaki plakalarda tanımlayıcı özellikleri yazmaz.  Yanlarına yaklaşırsan pek çok şey kendilerinden bahsetmeye koyulur. Denizin tuzlu ve sıvı oluşunu kesin bir netlikle tespit ve ibraz edersin. Ovada çadırını söken bir yörük vardır o an. Sakince karşıdaki karlı dağa bakar. Hayat ve insan ilişkileri hakkında üçyüzbinden fazla kitap yazılmış olması çok şaşırtıcıdır. Bunların büyük çoğu da geçen yüzyılda kaleme alındılar.

(Hikayeleştir, kısalt, çok soğuk.)

Her seferinde yeni bir şeyler daha almaya ikna olduğun ve her sayfasında sade dekore edilmiş ev fotoğrafları içeren IKEA’nın hoş kokulu reklam broşürleri. Doğumgününü unutmadıklarını hatırlatan bankaların otomatik telefon mesajları. İç organların yumuşak ve kavisli dokusuna uzanan doktorlar ve kasaplar.

Beyaz yastığımı alıp gün ağardığında insansız bir kumsala indiğim günü anımsıyorum.
Rüzgar yine bir vardı, bir yoktu. 
Ölüler ülkesinin huzurlu sakinliği sadece eski bir efsane idi.
Sular çekildi, ıslak taşlar belirdi
Bulutlar çekildi, mavi gök göründü

Nefesini tüketme. Hikayeleştir, kısalt, böyle çok soğuk 
ama girince alışıyosun





------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



yeni tavşanlar / karalama defteri VIII

"Naber Cınım, nasıl gidiyor ha ?"


Dünyanın yumuşak kalbi. Benim zamanımın sonu. Atmosferden parıldayarak geçen ruhun zayıf ışığı denize düşüyor. Azalmış oksijene uyum göstermiş varlıklar. Gemimiz Tashimasu bilinmeyen bir girdaba kapılarak güneş sistemine sürüklendi. Sistem karşıtlarının (G.S.) güneşe yaptıkları saldırının püskürtüldüğünü geçiyor haber bültenleri. Gezegen, erken evrilmiş bir türün kesin saldırısı altında. (X 2)

Kaptanın seyir defteri  yerel yıldız sistemi zamanı 30.05.15 saat 10:42


Peki bu nasıl olur ?

Gördüğün rüyayı hatırlıyor musun?
Herşeyi geride bırakabilecek misin?

Hem sonra, bütün gün uyursun.

Japonya 8.9’la sallanmış, You Tube reklam almaya başlamıştır. Tamek meyve sularının daha koyu bir kıvamı olduğunu anımsarsın. Kafanın içinde öncekinden daha saçma bir soru sorulur. Lakers koçunun KOBİ patronu olmasına gülersin. Odayı ve koridoru adımlarken halıları kaldırdığını anımsarsın, çünkü yaz gelmiştir. Eski model oyuncak arabalarının tozunu alır ve sonra bütün gün uyursun.

Birşeyler değişmiştir.

Omletin içinde kırık yumurta kabuğu parçaları, kuruyup içi geçmiş zeytinler ve kokmuş bir peynir topağıyla karşı karşıya kaldığında daima  çayın (*1)  siyah ve zarif ruhuna sığınırsın.  Bulutlar büyük parçalar halinde görünüyorlar bugün. Bu çocukların en sevdiği halleridir. Bir süre onlara bakar ve sonra bütün gün uyursun.

Birşeyler daha değişmiştir.

Oyunun dışına itildiğinde kendini yalnız hissedersin. Ama bu belli belirsiz bir rahatlama verir. Sen de benim gibi etiketlerin arkasını dikkatle okumaya mı başladın? Soslu mısır ya da kaju fıstığının bayat olması seni de öfkelendirmiyor mu? İlaç başlarsın ve kısa zamanda dozajı yükseltilmek istenir. Karanlıkta belli belirsiz şekiller. Sonra bütün gün uyursun.

(ve bazen) hiçbir şeyin değişmediğine inandığın bir güne uyanırsın.

Gelirken arkandan kapıyı sıkıca kapat.

Hiçbir şeyin zamanı değil, ama yapıyorlar değil mi?
Bulaşık makinesi mesela, ne muhteşem bir icat. Şimdi Carlsberg (*2) içmenin de tam zamanıdır oysa. Ama insanlar bunu bilmiyorlar.

Burası çok karanlık, ışık giderek zayıflıyor, daha fazla yazamayacağım. Güneşin doğuşuna tam 6 saat kaldığında bunu nereden bilebilirsin? Zaten olgun başaklar takvimlere hiç mi hiç bakmazlar.

Aslında ve zaten iki sihirli kelimedir. Şimdi herşeyi unutabilirsin. Hatırlamanın hiçbir faydası olmayacak çünkü. Gökyüzünün rengi diyorsun mesela (çaresizce) biraz daha değişikti.

Gelirken arkandan kapıyı sıkıca kapat.
Sonra bütün gün uyursun.


(*1)

Şundan ibarettir çay
Önce suyu kaynatırsın
Sonra çayı hazırlar
Sonra dikkatle içersin
Bilmen gereken budur

Ünlü Zen’ci ve Çay Ustası Sen Ne Rikyuu’nun betimlemesi.

(*2)



probably the best beer in the world.







yeni tavşanlar / karalama defteri VII

Değiştirilmeden tekrarlanabilir şiirler. Ateri oyunları da öyle aslında. Günün basit rutinleri de öyle. Çay içmek falan.


Çok uzun tren yolculuklarına mı çıkacağız şimdi? (ya da çıkmıştık altı hafta kadar önce)


Karanlık ormanlar ve çöl gecelerinden de o kadar çok var ki Sonra tekrar tekrar hep aynı martılar


Ve futbol maçları geniş sahalarda oynandığından daha ferahlatıcı olur izlemek Ama basketbol  daha fazla heyecan verir, çünkü sıkça basket olur Ve asla berabere kalmazlar


Son zamanlarda seni ve dünyada sana benzeyen şeyleri daha çok aklıma getiriyorum Aradığım kafiye de budur belki


Son olarak oyalayıcı bir fikir daha (seçimler de yaklaşırken yaz başında) muhtemelen  daha kötüsü olmaz isimli şiiri okudunuz, şimdi türküler ve oyun havaları



yeni tavşanlar / karalama defteri VI (başka çöpler)


“çaba gösterme”


Zaman zaman unutunca hatırlamak lazım. Attığın taş ürküttüğün kurbağaya değmeyecektir. Net. Henüz bu gerçekliğin değişmesine ve sözün geçerliliğini yitirmesine muhtemelen yüzyıllar  var.  “Always remember !!”

 * * *
  
Sokak köpekleri neden iyidir isimli yazı

Güç ilüzyonu hakkında birkaç söz isimli yazı.


(Farklı gerçekliklerde) Bilginin Rölativitesi hakkında yazı

Arızalı bir tür olarak insan ırkının kısırlaştırılması üzerine bir yazı

“Kusursuz tanrı ve onun mükemmel tasarımı” fikrinin sorgulanması üzerine kısa bir yazı.

Kusursuz tanrı ve onun mükemmel tasarımı fikri sorgulanmalıdır.  
(Yazı bu kadar)




Sadece Pulp tarzı dizayn edilmiş tasarımı PULP olan ve Pulp kategorisinde değerlendirilebilecek sanat eserlerini tanıtan bir site hazırlamak. Oyuncak ve poster satışı da olabilir. Pulp Photogr… kullanılan filtreler, uygulamalar da notlar halinde bulunduğu şimdiki zamanın Pulp tarzı fotoğraflanışı. Bol ışık, gölgesiz renkli fakat böyle pastel renklere kayan tarzda sade çok yalın ve doğrudan anlatımlı ve pin up girl tarzı. Abartılı ayrıntısız fontlar. Fotoğrafçılarla ve PS cilerle görüş. Ve tabi bolca çizgi roman Batman, Süperman, Barbar Conan, Fantastik Dörtlü, Örümcek adam, Thor ve saz arkadaşları. Kollu, ayakta oynanan arcade tarzı ateriler, biraz da ellili yılların arabalarından  ve onların tarzından etkilenmiş yeni modelller ve PULP tarzı filmler –çok yok bunlardan olmalıydı oysa  ve - Rock’n Roll ve cayır cayır POP elbette. Yeni ergenler için de “Nasıl isyan edilir, nasıl isyancı olunur ?” isimli  küçük  bir cep kitabı verebilir Hürriyet. Bir ara ne çok cep kitabı dağıtılıyordu. Evimizdeki doktor, şifalı otlar, burçlar falan. PULP bir ruhtur ki dileyen adama motorsiklet kaskı buldurunca bilim kurgu filmi çektirir.

All We Need is More PULP !!!

İlerde yapmayı planladığım süpersonic sitenin şimdilik bir taslağı, bir öngörünümü olması bakımından  www.psikolojirehberi.net kapanmadan bakın.

“Satılacak kedi ve köpeklerin kafesler içinde tutulmaması” gibi aklı selim insanların üzerinde rahatlıkla anlaşabileceği bir konuda bile ortak bir uzlaşmaya varıp sonuç çıkartamamış insanlardan (vekil) toplumsal meselelerde hayli tartışmaya açık konularda bir anlaşma zemini üretmelerini beklemek hayalcilik. Elimizde kaç parmak var tartışıp referanduma gidebilirler. Biri Eşşek Partisi kurarsa (çift ş ile) ona oy vericem. Logonun altında da “Biz insan değiliz” yazabilir mesela. Yeni ve başka ülkeler için kanun tasarısı örnekleri : Canlı canlı derisi yüzülen köpekler için canlı canlı sokak köpeklerinin derisini yüzmenin yasaklanmasına dair kanun teklifi oylamasına geçilmiştir. Sayın milletvekilleri efendim lütfen… Evet  diyenler…

origami çok güzel bir şey. 

from nowhere to nowhere.

Bu sabah harika bir fikirle uyandım yine. Zaten ilk nüvesi vardı dün pisi kedi’yi izleyince demek ki mayalanmış sabaha da olmuş. Olağanüstü ve sade mi sade hikayeler kitabı ama deli kitabı gibi. Resimli, türkçe 264 sahife +16 tamamıyla renkli. Bir çocuk kitabı gibi her sayfada pastel boyayla yapılmış bir resim ve büyük büyük boyutlarda yumuşak karakterli harflerle hikayeler olacak. Başkahramanı bir otel olan çok güzel bir hikaye fikriyle uyandım en son bıraktığımda iki yanda pencereleri açılmış ve pencereler arası gerilen çamaşır ipiyle otel zıplayarak ip atlıyordu. Bu ip atlayan otel resmini nasıl çizeceğim diye düşünürken aklıma pisi kedi geldi tam o tür resimler çizebilen bir çizer bulmak ya da çizimimi geliştirmeye kasmam gerekiyor, çünkü çizimlerin çocuksu olmanın ötesinde hafif kırık olmaları daha hoş bir hava yaratır. İçinde şiddet ve seks barındıran hikayelerde olacağı için artı 15 olacak. Hatta resimler belki gazete dergilerden kesilip yapıştırılan komik yüzler şekiller falanla bağzı hikayelerde kolaj tekniğide kullanılabilir ama kitabın tamamına bakıldığında kesin bir bütünlük ve GİZLİ BİR DİSİPLİN yine tam olarak hissedilmeli. 


Mesela resimlerin tamamı ortadaki alanın yüzde 40ını kaplayan bir kısma resmedilmeli falan gibi. Gizli bir matematik. Ve kitap gerçekten olmalı. Yani kağıtları ciltlettirip böyle büyük boyutlu bir kitap yapmalıyım o da durmalı çünkü çizimler ve hikayelerle içinde saklanacak ruh çok güzel olacak. Otelin adı da batesmotel ama mesela ikinci çizimde aynı tabelada başka bişey yazar mesela sütlü nuri üçüncü karede yine eski haline dönmüştür dördüncü karede otelin renkleri de değişmiştir ve bütün bunların hikayeyle hiç ama hiçbir ilgisi yoktur. Bu birkaç defa okunabilecek ama daha çok insanların kitaptan masalarına ve odaya yayılacak elektrik nedeniyle almak “edinmek” isteyecekleri bir şey olacak. Kapak çok önemli. İkinci hikaye uçan lokomotif. Uçan buharlı bir lokomotif gökyüzünde ÇUF ÇUF dolaşırken çıkardığı POF POF dumanlar bulutları oluşturuyormuş falan. Bu lokomotifin geçmediği günler gökyüzü açık ve aydınlık olurmuş. Altamira’nın hikayelerimin yayınlandığı o sayısına ulaşılabilir belki iki tanesi alınabilir. Şarkı söyleyen koltuk ( yada başka bişey)

bazı kabak gibi baştansavma işlerin olağanüstü çekiciliği merak uyandırıcıdır.
  

·         Doğru mudur bilinmez. “Belli bir aşamadan sonra hiçbir biçimde zarar görmeyecek ve zarar verme isteğinden tamamen vazgeçeceksin. Sadece sevgi, şevkat ve merhamet duyguların kalacak. Olumsuz duygulanımlarından sıyrılacaksın.”


   “ah ne güzel göt var bu kadında be
ne güzel ruh var bu kadında !!”

                                                              C.Bukowski

Şeytanın en büyük numarası kendisinin var olmadığına inandırmasıymış. Yüce Tanrı hepimizi şeytanı eksik kalmış işlerin öldürücü sıkıcılığından korusun. Amin.


Efsun: Sihir. Büyü.  Farsça kökenli (TDK)


Kullanım şekli: Mantıklı bir biçimde tanımlanamayan çekicilik.






yeni tavşanlar / karalama defteri V çöp versiyon-


“…yani ortada bir Çarşamba olur, bu Çarşambayı sel alır, sonra Çarşambayı sel aldı diye bir türkü çığrılır. Yoksa adamın biri dağın başında elinde sazı –ulan bu Çarşambayı ne alır, ne alır… olsa olsa sel alır diye düşünerek türkü yazılmaz” 
Ferhangi Şeyler

…öte yandan sevgilileri için intahar eden yüzlerce adam dünyanın en boktan aşk şiirlerini yazmıştır.

Çoğu korkunç olaylar yaşamış savaş gazileri yaşadıkları ve tanıklık ettikleri olaylardan bahsetmeyi –diğer arkadaşlarının aksine- hiç sevmezler. Bu sinemanın aşk ve acı konusunda çektiği sıkıntıdır. Aşıklar birbirlerine boş boş bakmakta yahut adamın biri yerde belirgin ve mantıklı bir sebep olmaksızın kıvranmaktadır, bu müzikle desteklenip anlaşılır kılınmaya çalışılabilirse de, sinema insanlığın bu en temel iki yüksek ruh hali konusunda tamamen değilse de çaresizdir. Bazı şeyler o duygunun çeyreği hakkında bile bir fikir sahibi edemeyeceğiniz durumlarda hiç anlatılmazlar. 


kendimin bazen ne yaptığını anlamaya çalışıyorum 
(* soul of gaia / game of maria)
PULP… eve gelip açınca sadece otuz yıl öncesinin yayınlarını gösteren bir televizyon. (amerika) İlk birkaç gün şaşırtıcı bulup izlemiştim ancak sonra sıkıldım ve ….  (şişman bombeli bir tv olsun, tv aslında renkli fakat yayınlar siyahbeyaz olduğundan böyle izliyoruz..

Tarihe bu muhabere “…o kadar gaddardılar ki sonunda köpekler bile dile geldi” olarak geçecektir ve hatta geçmiştir. Konuşma geç saatlere dek sürmesine rağmen kalabalığın büyük kısmı dağılmamayı tercih etmişti nihayet Maria küçük bir tepenin üstüne çıkıp “Bundan sonra söyleceklerimi bankada nakit yüzbin dolardan daha azına sahip olanlar üzerlerine alınmasınlar” dedi.

…kaynakların adaletli dağılımı, eşit dağılımı ya da daha eşit dağılımı değildir. Kaynakların adaletli dağılımı, kaynakların adaletli dağılımıdır.

…ve hiçbiryer çok uzak değil.

“düşmanımın başına gelmesini dilemem” sözünün tam olarak anlaşılma bilgeliğine erişilmemesi için; lanetlemek ve denk bir bela dilemek yerine, hastaya söylenir gibi “umarım iyi olursun” söz kalıbının kinayesiz kullanımının yaygınlaştırılması.   

…ama dürüst olmakla, çam devirmek, patavatsızlık etmek arasında dört büyük sıradağ, altı geniş nehir ve bir büyük okyanus var.

Günah: ..mesela… insanları kapasitelerinin üstünde zorlamak.

…mandalayı anlamak dedi Maria, sandığın gibi bir şey olmayabilir. Mandalayı anlarsan… yani bence… gereksiz çamur lekelerini veya desenlerle renklerle hiçbir ilgisi olmayan apaçık pislikleri çok berrak, net bir biçimde görebilirsin.

…elbette herşeyin evrende bir yeri ve anlamı vardır, ancak bir pisliğin yeri klozettir ve üstüne su dökersin.  Mandalanın renkli kollarının birine iliştirip üstünüde boyamaya çalışmazsın. Birşeyleri yerli yerine koymak neden bu kadar zor.

Önce gevrek bir mivavlama sonra aldırmaz bir bakış geldi kediden, gözleri kısılıp perdeden sızan güneş ışıklarına… 

…adeta şöyle söylüyordu -kedilerin kendilerine özgü dilinde- sessizce Sarman,  mi yav mi… mi ulan, mi işte…

Kelimeler, cümleler iyice çamura .oka döndü; berrak nehir, çöplü pis bir denize vardı sanki, susmak daha iyi bazen.

Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
Ne gelir elimizden insan olmaktan başka

Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.

Edip Cansever






yeni tavşanlar karalama defteri  IV


* zen duygusunun en saf farkındalık hallerinden birini yaratan da beklentisizlik duygusudur. Bunu kaybettiğinde (geri kazanmak için) kendini bozkırda at süren bir kovboy gibi de düşünebilirsin. Saatlerce yol vardır ve başka hiçbir şey de yoktur. Ya da çölde ağır ağır deve üstünde yol alan bir bedevi. Her taraf kumdur ve tek başınasındır. Umut veren ya da umudunu kırabilecek hiçbir şey yoktur. Sadece su ve ekmek. Saatler günler vardır belkide. Ama hiçbirşeyin olmadığını etrafına bakarak net olarak görürsün. Ben düz yollarda uzun saatler boyunca ağır ağır süren tır şöförlerinin de benzeri bir deneyim yaşadıklarına inanırım. Budur onları tahtlarından inerken anlaşılmaz bir biçimde (dışarıdan komik olarak da algılanabilecek) gururlu ve mağrur tavırları ve kapıyı hafif sert kapamalarındaki duygu. Bir sonraki seferde eller direksiyonun yumuşaklığına dokunduğunda gürüldeyen motorun titreşimleri hissedildiğindeki  “hemen varayım” duygusundan çok uzakta olan o garip boşluk, belki biraz hiçlik duygusu.

* “Biliyorsun gün geceyi böler
    Geceyse gündüzü kovalar
    Kaçmaya saklanmaya çalıştım
    Diğer tarafa kirişi kır!”

The Doors

Morrison kişisi pek güzel bir şiir yazmış, ben de Morrison’un şiirine bir nazire yazdım

  Biliyorsun taş makası kırar
  Makassa kağıdı keser
  Ve kağıtta taşı sardığına göre
  Nereye kaçıyorsun bu atlıkarıncadan ?!

“ne cebimizde para var, ne ruhumuzda sevgi / doygun olduğumuzu söyleyemezsin / ama denemedik de diyemezsin / Angie sen aslında çok iyi biinsansın (ama çevren kötü) 

The Rolling Stones


* Alternatif Duvar Yazıları  (ya da duvara yazılan yazılar / rüzgara söylenen şarkılar gibi de düşünülebilir)

*  Real Thundercats uses Thunderbirds !!  ( 1955 )

     *  “What do you think about what ?!” (Anında Görüntü)
     
*  OKEK benim !! Ortak Katların En Küçüğü !!

* … “uçan şemsiye / uçur bizi / bilmediğimiz yerlere / götür bizi !!”

 *  Huçi kuçi girls aganist to cigi cigi mans !!

  * “Gene gel” ama sonra gel !!


*  “...” 

Neden böyle şeyler yaparız? huçi kuçi  yayınları sayfa 564 altıncı paragraf

*karşılaştırmalan. eskiden böyle biyazı dizisi vardı, merakla takip eder, atlanan maddeleri  arardım.


Batman vs Superman

Batman bir süperkahraman için yapılmayanı yapmış denenmeyeni denemiş ve siyahlar giymiş bir ilham perisidir. Süperman kırmızıdan şaşmaz, mavi tayt giyer, toplum baskısına boyun eğmez.

Batman aslında gizli polisle işbirliği içindedir her türlü teknolojiyi son kertede kullanır, Süperman’se kendiliğinden süperdir, olayları kendi arar, duyar, bulur, acayip bir insandır

Batman zengindir, uşağı ve yardımcıları vardır, Süperman gönül insanıdır, emekçidir, kendi parasını kendi kazanır, miras yemez.

Batman filme çekildiğinde herhangi biri oynayabilir, Süperman’inse o karakterle özdeşleşmiş gönül bağı kurmuş bir oyuncusu vardır.

Batman özel güçlere sahip olmadan da süper kahramanlık yapılabileceğinin bir kanıtıdır, Süperman’se doğuştan gazı almıştır, ‘kim tutar beni’ tadındadır.

Batman’in olmazsa olmaz bir Joker’i vardır, Süperman’se alayına meydan okur, adam ayırmaz.

Batman kahramanlık yapacağı zaman tanınmamak için yüzünü kapattığı bir maske takar, kimliğini saklamak için çaba gösterir, Süperman’se tam aksine tanınmamak için taktığı gözlüğünü çıkarır, saçlarına jöle çekmeden gezmez, yine de bir Allahım kulu da “Arkadaş bu bizim  Clark değil mi lan?” diye sormaz. Hiç bıkmadan “Vay Clark sen mi geldin, az önce Süpermen buradaydı gene kaçırdın falan” derler.



*  Bir eskimo yaradılış efsanesinde üç öğe vardır. Beyaz ayı, fok balığı ve eskimo. Bulabilirsen bul. Beyaz ayı karlara öksürdü fok kaçtı bulut delindi yerde bilmem ne oluştu falan gibi bir şey. ...elimizdeki malzeme fena değil aslında

* hiç bitmiyor hayal kurmalar / nerelere gitmeler, kimlerle olmalar”  (pastel renkler)

* Tırlar güzel. Tırlar önemli. Çorbacıda tasın kenarında geçmiş bir gazete vardır şöförün önünde. Oğlum burada yazana göre dört gün önce kaza yapıp ölmüşüz. Bak öndeki araç haşat toplam dört ölü iki bizden iki onlardan. Bak ömer. … sadık ….. y-ver bakayım (ben de diyorum yol niye bitmiyor aq)  Bir süre gazeteye boş boş bakar. Ş- şaka lan şaka iyice bir sarardın  niye öyle eheh (Senaryo / Tır Kitabı: Düşük bütçeli bağımsız alternatif film projesi. Geniş ekrandan yolu izlemekle kitap okumak arasında kalacak bir deneyim vaad eder.)

* Hayatı bilgisayar başında şekillendiği için gelecekte (-ne olacaksın?- sorusuna) eagle warrior ya da bütün gelişmeleri yapılmış bir Paladin olmayı kafaya koymuş çocuk. (hala bazen rüyalarda eski işyerimin bulunduğu binayı yıkabilmek için tribuşitler kurmak… ya da topçu kulesi dikebilmek için taş aramak)

* “ağıtım elinde silahla vurulana değil/ her gün yavaş yavaş ölene dair / herkesin sözcüsü olamadık (ne yazık !! –çok yazık –vah vah- gibi de düşünülebilir- B.O.

* Pite giren bir türk arabası… geliştir. İnce belli bardaktan çay içerek göz süzen takım kaptanları, tekerleği değiştirirken sigarayı tutsana diye şöföre uzatan İsmail abi. Levyeyi uzatırken küçük ekrandan maçı takip eden Ömer dayı.

* “… / salkımdaki üzümlerin tekrarı /” gibi de düşünülebilir…


yeni tavşanlar karalama defteri  III


*Kara makası kapatıp ihtiyacınız olduğunda almak üzere yerine koydunuz ama canınız sıkılıyor. Kapatınca canınız sıkılmasın diye yeni biöneri. Bu çeşit şeyler yaptım sıkıldığımda geçen haftalarda. Arada yapıp sonradan bakınca o günleri kolayca anımsayabilirsiniz. Mesela o günlerde sık sık beş çayına gelen bir komşunuz var. O halde beşçayı. Uzay yolu serisini bitirdiniz sıkıntıdan. Yukarıdan aşağı Uzayyolu gibi. Mesela ofiste sevmediğiniz bir iş arkadaşınız tatile çıktı 15 gün kafanız rahat. Uzay’daki a'ya denk getirerek ofistekafamrahat gibi. Minibüs seferleri iptal olduğunda metrobüsgünleri gibi. Bu haftalık ya da aylık bir şey gibi de olabilir, bazılarının kenarına yıldız koyup altına bir not atılır mesela. Hastane * (*Zor günlerdi) Psikoloji Bölümü * (*Çok sıkıcı lan) Şekil a’da mesela bu ara dinlediğim müzikler var.



* Şifreli şiir. Bilinen bir şiire rakamsal göndermelerle mesaj atmak. Ama vakit varsa kıra bayıra çıkmak daha iyi tabi "…çünkü kuşlar ve çiçekler kelimelerden daha önemli mesajlar taşırlar…" *Ma®ia (…evet dedi birimiz çok şeyi değiştirebiliyor, ‘ fark yaratabiliyor ’ …ama beş altı kişi falan olunca gerçekten problem … Soul of Gaia / Game)


* Doğaçlama işler gırla gidiyor. Ben de biformat buldum. Mesela böyle III Richard falan gibi aşırı sıkıcı bir oyunu tüm dekorları ve ezberleriyle hazırlayıp başladıktan sonra oyunun bir yerinde oyunculardan birinin normal hayatından bahsetmeye başlaması. Diğerinin sahneden inip tekelden bira alıp gelmesi. (Gerçekten gidecek) Sonra devam mı etsek falan gibi olunca devam etmek. Gelen seyircilere de hiçbirşey söylenmeyecek sadece afişin altında ünlemli bir sarı üçgen işaretinin yanına "dikkat bu oyunda oyuncular birtakım serserice tavırlar içine girebilirler" diye yazmak. Bazı sahne ve diyaloglar doğaçlama gibi görünmesine karşın baştan hazırlanılmış olacak ve doğaçlama sırasında tutan enstantaneler de kült olarak oyuna dahil edilecek. Mesela tam o saate önemli bir maç rastladıysa milletin bi akılları da maçtaysa televizyonu açıp maça bakacaklar falan. Sonuna doğru biri çıkıp tiyatronun sonunu özetleyecek, işte kaçırdığınız sahnelerde de şöyle şöyle şeyler oldu falan diye. Felsefe falan da tartışabilirler ciddi ciddi varoluşçuluk kıl yün, kılıçlarını çekip kavga ederler vs vs.


* Alakasız bir başlangıç noktası verin (sokak lambası, kuş yuvası...) ve bırakın karşınızdaki beş dakika boyunca ama hiç durmadan ve tamamen serbest çağrışımla saçmalama özgürlüğüyle anlatsın. Tek kural hiç durmamak. Herşeyden herşeye atlanabilir. Bu çok zordur. Bitince ortaya çıkan tablo enteresan şeyler söyleyebilir. Özellikle tatilde mesela yeni tanıştığın birini çözmek için eğlenceli yollardan biri.

* Çıkmış Paragraf Soruları ve Çözümleri No: 5350

17) Akdenizin eşsiz manzarasını gören bu masaya gelip herkesten önce oturabilmek için erkenden yola çıkmıştık. Taze ve hafif mezelerin lezzetini uzun şeffaf bardaklarımızdan yayılan anason kokusu tamamlıyor, masadakilerden udinin çaldığı sakin ve süslemesiz ezgilerin makamlarını bilenler birbirlerine hatırlatıyorlardı. Sonunda yudumladığım rakının mayhoş, buruk tadıyla keyiflenirken sohbetten iyice koparak batmakta olan turuncuya çalan güneşin denizin üzerinde bıraktığı izlere daldım. Duru ve şeffaf iki suyun karışınca beyaza kesilen sihirli etkisini dökülürken izleyip bardağı yeniden dudaklarıma götürdüm. Bütün hayatımın ağırlığının yudum yudum benden alındığını hissediyordum. Masanın tam ortasında dikilen iki şişe rakıya baktım dikkatle. Buydu dünyanın son umudu. Şeffaf ve sakin varoluşlarını seyrettim ses etmeden. Sohbeti koyulaştıran, bizi hafifleten ve keyiflendiren sihirli bir cadı iksiriydi sanki. Nefis ve doyumsuz bir lezzet dünyayı tam kıvamına geri çekilmeye zorluyordu artık. 

Yukarıdaki paragrafı yazmış olan yazar rakı sevmekte midir?

A evet b hayır c bilmiyorum

Cevap b şıkkı. Gidin başka yerde oynayın.

* Pof pof duman çıkaran buharlı lokomotifler yok mu, ben onları çok seviyorum işte.

* Do'nun bir külah dondurma olmayabileceği gibi, re'nin de her zaman masmavi bir dere olmadığı daha önce yazılmıştır muhakkak. (Mi denizde bir gemi, Fa ise gemide bir tayfa mıdır hala?)

* Bi sevgilim olsaydı eğer onunla rüzgarsız bir havada kağıt uçak yarışması yapmak isterdim mesela. Değişik model uçakların olduğu bir kitap biliyorum. Bu yüzden mi acaba dur bakayım 

* "insanlara hayatın aslında ne boktan bir şey olduğunu anlatma / onlar bunu zaten biliyorlar" Buk.

* Kumsalda bulduğu düz taşları boyayan bir kadın vardı feysbukta. (Ben olsam kaç sekiyor diye bakardım) Yaşamaktan duyduğu sevinçli şaşkınlığı bu kadar net yansıtan birini daha görmedim.

* Beyaz porselen demlik. İyi su. İyi kalite çay. (Tomurcuk opsiyonel) Demleme süresi 20 dakika. Süzgeç. Cam bardak. (Çay Demlemenin Erdemi Cilt VII sf 628 Bölüm XII)

* Tenefüste yediği yaldızlı Çokomel kağıtlarını defterinin boş sayfaları arasında tırnağıyla amaçsızca düzleştiren çocuklar vardı ya, onlar çok iyi insanlar olmuşlardır kesin.

* Açıköğretim Okuyanlar için Tatil Kitabı (içinde bulmacalar olur, boyamak için mandala tarzı resimler, derleme kısa öyküler, hafif yazılar, müzik, sinema, oyun önerileri vb vb)

* yeni format buldum kitap bitti zubizaretta çilliçıllovminlayf

* Her sene aslında iki halkaları olur ağaçların. Biri açık diğeri koyu renktedir. Açık renkte olan yumuşaktır ve içinde besinlerin olduğu suyun, ağacın en yüksek yapraklarının uç noktalarına dek ulaştırırlar. Koyu renkte olansa kışın oluşur ve serttir. Kemiğini oluşturur ağacın. Ağaç bu sayede ayakta durur. (...eğer bir alıç ağacı rüzgarın arkadaşlığını kazanırsa… işte bu çeşit cümleler kurar ve beni sinirlendirirdi)

* Büyük Reis Oturan Boğa'nın da dediği gibi:




yeni tavşanlar karalama defteri  II

* - varoluş batağına saplanıp kalmak / yokoluşu özleyip arayarak / insan olmanın trajedisi midir bu ? (samimi olalım beyler, ne zaman mutlu olmuştuk ki gerçekten, mutlu bir çağ yaşanmış mıydı hiç daha önceden / hep sanki  az ötemizdeydi ve şimdi buradayız) (end of the world ya da final victory... bilim kurgu gibi bir şey olabilir)




 .. dünyada dağlar ovalar tepeler ve nehirler bulunur. Tren yolları nehirlere paralel uzanır çünkü nehirler yükseltilerin arasından kendine yol bulmuş sulardır, trenler de devam etmek için düz yollar arar. Şimdi bu manzaraya bakarak ne acayip lan hep trenler nehrin yanından yanından gidiyor demek, bu tasarımı görmemek olur ama ne önemi var ki. 
(Game of Maria / Soul of Gaia)

*normal insanları normal insan olmadıkları için sevmemek  aaswdawsadawdasawd

*Mizah yazıları serisi: çokta süper olmayan bir kahramanın alabildiğine tırt maceraları. İsim bul. Resimli olursa daha iyi: (Bir gün Honki Tonki neşe içinde yürümektedir, bir nehir kıyısına gelir ve köprü başında maskeli bir yiğit ile karşılaşır. Buradan geçenden 5 lira geçmeyenden 15 lira alıyoruz, kaçanı da dövüyoruz der maskeli kahraman. Honki Tonki sakince köprüyü alıp başka bir yere taşır. Ve der ki şimdi ne olacak?...)


* maria / beşinci bölüm : dev salyangozların saldırısı’na ek : Herhangi bir biçimde intikam oyunu oynayan ve oynamaya hazırlananların üstünde düşünmesi gereken iki önemli nokta aklıma geldi, bir türlü tavşanlar kıvamına sokup sadeleştiremedim öyle şekellebeş* yazacağım. İki durumda da uygun bir özür vardır. Birincisi cahildir, ikincisi de gerekli farkındalık düzeyinde değildir –gerçekliği farklıdır- aslında bunlar da aynı tek şeydir herneyse. İki durumda da merhamet, anlayış ve affetme gerekir. Ancak intikam duygusunu oluşturan durumların yeniden ortaya çıkmaması için uygun şartlar yaratılma gücü şayet bulunamıyorsa ve ancak böyle bir acz durumunda şiddet, son derece makul insanlar tarafından da haklı olabilir. Yani artık şiddet bir acziyetten doğmuştur ve kişisel bir şey değildir. Bence bu adil ve makuldur. Çok uzun oldu. (*kelimenin patendi bana aittir kayıtlara geçsin, her kullanandan makul bir ücret talep edeceğim, malum ev kirası, faturalar, yaş oldu 34) (Ha bir de bunu bence "hiç bilmeyen biri" sadece makul olma kaygısıyla hareket ederek pekala kullanabilir ama “evrene gönderdiğin enerji sana geri gelecek” yasasına inanılıyorsa son derece bencilce kaygılarla da aynı yol takip edilebilir. Kuyruğunu ısıran yılanı görünce aklıma geldi. Bu bence sonsuzluk sembolü falan değil, bildiğin döngü sembolüdür ve döngüler kırılabilir)

* Ahmet Altan’ın bir yazısında vardı, şey diyordu, herkes bir doğallıktır tutturmuş gidiyor, biz insanız ya hu ve doğamız da doğal olmamak biraz da. Hem kim bir sincaptan daha doğal olabilir ki? Sincap mıyız biz? Ego da böyle aslında. Biraz ego iyidir ya. Çünkü kim bir sokak köpeğinden ya da bir golden’dan daha egosuz davranabilir ki? Köpek miyiz biz? Eğer biz daha iyiysek, böyle iyiyiz demektir ya da aslında o kadar da iyi olmadığımızı kabul etmemiz gerekiyor.


  “...beni gitmekte olan bir tren olarak hayal edebilirsin” 
Tom Waits (hala ; /)



yeni tavşanlar / karalama defteri


Bir tavşanın saatli maarif takviminin arkasında şu hikaye yazılıdır : Bir zamanlar çok zengin sağlıklı ve bu dünyada yapmak istediği herşeyi de yapmış bir adam yaşarmış. Bu adamın canı bir gün çok sıkılmış ve hayatın anlamını aramaya karar vermiş. Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş, değişik diyarlar gezmiş hatta kutuplara kadar gitmiş ama hiçbir şey bulamamış. Ancak uzun senelerin sonunda bir gün yolu sade insanların basit bir hayat sürdürdükleri sıradan bir köye düşünce bir ipucu yakalamış. Köylüler onu alçakgönüllü ikramlarıyla ağırladıktan sonra ona “Şu dağların ardında bir bilge keşiş yaşar. O bilgeler bilgesinde herşeyin yanıtı bulunur. Senin sorunun cevabını da bilse bilse o bilir” demişler. “O bütün hayatını mağarada geçirmiş ve kendini meditasyona adamıştır. Ama oraya uzun, zor bir yolla ulaşılır ve sen de bu yola yalnız başına çıkmalısın.” Adam “Eh” demiş “O halde sabah gün ağarırken yola düşelim” Ve dağların ardından dağlar aşmış, geniş ovalardan birini bırakıp birini aldığı atlarla geçmiş, tehlikeli vadilerde yaman geçitler, dik patikalar tırmanmış ve sonunda gerçekten de karlı bir dağın başında ıssız bir mağarada tek başına yaşayan o ulu ve bilge keşişin mağarasını bulmuş. Mağaradan içeri merakla ve çekinerek yavaşça girmiş, bağdaş kurmuş haldeki ihtiyar bilge keşişi eğilerek saygıyla selamlamış, başına gelenleri anlatmış ve hemen ardından sorusunu sormuş. “Bana bunu ancak senin bilebileceğin söylendi ey ulu keşiş ve öyleyse ey bilgeler bilgesi hayatın anlamı nedir” demiş. Bilge keşiş daldığı derin meditasyondan yavaşça sıyrılarak gözlerini aralamış ve “Bak” demiş. Mağaranın iyice karanlıklaşan duvarındaki belli belirsiz bir açıklığı işaret ederek “Oradan, çok derinlerden bir nehir geçer görüyor musun?” Adam da gösterilen yere bakmış. Gerçekten de dar ve derin ürkütücü dehlizlerin arasından ve çok aşağılardan yankılanarak bir şırıltı sesi geliyor, çok ama çok derinlerden bilgenin bahsettiği gibi bir nehir geçiyormuş. “Evet” demiş adam da. “Gördüm”. “İşte” demiş Bilge. “Hayatın anlamı işte o nehirdir evladım”. Ve sonra derin meditasyonuna geri dönerek huzurla gözlerini kapatmış. “Ama bir dakika demiş” adam tatmin olmamış halde. “Yani şimdi hayatın anlamı derinlerden akan o nehir midir?” Bilge keşiş bir an durmuş ve  şöyle fısıldamış şaşkın bir ifadeyle ; “Öyle değil midir?”


İstanbul çok güzel bir şehir. Neden böyledir diye sorulsa bir şey söylenemez çünkü çok berbat bir şehir. Tehlikeli, acımtırak ve hüzünlü. Koyu bir karanlığın boğamadığı bir avuç yıldız ışığı gibi.


Uzak bir şehirde arabalı sinemalardan birine çekip bir yandan bira içip bir yandan da uyduruk siyah beyaz korku filmine bakarken, tıkırtıyla irkilip aniden geri döndüm. Arka kapı açılıp içeri Maria atladı. “Oha” dedim “Burada ne işin var?” . Kapıyı kapatıp paltosuna sarınarak “Pır pır takıcılarla başımı belaya soktum” dedi. “Eh” dedim. “Yeni değil, ne istiyorlar” “Hep yaptıklarını. Pır pır takmak” Perdede ağır makyajlı  bıçaklı bir katil görünmüş, genç bir kızın açtığı kapıdan kara kuşlar sel gibi dışarı akarak göğe dağılmışlardı. Maria yaşlı bir adamdan bahsetti. Gazetelerde her sene çıkan “Uzaylılar tarlalara gizemli işaretler bıraktı” haberini okuduktan sonra Colaradolu bir çiftçi tarlasına çıkıp siyah sprey boyayla büyük büyük harflerle come on men you can do much better yazmıştı. “Onunla böyle tanıştım” dedi Maria. Bir süre onun yanında kalacaktı.

Rüzgarlı gün, yağmurlu gece
Çince grafitti çizmek de ne zordur ha

Merdivenlerin başına oturmuş vize tarihlerinin açıklanmasını beklerken elimdeki son bozuklukla yazı tura oynuyordum. Bir yazı üç tura ve ardından iki yazı daha. Gerçi yazı da gelse tura da gelse elimdeki lanet bir 50 kuruşluktu. Dağılan anfiden çıkan bir kız, arkadaşına konuşur gibi ama bana doğru bakarak “Düzelmeyecek hiç, biliyorsun değil mi?” dedi. Geniş pencereden giren güneş ışığında toz tanelerinin hareketleri tek tek seçilebiliyordu. Sonra bir tura iki yazı daha.

Yine akşam oldu atilâ ilhan
Üstelik yalnızsın sonbahar yabancısı


(“gece gölgesine sokulsam / gökyüzünde bulutlar büyüseler / yağmuru dinlesem anlatsam / şimşekler kırılıp dökülseler / bizi sokaklarda bıraksalar / leylekler üşüyüp gitseler / dönüp arkalarına bakmadan”)

“Tanrım” dedi sonunda Pan. “Tanrım…”
“Konuyu biliyorsun…”


NBA de bir sezon daha kapanmış, Play off'lara kalamamış bütün takımlar uçarcasına tatillere çıkmışlardı. Altı hafta kadar önce düşen dolgumun yeriyse hala boştu, dilimle ara sıra yoklayarak oyalanıyordum. İçimden bir ses "God bless TV..." diye şarkı söylüyordu ama diziler inanılmaz sıkıcıydı; sigaraya başlamıştım. Lebron James ne yapıyordu acaba?







Son tavşan / Jessica Rabbit

eğer hazır değilsen kelimeler hiçbir işe yaramıyor. ve zihnin tutunduğu gerçeklik algısını hiçbirşey parçalayamaz. güvenli ya da az çok tanıdıklık duygusu veren dünya kurgusunu bir kabuk gibi saran korku onu koruyor. müzik içeri sızabilir mi?

dünya algımız dünyayı hergün yeniden şekillendiriyor. Bu karton çöp kutusunu neden yakamıyoruz? 

ama dünyanın bu halinden hoşnut değildik ???

uzlaşmak ve savaşmaktan daha güzel bir yol çoğu zaman geri çekilmek, ortadan kaybolmak ve beklemek

dünyayı savaş ve barış kurtarabilir. savaş kısmında bol bol çatışma ve gerilim var, bildiğimiz şeyler. diğer kısımda, deneyimlenen sanat eserleri de aynı işi görebilir.

söyleyecek yeni hiçbirşeyim yok ve bundan hep mutluluk duydum. Bir sözlük!! dilbilgisi kuralları ve oyalanmaya devam ediyoruz

'benim çıldırdığımı düşünüyorsanız, komşunuzun bahçesinden bir çiçek koparmayı deneyin'  Suda yan ateşte boğul / Buk.

geçen zamanın yumuşak karnına bıçak darbeleri

sonuçta kapılar bir taneyse nasıl yanılıyor olabilirdik ki? 
Merak edilen bütün o şeyler kitabı / Kaan Akıllıpaşa

Aşkta; işin içine zeka ve zihin karışınca, bir aşk ilişkisi  bir kariyer planına benzemeye başlıyor ya da buna benzer bir şey... / Geçen zamanlar Kitabı

ama beyaz zambakların kokusunu unuttuğumuzda hiç şansımız kalmıyor

'güneşlenen beyaz köpek'  tekrarlara düşüyoruz

Pek çok şey aynı anda biter. Önemli olan kelebeklerdir. Şu an uçmakta olan bütün kuşlar tek tek aklımda.